Montrö ve Lozan’ın çöküşü, Türkiye’nin yükselişi
İsmet İnönü’nün imzaladığı antlaşmalara aradan 100 yıl geçse bile bağlı kalmak zorunda mıyız?
300-500 sene evvelki eski antlaşmalara boyun eğmek zorunda mıyız?
Elbette devlet ciddiyeti “söze ve imzaya sadakat” gerektirir. Fakat yapılan eski antlaşmalar bizim sonsuz kaderimiz olmak zorunda mı? Yeni Türkiye, eski antlaşmaları feshedip yepyeni antlaşmalar yapamaz mı? Evet, her şey “çok zor” gözüküyor, ama biz zaten “kolay olana” talip olmadık ki!
Ortadoğu algısı yıkılacak, Mezopotamya yeniden doğuyor! “Hayal bunlar” diyenleri duyuyorum ve ben onların sahte gerçeklerine değil, ümmetin pırıl pırıl hayallerine inanıyorum. Şer bildiğinizde hayır vardır! Belki de boğaza karşı füze gösteren Rus askeri sayesinde Montrö revize edilecek!
Bizim topraklarımız yolgeçen hanı değildir. İleri düzende Kırım’dan kuzey topraklarımıza, Selanik’ten Batı topraklarımıza, Musul’dan güney topraklarımıza yeniden etki edeceğiz. Mesele toprak kazanma meselesi değil, buralarda mazluma sahip çıkan şuur meselesidir.
Bombalanan evlerin enkazındaki bebek cesetleri ve onların ölü bedenini havaya kaldırıp ağlayan anne-babaların fotoğraflarını görmek vicdanlarımızda onulmaz yaralar açıyor.
Müslüman’ın tepesindeki “gâvur jetleri” inmedikçe özgür değiliz.
Adamın biri kulübede yaşıyor. Bu kişi çalışıp çabalasa, Allah ona zenginlik nasip etse, bu kişi fabrikalar kursa, onlarca ev alacak parası olsa! Siz bu adama dönüp “Sen bu kulübede yaşamaya devam etmek zorundasın” diyebilir misiniz?
Biz, bir asır evvel güçlü bir Cumhuriyet Devleti kuramadık; bunu kabul etmek lazım! Eziktik, çarık giyerdik, savaşırken hoşaf ve ekmekten başka yiyeceğimiz yoktu. Mermilerin üstünü örtecek battaniyeyi bebelerimizin üzerinden sıyırıp aldık! Fedakârdık, vatanseverdik, şahadet aşığıydık; ama bizi eziyorlardı. Montrö’yle, Lozan’la, Sevr’le..!
Sonra yaşam tarzımızla uğraştılar. Hepimiz, ezilmiş bir neslin torunlarıyız ve bir daha kimseye bu fırsatı vermeyeceğiz!
Bırakın irtica paranoyalarını! Geçin bunları yeter; içimizdeki gayrimüslimlerle, farklı inançlarla, değişik yaşam tarzlarıyla sorunumuz yok. Elbette “dindar nesil” istiyoruz. Lakin bunu “kılıç gücüyle” ve mazlumun âhını alarak gerçekleştirecek değiliz.
Dünyaya bir söz söylenecekse bundan böyle Türkiye söyleyecek. Çünkü onlar tüm kelimeleri kirlettiler. Barış, demokrasi, insan hakları, eşitlik, adalet gibi ifadeler ağızlarında küflü birer mantara dönüştü. Onların vatandaşları bile “Demokrasi getireceğiz” yalanına inanmıyor. Evet, yeni bir dünya kurulabilir, yeni dünya düzeni mümkün ve bu düzen İslambol’dan başlayacak!
“TÜRKİYE-RUSYA ÇEKİŞMESİNİN SONUCU NE OLUR?”
Rusya kaybeder, Türkiye kazanır. Doğalgaz hususunda “tezek yakarız” ifadesi bir latife; zira millet doğalgazı Rusya’dan bedava almıyor. Doğalgaz da sadece Rusya’dan çıkmadığına göre..! Bunun yanında Rus gemileri “sıcak denizlere inmek” için bizim evin önünden geçiyor, bizim mülkümüzü kullanıyor. Revize edilecek bir antlaşma ile Rusya’nın bin yıllık ideallerini başa sarabilir, dönemeçli günler yaşatabiliriz. Yeter ki kendimize güvenelim, eziklik hissini 1900’lü yıllarda bırakıp, 1299 ruhunu devam ettirelim!
“AHMET HAKAN COŞKUN YAHUT KIRIK BİR AŞK HİKÂYESİ”
Bir çaresizliğin son girdabındasın… Sahte sevilmeler ve yalan övgülerle dolu bir hayatın, reddetmeye doyamadığın bir geçmişin, vaftiz edilmiş ama illa ki 3 ihlası teğet geçen bir vicdanın, emir almayı sevmeyen lakin kollarını çoktan dişlinin çarklarında tüketmiş olduğundan emir-komuta müdavimi olmuş başınla yollarda yürürken aslında o ayaklar senin değil..! Plan kurmak isterken, planın sadece ufak parçası olmak kadar elemli bir hayatta kırılacak denli aşk’ı olmamak ne acı! Hep açıklama yapmak zorunda kalacak, çünkü hep algıların yalancı çobanı olmaya mahkûm! Ve bir gün reyon görevlisi gelecek; bu ürünün son kullanma tarihi bitmiş diyecek. O gün, incittiğin tüm geri dönüşüm kutuları kapaklarını çoktan kapatmış olacak! Biz, dizimizin toprağa değdiği yerde olacağız! Karıncanın Nemrut karşısındaki gücü neyse Allah’tan onu istedik, ötesi Mahkeme-i Kübra!
Not: Antalya, Kayseri, Samsun ve Eskişehir’den sonra Allah’tan mani olmazsa 16.12.2015 Çarşamba günü Çorum Hitit Üniversitesi’nde ÜNİAK’ın davetlisi olarak “Dünya Terörünün Ülkemize Etkileri” konulu bir konferans vereceğim… Müsait olan dostları beklerim… Çaylar benden; ama yok ben misafirim, sizden olsun..!







