--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bize lazım gelen...

Ayhan Demir
Ayhan Demir

Bazı şeyleri iyi ayırt etmek, birbirine karıştırmamak lazım. Herkes yazı yazabilir, fakat herkes yazar olamaz. Herkes şiir yazabilir, fakat herkes şair olamaz. Herkes resim yapabilir, fakat herkes ressam olamaz. Herkes spor yapabilir, fakat herkes sporcu olamaz. 

Örnekleri çoğaltabiliriz. 

Herkes siyasete atılabilir, fakat herkes siyasetçi olamaz. Herkesin Afrika menekşesi olabilir, fakat Saintpaulia İonantha’nın Afrika menekşesi olduğunu konunun uzmanları bilir.

İnsan olmak da böyledir. Herkes insan doğar, fakat herkes kim olduğunu bilemez; herkes ‘insan’ kalamaz. 

Atalar sözüdür: “İnsan çeşit çeşit, yer damar damar.”

Kısacası insan var, insan var. Çok şükür, insandan insana fark var. 

Nereye varmaya çalıştığımı hemen söyleyeyim: Bazı odaklar, düzenli olarak, bu milletin tarihiyle alay ediyor, ahlâksızca hakaretler yağdırıyor. Nihai hedefleri, hafızamızı silmek ve kim olduğumuzu unutturmak.

Şunu çok iyi biliyorlar: “Biz kimiz” ve “Biz ne olacağız” sorularının cevabı, bir başka sorudur. O da şudur: Biz kimdik? Bu soruya verecek cevap bulunamazsa, o zaman bir başka soru gündeme gelir: “Zaten biz ne idik ki ne olacağız?”

Bir ülkeye sahip olmak için onu yok etmek gerekir. Bu yok oluş, maddi olabileceği gibi, manevi de olabilir. İnsanları katledebilir ya da mâzisini, örf adet, anane, ahlâk ve teâmüllerini ortadan kaldırabilirsiniz. 

Bir milleti bir kere değil, sürekli yenmek için tarihine beddua ettirmek yeterlidir. Selçuklu ve Osmanlı tarihini kötü tanımlama gayretleri, esasen, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini yok etmek için tarihini değersizleştirme girişimidir.

Dolu bir bardak, boşaltılmadan yeniden doldurulamaz. Bardağın içindekini beğenmeyen, yerine başka bir şey doldurmak isteyen, öncelikle bardağı boşaltmak zorundadır. Bunun için önce bizi bardaktakinin değersizliğine ikna edip, sonra kendi elimizle boşalttırmak istiyorlar. 

Türkiye bardağını dolduran, bin yıllık tarihe, kültüre ve medeniyete sirayet eden, İslâm’dır. Dolayısıyla Türkiye’de yapılan şey, din düşmanlığı değil, İslam düşmanlığıdır.

İslâmiyet, ahlâk üzerine kuruludur. Ahlak, insanın yaratılış gayesini ilgilendiren her şeydir. İnancımızın ve imanımızın tamamlayıcısıdır. Ahlâk’ın kaynağı, Kur’an-ı Kerim’dir.

Ahlâksızlığı yaşam biçimi olarak seçenler, bizi de kendilerine benzetmek istiyorlar. Bu yüzden ahlâksızlığı normalleştirmek istiyorlar. Bu yüzden ahlâksızca saldırıyorlar.

Türkiye’nin birinci önceliği, ahlâklı millet olmakta ısrar etmek olmalıdır. Milletimizin yeniden şanlı ve şerefli günlere geri dönebilmesi için gereken tek şey, İslam ahlâkına sarılması ve bu ahlâkın gereklerini yerine getirmesidir. 

Türk tarihi, ahlâk medeniyetinin tarihidir. Ahlâklı duruşumuzu muhafaza edersek, başımızı ağrıtan birçok musibet kendiliğinden ortadan kalkar. Eğer ahlâksızlığın tarihini yazma gayretinde olanlara itibar edersek de tarihin tozlu sayfaları arasındaki yerimizi alırız.

Nurettin Topçu, İsyan Ahlâklı isimli bir eser kaleme alarak, isyanın bile ahlâklı olmasını istiyor. İsmet Özel, “Titizlik ahlâkın ta kendisidir” diyor. 

Bazıları, “Trabzon’u Rum, Van’ı Ermeni, İstanbul’u Bizans şehri yapmaya kimin gücü yetebilir? Bu, bir hayaldir” diye düşünüyor. Çok değil, sadece yüz yıl önce de “Selanik’i Yunan, Filibe’yi Bulgar, Üsküp’ü Makedon şehri yapmaya kimin gücü yetebilir?” diye düşünüyorduk. Fakat oldu. Üstelik, o zamanlar, Selanik ve Üsküp’teki Müslüman sayısı, Trabzon ya da Van’daki Müslüman sayısından daha fazlaydı. Buna rağmen oldu.

 

Ayhan Demir Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle