Her şeyi devlet yaptıysa siz kimin ürünüsünüz?
Devletsiz olmaz! Bunu HDP ve PKK biliyor ki onların meselesi devlet/özerklik değil, devletin kılcal damarlarında rant yolları açmak! Demirtaş ile avanesi mensup oldukları devlete/millete karşı büyük ayıp içindeler. Diyar-ı Bekir’de peygamberimize hakaret karikatürünü bilboardlara çeken kışkırtıcıların yoldaşları Hüda Kaya ve Altan Tan ne düşünüyor acaba? Sırf maddi menfaat, makam ve belli grupların siyasi ikbali uğruna “kan akmasına göz yumanları” tarih affetmez. “Devletsiz olmaz” derken 12 Eylül’ün, 28 Şubat’ın, 1990’ların “ele geçirilip kuşatılmış” devletini kastetmiyoruz.
Bizler Abdullah Öcalan’ı devletin icat ettiğini biliyoruz. Madımak’ı, Başbağlar’ı devletin(!) yaptığını; Diyarbakır Cezaevi’nde devletin zulmünü biliyoruz. Ancak o devlet, şimdiki devlet değil! O devleti millet yönetmiyordu. Eski bir ezberi tekrarlayıp her kötülüğü 2015’in devleti yapıyor diyenler, varlığını hâlâ sürdüren statükocu zihniyetin ortaya çıkardığı birer pazarlama ürünüdür!
“SAVCI MEHMET SELİM KİRAZ VURULUNCA NEDEN SUSTUNUZ?”
Adliyenin içinde “Katil Erdoğan” diye bağıran hukukçular, cüppeli dağ başı müdavimleri; Savcı Mehmet Selim Kiraz aynı adliyenin içinde şehit edilince neden sustunuz?
“VECİHİ HÜRKUŞ’A YAPILAN BÜYÜK HAKSIZLIK”
Milletin devletine ait “yerli otomobil”in ilk versiyonu gün yüzüne çıkınca birileri hemen “Ama bu yeni bir model değil” diye itiraz etti. Haklılar, çünkü asıl elektrikli araç piyasaya çıkınca gösterilecekti. Bakanlık bunu tam izah etmeyince karışıklık oldu. Bazıları olayı “Türkiye bir şey üretemez” sloganıyla bayram havasında duyurdu. Bunlar olurken aklıma yine Vecihi Hürkuş geldi. Bütün imkânlarını kullanarak 1960’larda yerli uçak yapan Vecihi Hürkuş’un seri üretim yapmasına izin verilmedi. Toplum mühendisleri ve Türkiye’nin gelişmesini istemeyenler bununla yetinmeyerek Hürkuş’u karalamak için sinema filmlerini kullandılar. Şener Şen’in canlandırdığı Vecihi karakterini hatırlıyorsunuz değil mi? Orada Vecihi’yi sakar pilot olarak aşağıladılar. Devrim arabalarında da benzer bir durum yaşandı, araç ilk denemede çalışmayınca “yerli oto” rafa kaldırıldı. Beni tek sevindiren Bakan Fikri Işık’ın her şeyin farkında olması ve “1961’de Devrim arabalarını boğan ve seri üretime geçmesini engelleyen zihniyeti” iyi bilmesi! Erbakan’ın dediği gibi: Mesele Türkiye’nin şeftali yerine motor üretmesiydi. Biz üretelim de dileyen mesele etsin!
“ADNAN OKTAR’IN KANALINA +18 İŞARETİ”
Evrim teorisini çökerten adam olarak piyasaya çıkan Adnan Oktar kendi efsanesini bitirdi! Gençliğin imanını “yavaş yavaş” çökertme projesine doğru yol alıyorlar. Şarkılarla başlayan macera meyhane havalarına döndü. Sonra raksa başladılar. En son Adnan Oktar da kalkıp oynamaya başladı. Bunları kendi özgürlük alanlarında yapabilirler ancak bütün bu yanlışları “Müslümanlık böyle olur” iradesi altında yapmaya çalışıyorlar. Kimsenin imanını sorgulamıyoruz; şahısları adına yapmaları gereken işleri İslam adını kullanıp yapmalarını eleştiriyoruz. Böyle giderse kanala +18 ibaresi konsa yeridir. Etmeyin, böyle yaparak kendinizi tüketiyorsunuz. Silgi, silmeye çalışırken kendisi de silinir.
“FETULLAH GÜLEN’İN ÜNİVERSİTESİ’NDE ŞARAP-SEVİCİ BİR BEYAZ TÜRK: ERTUĞRUL ÖZKÖK”
Fetullah Gülen’in Üniversitesi dediysek “onunla anılan, cemaate yakınlığı ile bilinen” demek istiyoruz. Çünkü Gülen, hiçbir zaman şirketleri ve üniversitesi olduğunu kabul etmiyor. Sistemleri farklı! Neyse efendim Gülen’e yakınlığı ile bilinen Melikşah Üniversitesi’nde Aydın Doğan’ın eskimiş prensi Ertuğrul Özkök konferans verdi. “Ne kadar şarap varsa alın” diye yazan bu zat, öğrencilere bunu tavsiye etti mi bilmiyorum ama “411 el kaosa kalktı” manşetinden pişman olmadığını ve onlarca başörtülü öğrencinin olduğu ortamda onlardan özür dilemeyeceğini söylemiş. Konferansın basına ve halka kapalı olması ise Özkök’ün utanması gereken bir durum, ama ondan böyle bir edep bekleyen de sanırım yoktur.
“KULLANIŞLI BİR META: AHMET HAKAN”
Sen zalimler korosunun baş mızıkacısı, sen süslü şişelerin jelâtin parlatıcısı! Hesabıma attığın o “şerefsiz akit” twitlerini silmeye kalkma! Beni bırakıp da çalıştığım kuruma çamur attığın o müptezel kelimeleri silmeye kalkma! Bir gün karşıma geçip de “Hayır ben öyle twet atmadım” diye söylenmeye başlarsan o çok korktuğun doğrular ömrünü bir kâbus gibi kovalar. Senden nefret etmiyorum, kin de duymuyorum ama feci halde acıyorum; çünkü sen özgür değilsin, senin gökyüzün birilerinin çizdiği resim kadar, sonrası yok Bay Coşkun! Şayet vicdanın kaldıysa, azabı kırıp döktüğün ve hatırlatılmasından hazzetmediğin geçmişin olacak. Her şeye rağmen benim ruhumun bir köşesinde “iskele-sancak” modunda bir silüetin dursa bile, örselediğin mazlumların gözyaşlarından yanayım; senden değil!







