--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ölünün arkasından konuşulmaz!

Hacı Yakışıklı
Hacı Yakışıklı

Ölünün arkasından konuşmak diye bir durum olamaz, çünkü ölünün yüzüne karşı konuşma imkânı henüz yok! Üstelik ölen kişinin cevap hakkı olsa bile bunu kullanamayacağı için “arkasından konuşmak” ifadesi haksızlık gibi duruyor. Bunu “Ölen kişiyi iyi veya kötü anmak” diye düzeltelim!

Peygamberimiz (sav) “Ölülerinizin iyiliklerini anlatınız, kötülüklerini anmayınız” buyuruyor. Elbette peygamberimiz doğru söylüyor. Kişi öldükten sonra onun gıybetini yapmak olmaz; ancak ölen kişi topluma büyük zararlar vermişse bunları anlatacağız. İşte zalimlerin uşakları, peygamberimizin sözünü adeta bir slogan haline getirip herkesi susturmaya çalışıyorlar.  “Ölünün arkasından konuşmak” ile “dedikodusunu yapmak” aynı şeyler olmamasına rağmen sanki öyleymiş gibi gösteriliyor! Bu sözü iyi niyetlerle söyleyen kardeşlerimiz de var; ancak iyi niyetli olalım derken tuzağa düşmeyelim!

Firavun’un, Ebu Leheb’in ve daha nicelerinin ettiği zulümleri hepimiz biliyoruz. Bunlar da ölü! Ömrü boyunca Allah’ın âyetleriyle savaşmış adamların ettiği zulmü anlatacağız ki bir daha yaşamayalım.

Gerçi, zalimin zulmünü haykırmak ve onunla mücadele etmek için ölmesini beklemeye de gerek yok! Diri iken mücadele edeceğiz, ölüp toprağa girince yaptığı zulümleri “balık hafızalı” kalmamak için dile getireceğiz! Kişinin yaşam tarzı, kaşı-gözü, huyu suyu mevzu bahis değil!

Adam 23,677 derneği kapatmış, 30,000 kişiyi sakıncalı ilan etmiş, 14,000 kişiyi vatandaşlıktan çıkarmış, 7000 kişiyi idamla yargılayıp 50’sini idam etmiş, 171 kişi işkence sonucu ölmüş, 650,000 kişi gözaltına alıp bazılarına ağır işkenceler yapılmış; buna rağmen bazıları çıkmış “ölünün arkasından kötü konuşmayalım” diyor! Sanırsın Muhtar Ahmet Amca vefat etti!

Süleyman Demirel öldüğü zaman da “aman arkasından konuşmayın” diyecekler! Ne yani, şimdi bizler Demirel’in “Başını örtmek isteyenler Arabistan’a gitsin” sözünü hatırlatmayacak mıyız? Demirel çıkıp da “Bu sözümden dolayı pişmanım, Müslümanlardan helallik diliyorum” derse iş değişir. O zaman “Allah ameliyle muamele etsin” deriz! 

Kur’an’da yer almayan, sonradan dini inançmış gibi eylem haline gelen davranışlara hurafe diyoruz ve aklımıza hemen “ağaçlara çaput bağlamak, türbelerde mum yakmak” gibi ritüeller geliyor. Özellikle 1970 sonrası bu tür inanışlar sanki İslam’ın kendisiymiş de “İslam hurafe’nin kaynağıymış” gibi gösterildi. İşin tirajikomik yanı ise bu yolla Müslümanların karalanmış olması! Neyseki devrimizin âlimleri dinimizi daha rahat anlatma olanağı bularak, ortada dolaşan hurafelerin aslında Müslümanlarla alakası olmadığını dile getirebildiler. Bir miktar daha alınacak yol var.

Müminler hurafe iftirasından kurtuldu, ama toplumun bütünü hurafelerden kurtulamadı. Ceberut sistemler maalesef insanlara “yaşam şekli” dayatmaya devam etti. Türkiye’de mukim olan kavimlerin en büyük özelliği “özgürlük tutkunu” olmalarıdır.

İnsanlar istediği gibi “inanma” özgürlüğüne sahipken devlet hâlâ resmî törenlerde amirleri ve memurları heykeller karşısında saygı duruşuna mecbur kılıyor. Bize kalırsa dileyen buyursun saygı duruşu yapıp bir heykelin önüne çiçekler koysun. O çiçeklerin hiçbir işe yaramayacağı ve ölülerin çiçek koklayamayacağı gerçeğine rağmen “inançlara saygı” gereği buna karışamayız. Ama onlar bize karışıyor, “bizim yaptığımızı sen de yapacaksın, bizim taptığımıza sen de tapacaksın” diyorlar!

“Ölünün arkasından konuşulmaz” ifadesi de son çağın hurafesidir! Ne zaman bir “millet düşmanı” ölse ve onun yaptığı “kötülükler” konuşulsa hemen birileri “Ölünün arkasından konuşulmaz” diye topluma ayar vermeye kalkıyor! Bunu söyleyenlerin hepsi değil, ama çoğu ömrü boyunca “Allah ile savaşmaya kalkmış” fakat sıra ölüsüne gelince birden kutsiyet zırhını kuşanmış varlıklar olarak karşımıza çıkıyor. Deprem esnasında ortada hiç ateist kalmaması gibi bir durum!

Bir de “Namaz, Allah ile kul arasındadır” sözü var ki özellikle Müslümanları hiç sevmeyen zümrenin kullandığı bir argümana dönüşmüştür. Onu da başka zaman ele alalım ve yazımızı geçenlerde bir dostumuzun söylediği cümleyle bitirelim: “Her şey başladığı yerde biter; doğduğunda ebe tokadı nereye atıyorsa, öldüğünde de imam pamuğu oraya koyar.”

Allah bizlere ve tüm kardeşlerimize hayır ile yâd edilecek bir ömür sürmeyi nasip eylesin…

Hacı Yakışıklı Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle