--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ankara imajı ve bahtı kara mâderler!

Hacı Yakışıklı
Hacı Yakışıklı

“Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini, yok mudur kurtaracak bahtı kara mâderini” mısraları Namık Kemal’a ait! İnsanı coşturuyor değil mi? Biraz yakından bakalım ve öyle hemen coşmayalım!

Namık Kemal dönemi, Osmanlı ve Türkiye ortak tebaasına karşı Batı’nın ilk “başarılmış” projeleri oldu. Jöntürkler, Yeni Osmanlıcılar, İttihad ve Terakki yani Birlik ve İlerleme Partisi, Tanzimat Dönemi, Servet-i Fünun saçmalığı, Fecr-i Ati rezilliği diye devam edip giden dönem!

Bu dönem 1800’lü yıllara rastlar. Edebiyat adı altında projeler dönemidir, Batı’nın Müslümanları çökertme projesi ve başarılı da oldular. 1800’lü yıllar boyunca uğraştılar ve 1800’ün son çeyreğinde doğan Mustafa Kemal ile vücut buldular. Ona “Atatürk” dediler ve bir asır altını oydukları kültürümüzü karanlığa ittiler. Yani onlar Muhsin Yazıcıoğlu’nun dediği gibi sadece 1960, 1970 ve 1980’de değil; taa 1800’lü yıllarda da bu milleti hep karanlığa ittiler!

Namık Kemal 1840-1888 yılları arasında yaşamış ve lise kitaplarında “vatan şairi” diye tanıtılmıştır. Bizim “lise kitapları” zihinlere nakşedilen ideolojik öğretilerle dolu; hâlâ öyle mi acaba? 

Mesela o kitaplarda “Darwinizm” anlatılır, hani şu meşhur “insanın atası maymundur” hikâyesi! Ciddi ciddi bunun eğitimini yıllarca gördük. Ancak “kenar mahallenin” muhafazakâr çocukları olarak biz bu hikâyelere hiç inanmadık. “Öyleyse Hz. Adem kim?” diye sorduk ve öğretmenlerimiz apışıp kaldı. Bir nesli çürüteceklerdi lakin başaramadılar.

Bize “vatan şairi” diye anlatılan Namık Kemal ve onun nesli “ırkçılık” belâsını Osmanlı’ya bulaştırdılar. Gerçek kitapseverler o dönemin kitaplarından hazzetmez. Tevfik Fikret, Recaizade Mahmut Ekrem, Şinasi, Ahmet Mithat Efendi gibi isimler çok sıkıcıdır. Kendileri zaten “bunalım” takılırlar.

Bir nesil böyle heba oldu. Köy Enstitüleri ile Batı’nın kutsallarını bize dayatacak öğretmenler yetiştirildi. O öğretmenler ileride “Hoca camide” diyecek kadar akıl yoksunu oldular.

Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibiler rezilliğin dibine vurdu. Bu dönem “köylülerimizi ve Müslümanları” aşağı seviyede gösterme dönemidir. Bakmayın siz “Köylü milletin efendisidir” dediklerine! “Madem efendi öyleyse niye zorla kasket taktırdın?” sorusu yeterli!

Hele de televizyon devreye girince değmeyin keyiflerine! “Kemal Sunal, Şener Şen” gibi oyunculuk konusunda gerçekten başarılı isimler ile ideolojik sapkınlığa devam ettiler.

Bu konuda çok dertliyim o yüzden mevzu biraz uzadı, haydi bugüne bakalım, neler değişmiş?

“MABETSİZ ŞEHİR ANKARA İMAJI YIKILIYOR”

Dünün “mabetsiz şehri” Ankara’nın ideolojik imajı nihayet son buluyor. Kötü işler peşindeki insanların mekânı olan ve vatandaşın gitmeye korktuğu ANKARA KALESİ son derece modern bir görünüme kavuştu. İçeride abdesthanesi olan çok güzel bir cami var. Esnaf genelde Çankırılı ve gayet kibarlar. ULUS MEYDANI ise yapılan muhteşem cami ile “heykel” imajından kurtuluyor. Bizim toplum heykeli sevmez, biz heykel medeniyeti değiliz! Biz “külliye” medeniyetiyiz! Hanlar, hamamlar, çeşmeler, şadırvanlar, medreseler, konaklar, kubbeler, minareler bize nefes aldırır; heykeller ise bizi boğar! Ulus Meydanı’nın ilerisine yapılan cami tüm Ankara’ya nefes aldıracak. Bu cami öyle önemli ki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, darbe kalkışmasından sonra ilk ziyaretlerinden birini bu caminin inşaatında gerçekleştirdi. Çankaya gibi bir buzdolabından sonra, Beştepe gibi bir mimari ise Ankara’da ılık rüzgârlar estirdi.

Ankara şehri “kuru ideolojik” ve bitkin memuriyet imajından giderek uzaklaşıyor. Artık başkentimiz, hangi ülkeye ait olduğunu belli ediyor.

İnsanların “reis” derken gurur duyduğu Erdoğan, Türkiye toplumunun nabzını iyi ölçerek neyi sevdiğini gayet iyi biliyor. İnsanlar onu milli iradeye saygısından dolayı seviyor! Yani Kur’an’a, peygambere (sav), ezana, toprağa, bayrağa saygısından dolayı…!

Erdoğan sevgisinin sebebi işte bunlar ve aynı şekilde “Erdoğan nefreti”nin sebebi de bunlar!

İşin hülasâsı bunun Hak ile Batıl savaşı olduğu çok net ortada, lise talebeleri bile bunu görüyor. Bu millete kim “nefes aldırıyorsa” kazanacak olan da odur! 

 

Hacı Yakışıklı Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle