• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI
27 Ocak 2020

Zelzele üzerine…

Bir konu hakkında fikri sorulan kişi kendini üç yol ağzında bulur. Müsbet veya menfi olarak cevabını verir. Kesin karar verememe durumunda çekimser dedikleri hal tezahür eder ve “Ben bu işte yokum” diyerek çekip gider…

İktidar, İstanbul Boğazının batı yakasına doğru Karadeniz ile Marmara’yı birleştirecek yeni bir suyolu açmak istiyor. Yer bilimleri dâhil, uygulamalı bir kısım bilim uzmanlarınca da uygun görülen bu projeye, İstanbul Belediye reisi karşı çıkıyor…

Yaparım-yaptırmam çekişmesi, hatta atışmaya yönelen bu mücadelede seyirci durumunda kalan İstanbul ahalisi, son tahlilde bu projeden fayda görüp görmeyeceği belirsizliklerle birlikte seksen milyonluğun bir kısmı, söz konusu projeden yana tavır alırken bir bölümü de belediye için dua edecek. Bilinmez, belki de milletin kahir ekseriyeti “hayırlısı ne ise” diyerek üzerinde tartışılan konuyu İlahi tecelliye bırakacak…

Şimdi soralım bakalım;

Kanal İstanbul”un kazanmasını isteyenlere Erdoğancı damgası vurulursa, “istemezüükkk’çüler” de Ekremci olup çıkacak…

Peki. İşi Allah’ın iradesine bırakıp kaderin bu konudaki kazasına baş eğenler neci olacaklar?...

Âlem olarak bütün varlıklar fani, bir tek Allahü Azimüşşan Baki. İlimler, bilimler ve fikirler de böyle, fanidir. Sosyal bilimler, bakış açılarına ve topluma vereceği fayda ve zarar yönlerine, hatta iklim şartlarıyla tarihi zamanına göre hep değişkendir… Bu değişkenlik o kadar mutlaktır ki, uygulamalı bilimlerde dahi eskiye nispetle daha verimli yeni kullanım usul ve biçimleri ortaya çıkmaktadır…

Evet, hiç kimseyi bir fikre, bir politikaya ve bir politikacıya mutlak anlamda bağlayamazsınız ve bağlanmazlar da. Dış politikada da bu aynen böyledir. Her devlet diğerleriyle ilişkilerinde kendi çıkarlarını ön plana alır ve onun peşinde koşturur…

Aksi halde, kemikleşmiş bir Erdoğancılık mümkün olsaydı, İstanbul ve onun da yanında bir düzineyi aşkın büyük şehirler CHP’nin avucuna düşer veya düşürülebilir miydi?...

Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına gelişini, getirilişini düşünün. İstanbul’un hemen bütün kazalarında olduğu gibi Anadolu’da mahalli iktidarlar, hiç umulmadık biçimde kendilerini saygıyla Erbakan taraftarlarının eline emanet edilmişti…

Birinde şehri yaşanamaz hale getiren çöp dağlarıyla kurumuş musluklar kendisine taparcasına bağlı seçmenini, o kadar ki, Sivaslı çalışanların İBB’de tulum çıkarmasına kadar derinleşen kadrolarını CHP’ye küstürürken, politikanın kendine has tabiatı yıllar sonra AKP seçmenini, niceliği farklı da olsa aynı kulvarda her şeyi güzel oldurma umuduyla ters yöne koşturdu…

Eskilerin zelzele dedikleri arz hareketleri mevsimlere tabi bir oluşum mudur bilemem. Lakin son günlerde dünyanın farklı farklı zeminlerinde meydana gelen patlamalara bakılırsa, depremler de bir mevsim hareketi olsa gerek…

Ankara ve Manisa’nın ardından Malatya ve El-Aziz depremleri, hikmetinden sual olunmaz; devletçe, hükümetlerce ve milletçe almadığımız ve alamadığımız derslerimizi, hem de acı verecek biçimde bir kez daha hatırlattı…

Temennimiz, arzularımız ve dualarımız aklımızı başımıza aldırıp vicdanlarımızı da dürtükleyerek sona erer, inşaallah…

Depremlerin, özellikle Türkiye’deki depremlerin büyük zarar ziyan ve acılara yol açması, insanların dünyalı insanların “dünyacılığa” sapmalarından. Cübbeli, bu hali Allah’tan uzaklaşma olarak yorumlamıştı…

İstanbul yarımadasının dört bir yanını çeviren surların benzerleri Bursa, İznik, Diyarbakır ve daha yüzlerce yerleşim alanlarının da çevresini kuşatıyorlar. Biner yıllık ömürlerine rağmen hâlâ ayakta. Kimileri Müslümanların eseri, kimilerini kâfirlerle devrinin geçerli dini olan Hristiyanlar tarafından inşa edilmişler. Maruz kaldıkları yüzlerce depreme rağmen hâlâ ayaktalar…

Bu dayanıklığın sebebi nedir dersiniz?...

Dünyalı olmakla dünyacı olma arasındaki farkı kaçırmışız. Cübbeli Ahmet Efendi bunu, Müslümanların Allah’tan uzaklaşmasına bağlıyor. Buna itiraz edenler de, fert ve alan başına en yüksek cami ve minare katsayısına sahip Gölcük-İzmit-Sakarya hattını oluşturmasına rağmen, depremin en ağır tahribatının da burada meydana geldiğini ileri sürerek, buna karşı çıkıyor…

Ne var ki kokuşmuş tavuk etlerini çamaşır suyu ile yıkayıp tekrar piyasaya sürenler de bu Türkiyeli Müslümanların dünyacıları…

Türkiyemizin en büyük varsıl dünyacıları da burada siyasetin finansörleri… 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

MARİO

KASADA PARA YOK. GENÇLER İŞSİZ SİZ EKSTRADAN BORÇLANIP ABD İSTEDİ DİYE KANAL YAPACAKSINIZ.ONDAN SONRA ABD SAVAŞ GEMİLERİNİ KARADENİZE GEÇİR DİYE RUSYA GEÇİRMEYİN DİYE BASKI YAPACAK. GENÇLER Mİ ONLARDA AVRUPAYA KAÇMA ORADA YAŞAMANIN YOLLARINI ARIYOR. VATANSEVERLİK Mİ ÖLDÜRDÜNÜZ.
  • Yanıtla

bozeren

çözülecek esaslı bir çok mesele dururken kanal istanbul saplantısına takılıp kalacaklar mı, hep beraber göreceğiz. Allah akıl fikir versin. Allah ıslah etsin.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı