Melih Gökçek’in Ankara’sı!
Bizi sürekli okuyanlar şimdi; “Kardeşim bir Ankara’ya gittin iyi ki! Durmadan Ankara’yı yazmaya başladın” diyeceklerdir.
İyi de dostlar Türkiye’nin başkentindeyiz, siyasi nabzın attığı damarın üstündeyiz. Burası “hepimizi” ilgilendiriyor. Üstelik buralara “bizler” her açıdan hâkim olalım ki “başkaları” tepeden gelip bizi yönetmeye kalkmasın! Hem biz yazarken; ilk gün durduğumuz yer neresi ise yine o yerdeyiz! Olayları bir de bizim gözümüzden okuyun. Allah’a hamdolsun ki birileri gibi “algı yönetimi” yapmadan, neyi görüyorsak onu yazıyoruz. Eksiğimiz varsa tamamlamaya, yanlışımız varsa düzeltmeye de hazırız.
Türkiye’de en çok ismi anılan lider Recep Tayyip Erdoğan, en çok ismi anılan belediye başkanı Melih Gökçek olsa gerek! Zaten Melih Gökçek’i seven “tam” seviyor, sevmeyen de eleştirinin dibine vuruyor. Biz onu bunu bırakıp bugün biraz havadan, sudan ve de en önemlisi trafik meselesi ve yerleşimlerden konuşalım. Şöyle madde madde gidelim:
1) Ankara’da trafik sorunu Anadolu’nun birçok şehrine bakarak çok daha az… Özellikle çevre yollar Ankara’nın iç kısımlarını rahatlatıyor. Şehir ise giderek bu çevre yollara kayıyor. Bir de altgeçitler var ki bunlara “Melih Gökçek Alt Geçitleri” diyebiliriz. Neredeyse Ankara’nın tüm yoğun kavşaklarında altgeçitlere rastlamak mümkün, harika bir dizayn ve su gibi akan bir trafik sizi bekliyor. Özetle söylemek gerekirse Ankara’da ana arterleri bilirseniz istediğiniz yere rahatça gidebilirsiniz. Tabii Ulus ve Kızılay’ın hemen civarında işyeri ve evi olanlar için durum farklı, buralar 1923’ten kalma olduğu için biraz sıkışık, anlarsınız ya! Ankara’da yaşayıp bu şehirden çıkmayanları diğer şehirlere davet edelim, trafik sıkışıklığı nasıl olurmuş görsünler. Ankara trafiği “mesai başlangıcı ve bitişi” dışında gerçekten çok rahat!
2) Ankara’nın merkezine yakın oturmak isteyen “ailelerin mekânı” Keçiören İlçesi ve bu ilçe neredeyse tamamen dolmuş; yani yapılaşma bitmek üzere gibi! Başkan Mustafa Ak ilçede seviliyor. Geçenlerde kendisiyle görüştüğümüzde; “15 Temmuz’da ilçemizden tank yürümemesine rağmen en çok şehit veren ilçeyiz” demişti. Bu konuda kendisinin duyarlılığı takdire şayan; Keçiören halkına tanklar yürümese de onlar tanklara yürümüş. Allah razı olsun, mekânları cennet olsun!
3) Keçiören evlerle dolunca ister istemez nüfus bir diğer muhafazakâr ilçe olan Pursaklar’a doğru kaymış. Kaysın sıkıntı yok, şehir ileriye doğru genişlerse merkez tıkanmaktan kurtulur.
4) Ankara “merkezinde” Hacı Bayram-ı Veli Camisi, Ankara Kalesi ve civarı dışında hiç tarihi eser yok! Tabii olmayacak; Selçuklu ve Osmanlı’yı reddederek kurulmaya çalışılan bir ülkenin başkenti böyle dımdızlak olur işte! Neyse ki şimdi minareler daha gür yükseliyor.
5) “Ankara’nın Bağları” şarkısına aldanıp da Ankara’da şak diye “bağlar bahçeler” göreceğinizi sanmayın, onlar biraz dışarıda, itiraf edeyim ben daha pek görmedim!
6) Peki, Ankara’da hiç mi tarih yok? Elbette var, buyurun Ayaş İlçesi’ne! Biraz İttihat ve Terakki kokusu olsa da Ayaş çok şirin bir ilçe… Bu ilçenin Avukat kökenli Başkanı Bülent Taşan’la görüştüğümüzde güzel bir dengenin içinde kendimizi bulduk. Bülent Bey ilçenin yapısını çok güzel tahlil etmiş. Bu arada buranın Deniz Gezmiş’in memleketi olduğunu da idrak ettik. Aslında biliyordum ama ilçeye gelince “idrak” ediyor insan… Velhasılı Ankara’yı gezmeye geldiyseniz Ayaş’a bir uğrayın, elbette vaktiniz varsa, çünkü merkeze 50 kilometre mesafede; ama gittiğinize de değer!
7) Melih Gökçek’e dönecek olursak! Kendisi Ankara’dan bakınca “Belediye başkanı” olsa da Türkiye’den bakınca siyasi yönü daha belirgin oluyor. Bunu ileride tahlil ederiz.
8) 2002 senesinden önce Ankara’da “cami” neredeyse yok! Şimdi ara mahallelerde “yepyeni” camiler göze çarpıyor. Minareler yükseldikçe Ankara gerçek bir Anadolu şehri olma yolunda bir adım daha ilerliyor.
9) Ankara’da 14 yıllık iktidara rağmen kendilerini “Eski Türkiye” düzeninde görüp “ulaşılamaz” zannedenler var. Milletin verdiği yetkiyle makama geldikleri halde milleti hor görenler var. Bu kravatlı şahsiyetleri de iyi analiz etmek gerek! Onların konforunu da bozacağız Allah’ın izniyle! Kimse kendisini milletten üstün görmesin! Oturdukları makamı dolduramayanları, o görevlerin hakkını veremeyenleri, vatandaşın derdini anlatmak için kapısını çalmaya gittiğinde yoldan çevirenleri “tek tek” deşifre etmek boynumuzun borcudur! Vatandaş memnunsa bizim için de bir sıkıntı yok; görevini yapanlar başımızın tacı! Görevini yapmayanlar için gökten zembille “bela” inmesini beklemeyeceğiz!
10) Ankara’da bir de “gül yüzlü” insanlar var. Milletin derdiyle dertlenen, ümmetin yaralarını sarmaya çalışan yürekli insanlar var. Onların yanında durmak, onları gücümüz yettiğince desteklemek de boynumuzun borcudur elbette! Gül yüreklere selam olsun. Bizler; Ankara’da veya dünyanın herhangi bir toprağında son mazluma ulaşıncaya kadar çaba göstereceğiz. Usanmadan, bıkmadan, ölene dek!..







