Hukuk, ahlaksız siyaseti meşrulaştırmak için kullanılamaz
Hukuk, ahlaksız siyaseti meşrulaştırmak için kullanılamaz
ERTUĞRUL AKAR
Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) son kurultayı, yalnızca siyasi değil, aynı zamanda ciddi bir hukuki tartışmanın da merkezine oturdu. İptali istenen bu kurultay, bize sadece bir koltuk değişimini değil, kurumsal işleyişin ne kadar sağlam temellere dayanması gerektiğini de hatırlatıyor. Hukukçu gözüyle bakıldığında ise mesele çok daha derin.
Yargı Ne Yapar, Ne Yapamaz?
İptal davasını gören mahkemenin işi zor değil ama kritik. Zor değil, çünkü açık usulsüzlük varsa delil üzerinden karar verir. Kritik, çünkü karar her ne olursa olsun sadece hukuki değil siyasi etkiler de doğuracak. Mahkeme kurultayı iptal ederse, yeni bir kurultayın yolu açılır. Etmezse, bu durum fiilen iç hukuk yollarının "biçimsel" kaldığı algısını pekiştirir.
Yargı burada bir parti içi hesaplaşmanın tarafı değil; ama kuralların çiğnenip çiğnenmediğine bakmakla yükümlüdür. Mahkeme, siyasete değil, hukuka göre karar vermelidir.
Usul, Esastan Önce Gelir
Bir siyasi partinin genel kurulu, salt bir salon toplantısından ibaret değildir. Siyasi iradenin şekillendiği, demokratik meşruiyetin üretildiği bu tür organizasyonlar, şekil şartlarına bağlı olarak hukuken anlam kazanır. Eğer delege seçiminden kurultay gündemine, oylama yönteminden sonuçların ilanına kadar olan süreçte usulsüzlük varsa, o kurultayın sonucu tartışmalı hale gelir. Nitekim, CHP’nin bu kurultayında özellikle il delegelerinin seçimi ve bazı sandık tutanaklarındaki eksiklikler, ciddi iptal taleplerine zemin oluşturdu.
Siyasi Mühendislik mi, Hukuki Müdahale mi?
Kurultayın iptali için başlatılan yargı süreci, kimi çevrelerce siyasi mühendislik olarak yorumlansa da hukuk, niyete değil delile bakar. Eğer bir yargıç önüne gelen dosyada açık bir teamül ihlali veya tüzük dışı bir uygulama görüyorsa, siyasetin kutsal alanına müdahale etmekten çekinmez. Çünkü unutulmamalıdır ki hukuk, siyasi alanı sınırlandırmak için değil, onu meşrulaştırmak için vardır.
İkinci Kurultay Ne Olur?
Eğer mahkeme ilk kurultayı iptal ederse, bu durumda yapılan ikinci kurultay, ilkine bağlı olarak geçerliliğini yitirebilir. Bu, zincirleme bir hukuki belirsizlik doğurur. Özellikle seçilen Genel Başkan’ın, PM’nin ve MYK’nın meşruiyeti sorgulanır hale gelir. Bu da sadece parti içi değil, TBMM düzeyinde de kriz oluşturabilir. Çünkü Meclis’teki grup başkanvekillerinin atanması da kurultay sonuçlarına dayanır.
Hukuk Kılıcı Herkese Eşit
CHP, bir asrı aşan geçmişiyle Türkiye'nin en köklü siyasal geleneklerinden birisini temsil ediyor. Bu gelenek, sadece fikirlerle değil, aynı zamanda hukuka olan bağlılıkla da güçlenmiştir. Eğer parti içi hukuk, kişisel ya da hizip çıkarları uğruna eğilip bükülürse, bu sadece bugünü değil, geleceği de karartır. Bu nedenle yargının vereceği karar, sadece bir kurultayın kaderini değil, Türk siyasetinde hukuka duyulan güveni de belirleyecektir.
Kurultaylar gelir geçer, genel başkanlar değişir. Ama eğer bir parti, kendi hukukunu hiçe sayarsa, ülkeye hukuk vaadinde bulunamaz. CHP, bu süreci sadece bir iç mesele olarak değil, Türkiye’ye örnek olacak şekilde, şeffaflıkla ve hukuka sadakatle yürütmelidir.
Siyasi partiler, sadece seçim kazanan yapılar değildir. Aynı zamanda hukukla ayakta duran kurumlardır. Hukukun içi boşaltılırsa, kurultay da boşalır. CHP'nin iptal davası, belki de Türkiye'de “siyasi partiler hukuku”nun yeniden ciddiyetle ele alınmasına vesile olur.