--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Meclis Başkanı’mız İsmail Kahraman’dan yanayım!

Hacı Yakışıklı
Hacı Yakışıklı

Sadece duygusal olarak değil fikirsel çerçevede de Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman’dan yanayım. Bunu öncelikle kendi inançlarım doğrultusunda söylüyorum; ancak gayrimüslimler ve bizim gibi düşünmeyenlerin de “toplumsal barış” adına Sayın Kahraman’dan yana olması gerekir!

Farklı inançlara mensup olup asırlarca birlikte yaşama iradesi sergileyen insan zümrelerini 200 yıl boyunca birbirine düşürüp; 100 yıl boyunca kavga ettirdikten sonra uydurulan kavrama “toplumsal barış” denir! Bunu da buraya şerh düşelim.

Düşüncelerimizden dolayı fişleneceksek, ötelenip yok sayılacaksak korkusuyla inançlarımızdan vazgeçmemizin gereği yok; ama vazgeçenler var, hem de içimizden!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti “Devletin dini İslam’dır” düsturuyla kurulmuştur. Bu ifade bizim şahsî ifademiz değil, yüzlerce yılın yaşantısından süzülüp geçmiş olan toplumun bir tezahürüdür. Üstelik 1924 Anayasası’nda “Devletin dini İslam’dır” maddesi vardır. Yeni devletimiz Türkiye kurulduktan 14 sene sonra yani 1937’de “laiklik” bir madde olarak eklenmiştir. 

Devletin yeni olması tebaayı değiştirmez! Fakat birileri tebaayı da değiştirmeye kalktı!

Müslümanlar fikirlerini ifade ettiklerinde birileri bazen “Bunun yeri ve zamanı değil” diyor. Bizim fikirlerimizi söyleyeceğimiz mekâna kim karar veriyor? Düşüncelerimizi dile getireceğimiz zamanı kimler elinde tutuyor? Aklımızın güzergâhını ve ruhumuzun güzergânını kim tayin ediyor? 

“Her doğru her yerde söylenmez” demek; doğruları hiçbir zaman söylemeyin demek değildir! Susarak neyi çözebilirsiniz veya insanları susturarak üstünü örttüğünüzü sandığınız gerçeklerin bir gün ortaya çıkmayacağını mı sanıyorsunuz?

İslam insanları susturmaz, bilakis konuşturur! Bu topraklarda ara ara susturulmaya çalışılan Müslümanlar; onları susturmaya çalışanların da gayrimüslimlerin de garantörüdür. Bu sefer “kısık sesler” olmayacağız. Biz kimseyi susturmadık; susan da olmayacağız! Allah’ın tayin ettiği kaderi, kulların eline bırakmadan yolumuza bakacağız! 

“Zaman bendedir ve mekân bana emanettir” diyen bir nesli, yine Üstad’ın dediği gibi gökyüzünden habersiz uçurtma uçuracak mı zannediyorsunuz? Gökyüzünü fark ettiği vakit, hiçbir kuşu yuvasında tutamazsın; hiçbir fikri sonsuza dek beyinlere hapsedemezsin.

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de -hâşâ- “Türkiye’nin başkenti Ankara’dır, bayrağı ay yıldızlı al bayraktır” diye yazmaz. Biz bunu “anayasa”da belirtiriz. Bu belirtme, İslam’a aykırı değildir. Bununla birlikte anayasamızı yazarken de İsveç toplumunu değil Türkiye toplumunu göz önünde bulundururuz. İslam’a inanan insanların kanunen tâbi olacakları yasalar İncil’den veya Tevrat’tan alınacak da değil!

Anayasamız ve kanunlarımız topluma uygun olmalıdır. Toplum bizzat kendimiz değil miyiz? Öyleyse Türkiye Cumhuriyeti Anayasası; toplumun kahir ekseriyetinin inançlarına ve yaşam tarzına aykırı olamaz. Bu ekseriyet İslam’a tâbi ise, anayasanın da İslami yaşantıyı görmezden gelmesi beklenemez! Almanya Anayasası da kendi toplumuna aykırı olamaz. Bu çok net!

Onlar, yani Selçuklu ve Osmanlı’dan sonra yeni kurulan devletimiz olan Türkiye’nin ve halkının güçlü olmasını istemeyen lordlar ve baronlar; Müslümanların “Müslümanca” yaşamasını istemediler. Sadece adı “Müslüman” olsun; ama yaşantısı ortaya karışık olsun istediler. Bunun için de “laiklik” ifadesini milletin beyninde ve sırtında bir sopa gibi kullandılar. İslâmî ve Kuran’a uygun yaşam tarzını ve fikrî ifadeleri, laikliğe aykırı buldukları gerekçesiyle ANAYASA Mahkemeleri’nde yargıladılar, Ulucanlar’da betonlara yatırdılar, Mamak’ta işkenceden geçirdiler, Samanpazarı’nda idam ettiler. Fişleyerek korkuttular, rızık endişesiyle susturdular!

Ama ne yaptılarsa da bir İsmail Kahraman, her daim yüreğini ve fikrini ortaya koydu; İsmail’lerin betonu delen bir tohum gibi filizlenmesini engelleyemediler. Dedelerinin söndüremediği nur’u, torunları da elbette söndüremez; ecdadının yükselttiği sancağı da torunları mutlaka bir gün yeniden burçlara diker!

İsmail Kahraman vesilesiyle; “Türkiye’de ifade özgürlüğü yok” diyerek ülkemizi güya demokrat Batı’ya şikâyet edenlerin gerçek yüzlerini bir kez daha gördük. Sayın Kahraman bir “fikri” dile getirdi; buna tahammül edemeyenler hakaret dolu kirli sözler eşliğinde derhal istifasını istedi. Niçin bir fikri tartışmak yerine susturmaya çalışıyorsunuz? İnancını yaşayan kadınlara “haddini bildirin” diye bağırdığınız meclislerde milleti ezdiğiniz devirleri mi özlediniz? 

“İfade” edilecek daha çok konu var. “Yeri” ve “zamanı” bu sefer komprodorlar değil; bütün inanç kesimleri ve kavimleriyle birlikte toplum tayin edecek! 

 

Hacı Yakışıklı Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle