Arabistan Kralı’na açık mektup
Esselâmü Aleyküm,
Din kardeşim Abdullah diye mi başlayayım yoksa Saygıdeğer Kral Abdullah bin Abdülaziz el-Suud Hazretleri diye mi? “Siz” diye mi hitap edeyim “sen” diye mi? Öyle bir topluluk olduk ki bizi yaratan yüce Allah’a dahi ‘sen’ diye hitap ederken, yarattığı kullara ‘siz’ diyoruz. Aramıza beyhude nezâket girdi gireli, kardeşlik çekilmeye başladı kalbimizden. Yaşadığım topluma sırtımı dönmeyerek sana yazdığım bu mektup eline ulaşacak biliyorum. Maksat, mektubun sana değil Allah izin verirse gönlüne ulaşmasıdır. Ve geçen senelerin bizdeki Cumhuriyetin ilanı ile aynı, 3 ay büyüksün o kadar.
Kral Abdullah, sen ki İslam’ın “ortak mülkü” Mekke ve Medine diyarlarının yöneticisisin. Ben sana düşman mıyım, asla! Bu mülk senin mi, asla! Bunu bil. Şimdi Kâbe’nin başına musallat ettiğin Zemzem Tower’in tepesinden in ve müslüman ahali ile aynı hizaya gel. Aramızdan ilm-i siyâseti def’et. “Müminler kardeştir” ayetine uyarak bu satırları oku.
Senin de benim de önderimiz olan Hz.Muhammed Mustafa’nın(sav) yolundan giden insanlar hunharca öldürülüyor, dünya müslümanları kan ağlıyor. Bilâl-i Habeşî’ye işkence ettikleri yer Zemzem Tower’in Kral dairesine kaç metre uzakta; her işkence edilen şahıs Bilâl’in acısını çekiyor, kurtarmak için el uzatıyor musun? Arakan ülkesinden haberin var mı? Yok gibi gözüküyor. Orada “Lâ ilâhe illallah Muhammeden Resûlullah” diyen kardeşlerimiz diri diri ateşlere itilirken ne yapıyorsun? Kâbe’nin 72 numaralı kapısından çıkıp hafif sağa dönünce “Pepsi” tabelasının az ötesinde bir put gibi dikilen Hilton Oteli’nin mimarisini mi inceliyorsun?
Peygamberimiz bir an Mescid-i Haram’ın 95 kapısının herhangi birinden çıksa, Arabistan diyarını ona gönül rahatlığıyla gezdirebilir misin? Ravzasının ve Cennet’ül Bâki’nin karşısında duran alışveriş merkezindeki alkolsüz(!) içkilerin olduğu reyondan geçebilir misin? Öyleyse bir akşam vakti Kabe’nin hemen önündeki “Burger King”de bir yemek ikramın olsun. O’nu alıp Şeyh Ahmed Yasin’in sabah namazı çıkışı tekerlekli sandalyesinde, jetlerden atılan bombalarla şehit edilirken İslam âleminin çekirdek çitleyerek Bundesliga’dan, Premier Lig’den futbol maçlarını nasıl izlediğini izah edebilir misin? Her sorum bir cevap aslında ve bazen sormak demek cevap beklemek değil!
Kardeşim Abdullah yahut Kral Hazretleri; ümmeti katledenlere karşı ne yaptın? Yaptığın bir şey varsa cümle âleme anlat ki yanında dimdik duralım. Suriye’de, Irak’ta, Libya’da müslümanlar toplu ölümlere, yasaklara, baskılara, tecavüzlere, acılara mâruz bırakılırken Mekke ve Medine’nin resmî yöneticisi sen ne yapmaktaydın?
Diyeceksin ki “Sen bunları git Tayyip Bey’e anlat, bir zamanlar Arabistan’da çalışmış Abdullah Gül’e anlat” Kusura bakma, benim bunları sana anlatma özgürlüğüm var. Üzerinde oturduğun topraklar “dünyanın merkezi” ve bu merkezde benim de payım var, tüm İslam âleminin payı olduğu gibi.
Seni fildişi kulelerde görüyorum, refah içinde görüyorum, paranın havuzlarında keselenirken görüyorum. İnsanların çoğuna da böyle görünüyorsun. Neden diye hiç düşündün mü?
İslam’ın yayıldığı beldenin ismine niçin “Suudî” ifadesini getirdin. Orası “Muhammed’ül Emîn”in beldesi değil mi? Biz Mekke ve Medine’ye sen Kral’sın diye gelmiyoruz, Allah emretti diye geliyoruz. Peygamberimizin gözlerinin gördüğü dağları görmeye, Kur’an-ı Kerim’in indiği mekanları hissetmeye geliyoruz. Bu tür yazıları yazanları Allah’ın bu emrini yerine getirmekten alıkoyarsan sen bilirsin, ahirette epey bir alacağım olur senden ve bunu petrol, dolar karşılığı hisselere bölemezsin. Ben sırtımı Allah’a dayamayı peygamberimden öğrendim, ne yaparsan yap!
Peygamberimizin babasının ismini taşıyan Kral Abdullah; Kâbe tüm ümmetindir, senin değil! Kâbe’yi betonlarla, kulelerle çevirdin yazık değil mi? Peygamberimizin o güzelim ravzasının etrafını taş yığını otellerle boğdun. Abdülhamid Han tren istasyonunu yaptırırken Medine’ye varmadan az önce raylara keçe döşetmişti; gürültü çıkmasın, belde rahatsız olmasın diye! Peki sen onca oteli, onca gürültü içinde nasıl yaptırdın? Sahabenin evlerini hiç titremeden bir emirle yıktırırken, Kabe’nin tepesine Zemzem Tower’i nasıl diktin? Bu tezatlık nedir, bu rezalet nedir?
Kim derdi ki bu “Emîn Belde”nin (Beledî’l Emin/Tin suresi) yöneticisi, peygamber düşmanı ABD’yi dost edinecek. Dostları değilsen haydi gel Türkiye ile ve bölge ülkelerle “Ortak Ordu” kurmak için adım at. Çok zor değil, büyük büyük maliyetleri de yok. Bu ordu, nerede insan kanı akıyorsa onu durdurmaya gidecek. İşgal etmeyecek, insan ölümlerini engelleyecek. Acılarımız büyük oranda son bulacak. Şu an için yegâne kurtuluşumuz budur. Batı ile ticaretini bitir demiyorum, ama bu denli dostluk nedir?
Sayın Kral, bu sözler kulağına değince etrafındaki lüksten başını kaldırıp düşünecek misin yoksa “Gözleri var görmezler, kulakları var işitmezler” ayetine mi denk geleceksin bilmiyorum. Sade bir müslümandan, Krallık koltuğunda oturan 90 yaşındaki müslümana yazılmış bu satırlar “Haksızlık yapan kızım Fatma olsa” ilkesiyle yazılmıştır. Sen bilirsin, “Hılful Fudul” neyi gerektiriyorsa onu yaptım.
Selametle Kral, unutma ölüm geldiği gün seni yüksek binalara değil kuru ekmek yiyen muhtaç bir insan ile aynı hizaya gömecekler. Orada “Sayın Kralım” diyen de olmayacak. Biliyorsun değil mi?







