Talepkâr olmalıyız
İnsan, hafızası kadar kuvvetlidir. Bugünü anlamanın, yarına yön vermenin yegâne yolu dünü bilmektir. Aynı şey devletler için de geçerlidir. Devletin hafızası, tarihtir. Tarihte dün, yüzyıldır.
Uzatmayalım. Lozan ve Montrö antlaşmalarına gelelim.
Lozan, daha görüşmelerin başladığı günden itibaren, tartışılan bir antlaşmadır. Mesela; İsmet İnönü liderliğindeki Türk heyeti Lozan’da görüşmelere devam ederken, Büyük Millet Meclisi’nde bu konuyla ilgili önemli tartışmalar olur. Bazı mebuslar, verilen tavizlere itiraz ederler.
Dönemin Erzurum mebusu Hüseyin Avni Ulaş, Musul vilayetinin geri alınmasını talep eder. Çünkü bu vilayet, Misak-ı Milli sınırları içerisindedir. Karşı görüşteki mebuslar, “sulh istiyoruz” derler. Hüseyin Avni Bey’in cevabı nettir: “Madem sulh istiyorduk, o halde niçin savaştık? Sevr Antlaşması da bir sulh değil miydi?”
Lozan’da atılan imzalar tartışmaları bitirmemiş, daha da artmıştır. Bir tarafa göre zafer elde edilmiş, diğer tarafa göre büyük bir hezimet yaşanmıştır. Kimi Anadolu’yu kurtardık diye sevinirken, kimi de kaybedilenlere üzülür.
Muhasebe gereklidir, iyidir. Biz de yapalım.
Lozan, Türkiye’yi ve Türk milletini geriye götürmüştür. Türkler, başladıkları noktaya dönmüş, Anadolu’ya razı olmuşlardır.
Lozan’da imzalar atıldıktan sonra, İngiliz heyetinin başkanı kürsüye çıkıp, şunu söyler: “Artık dünya barışından söz edebiliriz.” İngilizlerin ve diğer Batılı devletlerin “dünya barışı” ifadesiyle kastettikleri şey, Türklerin dünya siyaset sahnesinden çıkarılmasıdır.
İsmet İnönü’nün, Lozan görüşmelerinden ayrılırken, “bir yüz sene kazandık” dediği söylenir. 1923’de başlayan geri sayım, devam ediyor.
Vakit gittikçe daralırken Lozan’a itiraz etmemiz, ülkemizin ve milletimizin menfaatinedir. Tehlikeli olan Batılıların Lozan’ı tartışmaya açmasıdır. Aksini düşünenler, Mustafa Kemal’in “Ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve adaları geri alacağım. Selanik de dahil, Batı Trakya’yı Türkiye hudutları içine katacağım” demesini umursamıyorlar demektir.
Üzerine yemin edilmiş olan Misak-ı Milli sınırlarını; yani Musul, Kerkük, Batum, Hatay, Adalar ve Batı Trakya’yı ‘dışarda’ bırakanlar, Boğazları da kapının eşiğine getirdiler.
Lozan Antlaşması’nın imzalandığı gün, bir de Boğazlar Sözleşmesi yapılır. Bu sözleşmeyle, Boğazların her iki kıyısı askersiz hale getirilecek ve Boğazları koruyan tahkimatlar yıkılacaktır.
Sözleşmenin yürütülmesi için, imza atan devletlerin temsilcilerinden oluşan bir Boğazlar Komisyonu kuruldu. Böylelikle, Türkiye’nin Boğazlardaki hâkimiyeti kısıtlandı.
Boğazlar Sözleşmesi’nin kaldırılması için ilk diplomatik girişimler, sözleşmenin imzalanmasından, on yıl sonra başlatıldı. İkinci Dünya Savaşı’nın ayak sesleri ve Avrupa’daki kutuplaşma, şartları lehimize kılıyordu. Üç yıllık gayretin ardından netice alındı. Boğazlar Sözleşmesi’nin yerini Montrö Antlaşması aldı.
Montrö’ye göre, barış zamanında; Karadeniz’de kıyısı olmayan devletler, denizaltı, uçak gemisi ve 10 bin tondan büyük savaş gemilerini Boğazlardan Karadeniz’e geçiremezler. 10 bin tondan küçük gemileri ise iki hafta önceden haber vermek ve Karadeniz’de üç haftadan fazla kalmamak şartıyla geçirebilirler. Savaş zamanında veya savaş tehlikesinin çok olduğu zamanlarda ise, Türkiye savaşa katılsın veya katılmasın, Boğazları, bütün savaş gemilerine kapatmakla yükümlüdür.
Bu maddeler en fazla, Lozan gibi, Montrö Antlaşması’na da imza atmayan Amerika’yı ilgilendiriyor. Amerika, Kafkaslar üzerinden Orta Asya ve İran’ı kontrol etmek istiyor. Rusya ve Çin’i sıkıştırmak için Karadeniz’e açılmak istiyor. Bu doğrultuda Ukrayna ve Gürcistan’ı karıştırıyor, Bulgaristan ve Romanya’da askeri üsler kuruyor.
Amerika’nın hedefine ulaşması için, Montrö Antlaşması’nın rafa kaldırılması gerekiyor. Montrö olduğu sürece, Amerika Karadeniz’e çıkamaz. Buna Türkiye müsaade etse, Rusya ve antlaşmanın diğer tarafları müsaade etmez.
Şöyle derler: “Yarım kalmış bir hikâyeden daha çok kanayan hiçbir şey yoktur.”
Türkiye, işini Amerika, İngiltere ya da Rusya’ya bırakmalıdır. Lozan’ı ve Montrö’yü tartışmaya açarak;, hakkı olan, daha fazlası için talepkâr olmalıdır.







