Çanakkale’de neler oldu?
Çanakkale’de dünyanın en kanlı, en adil olmayan savaşlarından birisi yaşandı. Buna karşılık bu savaş, özellikle son dönemlerde, “centilmenler savaşı” olarak ifade ediliyor. Anlatılanlara inanacak olursanız, zannedersiniz ki karşılıklı siperlerden; kurşun, el bombası ve top mermisi değil, tütün ve çikolata paketleri ve konserveler atılıyordu.
Bir husus daha var. Çanakkale Savaşı’nda komuta kademesinin oldukça altlarında yer alan bir subay “kahraman” olarak sunulurken, ordunun başkomutanı olan kişinin yok hükmünde kabul edilmesi, oldukça anlamlıdır. Çanakkale Savaşı mağlubiyetle neticeleneydi, Sarıkamış Harekâtı’nda olduğu gibi, Enver Paşa suçlu ilan edilmeyecek miydi? O halde Sakarya Meydan Muharebesi, nasıl başkomutanlık başarısı olarak görülüyorsa, Çanakkale de öyle olmalıdır.
Neyse... Biz, başa dönelim.
Rahmetli Aliya İzetbegoviç şöyle diyor: “Hatırlama, ilerlemiş medeni halklar ile geri kalmış ilkel halkları birbirinden ayıran ölçüttür. Medeni halkların anıları vardır. Önemli olaylarını hatırlayan halklar, tarih dediğimiz şeye sahip olurlar.”
Biraz tarih bilgisi olanlar, hiç değilse Mehmet Akif’in Çanakkale Şehitlerine şiirini okuyanlar, bu savaşın bir milletin ölüm kalım mücadelesi olduğunu da bilirler.
Olan biten aslında tam şöyleydi: Bir siperde, köyünde çobanlık yaparken Çanakkale’ye gelmiş, ömründe silah olarak sadece çakı bıçağı tutmuş birisi... Karşı tarafta ise savaş makinesi gibi teçhizatlı askerler, toprağı ve kayaları hallaç pamuğu gibi dağıtan devasa toplar ve koca ağaçları bile deviren şarapnel parçaları..
Çanakkale’de centilmenliğin c’sinden bile bahsedilemeyeceğini, işgalcilerin kaynakları bile doğrulamaktadır.
İngiliz ordusu ile birlikte Çanakkale’ye gelen gazeteci Ellis Ashmead Barlett’in Çanakkale Gerçeği isimli kitabı bu konuda önemli bir kaynaktır.
İngilizlerin nasıl bir ruh haliyle Çanakkale’ye geldiğini en güzel anlatan Barlett’in şu satırlarıdır: Bundan önceki Haçlı Savaşları, başarı yönünden o kadar kayda değer değildir. Halbuki bu sonuncu ve en büyük Haçlı Seferi, Ortaçağ şövalyelerinin intikamını alacaktır.” (Sayfa 78)
İntikam hırsıyla savaşa girenlerden, centilmenlik beklemek ne kadar gerçekçidir? Bırakın centilmenliği, savaş hukukuna aykırı işler yapıldı.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında İngiltere Başbakanı olan Churchill, Çanakkale cephesinde zehirli gaz kullanmak ister. Çevresindeki bazı kişiler, bunun insanlık suçu olduğunu söyler. Churchill’in cevabı şu şekildedir: “Türklerin insan olmadığını düşünüyorum.”
İngilizler, Çanakkale Savaşı’nda boğucu gaz kullanmadıklarını iddia ediyorlar. Fakat İngiliz gazeteci Barlett’in Türk siperlerini gezerken kayda geçtiği şu satırlar, İngiliz iddialarını yalanlıyor: “Bir köşede tüfeklerini dizleri üzerine aykırı koymuş ve birlikte oturmuş yedi Türk askeri vardı. Bunlardan biri, arkadaşının boynuna kolunu dolamış ve yüzüne mütebessimane bakıyordu. İşte bu anda ölüm, bu yedi arkadaşı avlamıştı. Bunların tamamı sanki uyuyor gibi görünüyorlardı, çünkü bu yedi Türk askerinden ancak birinde yara izi gördüm.” (Sayfa 193)
Aynı kitaptan bir başka alıntı: “Cuma günü akşamı, ordumuz, siperlerden kudurmuşcasına bir şiddetle fırlayarak Türklerin merkezine, sevinçli çığlıklarla bir süngü hücumu yaparak, siperler içindeki düşman askerlerinin tamamını süngüden geçirdi. Maori yerlileri, gecenin karanlığı içinde kendi dillerinden harp şarkıları söyleyerek düşmana hücum ettiler ve onları dehşet içinde bırakarak hepsini süngüden geçirdiler. Kalanları da tüfek dipçiği ile yok ettiler.
Pazar günü, seherle beraber askerlerimiz tekrar hücuma geçtiler. Maorilerden bir kaçı muharebenin şiddetinden kudurmuş bir hale gelerek Türklere yanaştılar ve tüfeklerinin dipçiğini Türklerin kafalarına vurarak onlardan bir çoklarını yerlere serdiler. Türkler, bu vahşi ve zalim muamele karşısında yerlerinde duramayarak canlı ve sağlam kalanlar firara başladılar. Her ne olursa olsun bu, muharebenin pek şanlı ve güzel bir icraatı idi.” [Sayfa 224]
Yazarın bahsettiği Maoriler, her yıl 25 Nisan’da Gelibolu Yarımadası’ndaki Anzak Koyu’nda ‘Şafak Ayini’ düzenleyen, yarı çıplak dans eden Yeni Zelandalılardır.
Çanakkale Savaşı’na dair bilinmesi gereken bir başka husus da, gönüllü olarak vatan savunmasına katılan, Boşnak, Arnavut, Rom ve Türk kökenli Rumeli ahalisidir. Önümüzdeki yazılarda, Allah nasip ederse, bu hususa ayrıca değineceğiz. Fakat yaklaşan ve mutlaka bahsetmemiz gereken önemli bir organizasyon var: “Uluslararası Çanakkale Buluşması”... (www.canakkalebulusmasi.com)
Çanakkale cephesinde savaşmış Boşnak, Arnavut, Rom ve Türk kökenli Rumeli ahalisinin evlatları ve torunları, yüz bir yıl sonra, dedelerinin can verdiği topraklara gelecekler. 02-08 Mayıs 2016 tarihleri arasında Çanakkale, İstanbul ve Ankara’yı ziyaret edecekler.
Bir ilk olma özelliği taşıyan bu proje Türkiye’nin, Balkan coğrafyasına verdiği önemin altını bir kez daha çizecektir. Türk halkı da canını hiçe saymış bu yiğitleri, bir vefa duygusuyla anmış olacaktır.







