Yine beka üzerine

13 Haziran 2019 Perşembe

2007 yılının bir gününde Bursa’da trafiği rahatlatıcı bir kavşak projesine ilk kazmayı vuruyorlar. Kısa bir süre sonra netice alınıyor ve bir merasim düzenlenerek kavşağın kurdelesi kesiliyor. Hayırlı olsun temennileriyle kavşak hizmete başlıyor…

Devrin Bursa Belediye Reisi Hikmet Şahin’dir. Bir konuşma yapılıyor ve isim babalığını üstlendiği kavşağı şehir defterinde ismen kayda alıyor…

Kavşağımızın adı şimdiye kadar Küçük Sanayi Köprülü Kavşağı idi. Kavşağımız Cumhurbaşkanımıza armağan olsun, adı da ‘Gül Kavşağı’ olsun. Artık Bursa denilince; tarihiyle barışık, sağlıklı ve modern bir kent akla geliyor. Bursa, marka kent olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Çünkü benim için yaşam, küçük bir mum değil. O, elimde tuttuğum muhteşem bir meşale gibi. Bu meşalenin olabildiğince çok ışık saçmasını istiyorum. Hedefim ulusal ve uluslararası alanda sözü edilen bir dünya kentidir.”

Ahmet Necdet Sezer’in yerine Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçilince, bunun şerefine şehir defterine kavşağın adı, “Gül Kavşağı” olarak tescil edilmiş oluyor…

Son günlerin gündeminde sürekli dile getirilen konu beka sorunu. Bitip tükenmemek. Tükenmeme, yok olmama, varlığını korumak, götürme, götürmek, hiç durmaksızın yürüyüp gitmek, soyunu sopunu devam ettirme, vs, vs…

Her şey, madde olarak bütün varlıklar, nesneler ömürlü, fani. Bugün olmasa da yarınlarda yokluğa mahkûm. Mahkûmiyetin infazı ise, kıyamet. Ve bu infaz da hiç şüphesiz kesin…

İsimleri yaşatmak, ismen yaşamak da öyle. Hele hele politikada var olabilmek hiçbir zaman uzun soluklu olmuyor. Hatıralarda diri kalabilme mümkün olmadığı gibi dillerde de yaşatılamıyor…

Bir tek peygamber isimleri istisna.. Onlar da iman rükünleri…

Ayrıcalıklı meşhur isimlerin tükenişi ise duyup işitme ve kullanım hızındaki azalarak yavaşlama. Mesela. Atatürk’e nispet Hun’ların Attila’sı ne sıklıkla kullanılıyor?...        

Bursa’daki “Gül Kavşağı” da bugün güllüğünü tüketmiş…

Bu tüketmenin bizi ilgilendiren yanı yoksa da, canlı hayatın kuralları böyle. Belki de bu kurallar kâinatın varlığı ve hayatiyeti süresince ölümsüz…

Kendini Atatürk’e benzetme çabalarından ötürü pek çok kişi tarafından İkinci Atatürk olarak anılan Kenan Evren’in hali hayatta bulunurken bir kışlaya verilen isminin ölümünden sonra niçin silinmediğini defalarca sorgulamıştır Akit gazetesi

Niye?.. 

Öyle ya, temel değerlerimize karşı çıkan baş yetkili ve sorumlu bir kişinin ismini beka aşısıyla hatıralarda yaşatmaya ne gerek?...

Demek ki, hayatın değişmez ve değiştirilemez kuralı böyledir…

Dünyayı ben yarattım deme kertesine kadar büyümüş, büyütülmüş de olsa, fanilerin etli kemikli maddi cisimleri bir yana, aleme korku salan isimleri de sürelidir, fanidir…

Şimdi, eski Cumhur Başkanı Abdullah Gül’ün, “Anayasa Mahkemesi’nin 2007 yılındaki haksız ‘367 Kararı’ karşısında ne hissettiysem, başka bir yüksek mahkeme olan Yüksek Seçim Kurulu’nun dün aldığı kararı duyunca aynı duyguları yaşadım. Yazık, bir arpa boyu yol alamamışız!” açıklamasından ötürü, ikbal günlerinde o kavşağa layık görülen ismi, Saddam’ın heykeli gibi çakılı bulunduğu yerinden sökülerek kaldırılmış…

Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan’ın bir gerisinde kalan selefi Abdullah Gül’ün hayatın ve faniliğin bu değişmez kuralını bilmesine, uygulamalarını da görmüş olmasına, hatta bazı ahvalde muhtemelen icra emrini bile vermiş olmasına karşın, günümüze dek hayatın acı tatlı günlerini yaşarken isminin Saddam’ın heykeli misali çakıldığı yerinden sökülüp atılması ihtimalini düşünerek o ikbal günlerinde isminin kullanılmasına niye hoş bakmıştır, anlaşılır gibi değil…

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • artık "vay bee" bile demiyoruz olanlara..artık "vay bee" bile demiyoruz olanlara..4 gün önce
    Abdullah Gul' ün internet darbe denemecisi Yaşar' ın kripto adamı olduğunu nereden bilebilirdik ki? Cumhurbaşkanı seçilince nasıl da kıs kıs Gül' müştür biz müslümanlara kimbilir..

Günün Özeti