Kervan yürüyünce köpekler kürdan arar!
Akdeniz’de Müslümanlar boğuluyor, çünkü biz boğulduk! Yanı başımızda insanlar parçalanıyor, çünkü biz parçalandık!
Artık hiçbir girizgâh hafifletemez acılara gark olmuş yüreğin ağırlığını, hiçbir söz işlemez; söz dediğin tılsımlı silah “tutulmayı” sever, tutmazsan ilk terk ettiği şey mânâsı olur. Mahkeme salonlarında kaybedilen büyük aşkların ilk hali ile vekâleti istenen çocukların masumluğu kadar temiz kalmalıydı verilen her bir söz!
Kirli sözleri kurşunun temizlediği çağlardan geçiyoruz. Kirli adamların, kiralık fikir kadavralarını “üstüne biraz daha verse” satın alacak dereceye geldiği günlerden geçiyoruz.
Arınmak için kirlenmek gerek!
Yeterince kirlenmedik mi? Otogarda beklerken annesinin elini tutmayı unuttuğu için kaybolan fakir çocukların çığlığı “dilenci işte” bakışları altında erirken bu dünyaya niçin geldiğini unutmanın sancısını mezarda çekmek tecelli ederse “yandığınızın” resmidir! Biz de dâhil!
Öyle ilkesiz adamlara sırnaş oldular ki dün pislettikleri cami duvarlarındaki irini bugün yalıyorlar. Bizden sanıyorsun, kanayan sırtını yaralayan bıçağı ellerinde görüyorsun, yeter ki zayıf düşmeyegör!
Ortaya karışık laf salatası yaptıktan sonra bir müddet bekleyip güçlü olanın yanında saf tutmanın omurgasızlığı kadar ittifak haline girmiş; ama yürüyen bir ölü kadar değersiz olduğunu bilmiyor. Dünyanın bir gün yok olacağını çoktan unutmuş, sûr üflendiği gün saksafon çalamayacaksın!
Acıtan her bir kelimeyi sinemize gömüp realitenin ıslak kaldırımlarına dönelim. Bir kervan yola düştüyse köpekler yolun sonuna kadar biteviye uluyacaktır. Bunu şu an geçelim!
Türkiye bir bütün değil bir parçadır ve bu parça daha fazla parçalanamaz! Türkiye bu milletin topraklarının sadece bir kısmıdır ve büyümelidir. Türkiye, büyük ümmetin bir büyük parçası! Akan kanları durduracak olan “şu an kanlar ağzını doldurmuş olsa bile” Türkiye’dir. İdeolojik kasıntıları ruh hastaları alsın, bize berrak gerçek lazım. Kendi ordusunu kendi halkına düşman etmiş bir ideoloji yıllara direnebilir ama vicdanlara direnemez, direnemedi de! Ordu-millet birlikteliği yıllar sonra kendine hayat buldu. Açan filizleri solduracak ellerin kırıldığı gündür bugün!
Partiya Karkeren Kürdistan (PKK) diyerek “işçi partisi” olduğunu iddia eden taşeron limited şirketin ortakları hiçbir zaman “halkları” değil, daima komprodorları temsil etti. Molotof atınca barış gelecekse her şehrin meydanına molotof havuzları kuralım.
Seçimler bitince gaddar birer akbabaya dönüşen uzaktan kumandalı adamlar, erken seçimde barış güvercinine dönüşüp sel bölgelerine “iş makinası gönderelim” çağrısında bulunup ne kadar insancıl birer anti-militarist olduklarını gösteriyorlar. Artık yaktıkları iş makinelerinden mi yoksa hendek kazdıklarından mı bahsediyorlar orasını cızırtıdan anlayamadım! Bu “anti”cilerin çoğu ilkesiz zaten, bir “anti” bilirim bundan böyle, o da diş macunundaki anti-tartar, gerisi füruat!
Son dönemde trajikomik bir mizansenle etrafımız çevrildi. Şiddet yanlısı barışçıl leylekler devlet tiyatrosundan atılınca “Hani benim kaymağım nerede, devlete sövecem, devletin parasını da yiyicem” diye basın açıklaması yapıyor. Diğer tarafta 40 yıllık milliyetçiyi yine milliyetçiler madara etmeye kalkıyor. Ne demiş büyük amca: Sistem kendi evlatlarını yer! Aslında “devrim evlatlarını yer” olacak, ama ortada muhalif yapıcı devrim yok!
Bir yanda insanlar ölüyor, diğer yanda rantçı müptezeller salyalı kelimelerden döviz aparmak için fare deliklerini mesken tutmuş bekliyor. Ülkenin evlatları ölürken “vatan sağolsun” demek istemiyorlarmış, canları çekmiyormuş, ojeli tırnakları kırılırmış, röfleli saçları dağılırmış, pedikürlü ayakları yıpranırmış! Hoşşşşt ordan, sana söylüyorum Karabaş, lütfen hoşt, sakin ol oğlum!
Ne kadar entelektüel ve çağdaşsınız! Ne kadar da elit, bir o kadar namert! Ne kadar da üst akıl, bir o kadar müptezel! Reklamda afedersiniz kıçını başını sallaya sallaya vatandaşı zehirleyen ve bedenî mahremini kiralık olarak reklam firmalarına iliştirmiş vitrin sakatatları; söz konusu vatan olunca utanan birer Nişantaşı kadavrasına dönüşüyor! Milletin ekmeğini yiyip, mazlumun suratına tüküren entel çakallar, kapçık ağızlı çukurlar; milletin sırtından kazandığınız parayla yine onlara garez kusarken sahilde yudumladığınız şaraplarda kendi kendinizin faili olup, boğduğunuz imanınız gibi kendinizi boğacaksınız! Söz konusu vatansa hiçbir şey teferruat değildir, bilakis her ayrıntı önemli ve her insan biriciktir! İnsanımız da sağ olsun vatanımız da!







