Fransa ve 7 Kocalı Hürmüz ahlaksızlığı
Fransa’da 12 kişinin öldürülmesi “yeni bir planın parçası” değil, devam etmekte olan eski bir planın zinciri! Artık oyunları sinsici oynayamıyorlar, çünkü görüyoruz! Bu sefer; gözümüzün içine sokarak, kulağımızın dibinde bağırarak yapıyorlar! Biz değişmedikçe onlar bildiklerini okumaya devam edecek! 12 ölü, bizim açımızdan bir şeyi değiştirmeyeceği için seviniyor değilim; ama bu ölümlere üzülmek de içimden gelmiyor! Vaziyet nötr! İnsan hakları açısından sıkıntılı bir durum, hiç kimse yargılanmadan infaz edilemez! Esas mesele bu: Dünyayı adaletle yargılayacak gücümüz yok, bu güce kavuşacak tecrübemiz var ve kullanamıyoruz!
Ne kadar eleştirsek de Batı’nın hormonlu imajı hâlâ pırıl pırıl; oysa onlar sadece kendi kapısını temiz tutmak ister, geri kalan dünyanın güçsüzleri onlar için kanunsuz ve insanın unutulduğu alanlardır!
Ülkemizde darbeleri yaptıran Batılılar iken bu darbelerin pisliğinden kurtulmak için sarıldıklarımız yine onlar! Dejavu..!
“7 Kocalı Hürmüz” 1971 yılında yazılmış bir senaryo ve Türkiye’nin ahlaksızlıkta geldiği son nokta! Bir kadın 7 adamla birden evleniyor. Bunu komedi diye milletimize yutturdular. Çünkü ortada tepki verecek adam kalmamıştı. 10 sene evvel bir Başbakan asılmış, ülkede çıt çıkmamıştı. 1971 döneminin Türk Silahlı Kuvvetleri kanunların kendilerine bahşetmiş olduğu “Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamak” görevini yerine getiriyor ve milletin seçtiklerini muhtıralarla darp ediyordu.
Kur’an-ı Kerim’lerin toprağa gömüldüğünü hatırlayanlar vardır, dedelerinize bir sorun! İşte o dönemlerde 7 Kocalı Hürmüzler yazılıp kadının ve toplumun onuru ayaklar altına alındı. “Hababam Sınıfı” seriler halinde piyasaya sürülüp Şaban’lar “hayvan isimleriyle” aşağılandı. Bu toprakları vatan yapan ve namus elden gitmesin diye mezarlarda yatan ecdadın torunları büyük boşluklar bırakmış ve bunları “modern-laik-çağdaş-demokrat” süslemeleri altındaki satılmış uşaklar doldurmuştu.
“TÜRKİYE’NİN EKSENİ KAYMAK ZORUNDADIR”
7 Kocalı Hürmüz diyerek toplumu birer “namuslu fahişeler sokağı”na çevirmek isteyenler yüzünden Batı hep bize süslü geldi. Batı çağdaştı, eşitlikçiydi, güçlüydü, son sözü hep o söylerdi! M.Kemal’le bizler de yüzümüzü cebren de olsa Batı’ya çevirmiştik! Ama yeter!
En son 12 kişinin ölümüyle Batı’nın nasıl bir Hürmüz olduğunu gördük! Hürmüz, “Zerdüştlerin hayır tanrısı”dır, Müslümanların değil!
Kendi ölüsüne ağlarken rimeli akan kirlenmiş Batı, bu yeni bir şey değil!
Batı’nın ikiyüzlü tavrını bireyler olarak baştan beri biliyoruz, hükümet ve muhalefet de biliyor; fakat Türkiye Cumhuriyeti Devleti sanki bir başka milletinmiş gibi, Batı hâlâ bizim için gidilmesi gereken bir ideal! Devlet, bu idealinden vazgeçmek zorunda! Devlet bize yine mi yabancı yoksa?!
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ikiyüzlü olduğunu biliriz, ama oradan çıkacak bir kararı dört gözle bekleriz. Eğer bizim lehimize karar çıktıysa “AİHM son noktayı koydu” deriz. Yok, bizim aleyhimize karar verdiyse “AİHM hukuksuzluk yaptı, ikiyüzlü Avrupa” öfkelenmeleriyle kendimizi avuturuz! Önce içimizdeki maskeleri indireceğiz!
Türkiye’nin bir düşmanı bile yok! Kim bizim düşmanımız? Yunan mı Ermeni mi? Yapma ya, kendine düşman diye bula bula can çekişen Yunanistan ile ekmeğe muhtaç Ermenistan’ı mı buldun?
Artık “yavaş yavaş” gitme stratejisi bırakılmalı! Türkiye “oba” olmaktan çıkıp, yeniden “çadırdan saraya” geçmek durumunda! Geldiğimiz şu yalan dünyada mazlumların ölümünü görerek yaşamak hepimize vebaldir! Bedenimiz toprağa girecek ama bizler coğrafyamızın bir yerinde kundaktaki bebeğin beynine ufak demir parçaları saplanarak öldürüldüğünü bilip sabah kahvaltısında reçel ve kaymak yiyeceğiz öyle mi? Yetmez mi onurumuzun bunca çiğnendiği? Kıldığımız Cuma namazları yakamıza yapışacak, Maraş’ta “Kalesinde ecnebi bayrağı sallanan yerde Cuma kılınmaz” diyerek şehre giren gâvuru tepeleyen ecdadın cihad ruhundan utanarak yaşamak boş yere nefes almaktır!
Ertuğrul geldi, bize içimizden çıkaracağımız bir Osman gerek!







