Yeşil kapitalizm…

21 Mart 2019 Perşembe

 

40’lı yıllardan günümüze dek geçen zaman içinde devlet başkanlarından sadece ikisi aynı zamanda demokrasi adına partilerinin genel başkanlığını da deruhte etmekteydiler. Gerçi İnönü, “Milli şef” diye anılıyorduysa da, aslında yine partisinin genel başkanı sayılıyordu. Bu süre zarfında halkın, özellikte gıda maddeleriyle ilgili şikâyetlerinde de benzerlik bulunuyordu…

İtibari ölçüye göre, bundan bir asır evvelinin 1900’ler Türkiye’sinde halk sebze ve meyve fiyatlarındaki yükseklikten şikâyetçiydi. O asrın Senihi Yürüten isimli bir vatandaşı, taksi şoförlüğünden Meclis’e seçilmiş mebus idi. Cumhur Başkanlığı ile birlikte partisinin de Genel Başkanı İnönü’ye karşı halk ağzıyla ve muhalefet edercesine hiç korkup çekinmeden hayat pahalılığından yakınır…

20. asırdan 21. asrın başlangıç yıllarına doğru gelişip, modernleşerek tekâmül eden günümüzün Türkiyelisi de, aynı dertten muzdarip. Bu dönemin Devlet Başkanları da, halkın ızdırabından ötürü rahatsız. Bir şeyler yapılmasını istiyor ve düşünüyor…

40’lı yılların yaygın ıstırabına sebep kabzımal kazığıdır. Bunda üretici ile satıcı arasındaki iş adamlarının büyük rolü var. Bunlar, üretim alanlarından gelen malı ucuzlatmamak için köylünün binbir cefa ile zor zahmet üretebildiklerini denize dökmekten hiç perva etmiyorlar. Bunun neticesinde üretim bölgelerinde çok ucuz olan sebze zerzevat, tüketim bölgelerinde çok pahalıya satılıyor. Ticaret Bakanı Cemil Sait Barlas’ın, devletin ulaştırma araçlarındaki yetersizliğinden ötürü, üretilen pek çok malın toprağında çürümeye terk edildiğine yönelik açıklamaları üzerine, Başbakan Şemsettin Günaltay, bundan sonraki uygulamada kabzımalların durumlarına dikkat edileceği vaadiyle konunun üzerine perde çekiliyor…

40’lı yıllarda, kabzımal kazığının bir kaç kelimelik vaat törpüsüyle rafa kaldırılmasına karşılık, 21. asrın bugünkü erken 10’lu yıllarında yeniden zuhur eden benzer problemlere karşı bu kez, DevletBaşkanının sergilediği tavır ise, çok farklı oluyor…

Devlet Başkanları, her ne kadar kendi şahsi mutfakları için sebze zerzevat pazarlarında alış veriş amacıyla dolaştığını pek gören olmamışsa da, kendisini kabzımal kazığı yemişlerin yerine koyunca, meselenin vahametini kavramakta gecikmiyor. Yardımcılarını konu üzerine eğilmeleri için vazifelendirmesinin ardından, acilen tarla ile halkın mutfağı arasında etkili bir ulaşım ağı kuruyor…

Tanzim satışları denilen bir acil yardım hattı

Fena da olmadı yani. Buna sizler “devletin manavlığı olmaz” diyerek devletçiliğin yeni sağcılıkta yerinin bulunmadığını ileri sürebilirsiniz. Oysa solculuğun tam orta göbeğini teşkil eder bu gibi işler…

Seçimlerde saat on ikiye beş kala Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan’ın sosyal politika kararlarını, ölçebilecek bir solmatik cihazını da şimdiye dek hiç gören duyan olmamıştır memleketimizde…

Müslümanlar her daim sağda oturup kalmak isterler. Oysa Müslümanlığın kendine özgü bir rengi vardır. Ne sağa benzer ne sola

Sıfatını solculukla yaldızlatan CHP ise, sağcılığın tam orta göbeğinde

Alışılmadık ne hoş çapraşıklık, değil mi?

Ecevit de CHP’nin sağcılığından utanarak ortanın soluna kaydırıvermişti kendisini amma, kabineye Kemal Derviş’i getirince, yanılgısından sıhhatini kaybetti…

Bir zamanlar İstanbul Meyve Sebze Hali iki ayrı noktada, Eminönü’nde idi. Geçen asrın 30’lu ve 40’lı yıllarında Galata Köprüsünün Eminönü ayağında olup, hemen deniz kıyısında ve Yemiş İskelesinin bulunduğu alanda idi. 60 ve 70’li yıllarda ise biraz daha ileriye, Unkapanı’na doğru kaydırılmıştı…

Kıyı beldelerinden mavna ve motorlarla getirilen zerzevat burada indirilir ve malın fazla geldiği günlerdeyse, pazara dökülecek tarım ürünleri, kabzımala fazla kazanç sağlatması için denize dökülürdü.

Benim görerek şahidi olmuşluğum pek çoktur. Haliç’in suları boylu boyunca mor rengine bürünürdü…

Noterler kanalıyla birilerine vekalet verilirken, kişinin kendisine sorarlar; “Ahsu-Kabz da dahil mi?” diye. Kabz’ın anlamı, almaktır. Çatır çatır, bastıra kopara, zorla almaktır…

Sebze-meyve hallerindeki köylü ile şehirli arasında mal komisyonculuğu yapan kişilere de kabzımal deniliyor. 

Mal kabzedici

Bakalım, arkadaşımın oğlu Berat Albayrak, onların canlarını kabzedebilecek mi?...

Tabii ki, hepsinin de değil…

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Mustafa Mustafa 1 ay önce
    Okuyalım beşeri ilmideokuyalım ilim evet ilim Müslümanın yitik malı . Sorguya cekileceğimiz imtihanın tek kitabı kuranı okutup anlayıp yaşantımıza uygulayalım . Vallahi başka kitaplardan soru cıkmayacak.
  • Mehmet ayMehmet ay1 ay önce
    Sayin yazar, varlik kuyrugunu getirenlerden Erdogan a allah razi olsun.
  • Toprak KARAToprak KARA1 ay önce
    Bütün işin özeti "Nurullah" Rumuzlu zatı muhteremin "Buğday ve Çay" örneklemesidir.Dağılabilirsiniz. (Müsaadesi ile, Küçük bir düzeltme; "ektiği" yerine "biçtiği" olabilir mi acaba)
  • mustafamustafa2 ay önce
    Üretmeyi beceremeyenler ya kapitalist ya köminist olurlar.Birilerine de kayıkçı kavgası düşer.Uçağı-tankı-füzeyi düşmanından satın alan müslümanların düştüğü hale bak.Patates-soğan muhabbeti yapıyorlar.Sanki Türkiye'den 1970 li yıllarda Prof.N.Erbakan hiç geçmemiş....Elli sene sonra döndük Süleyman ağanınsözüne '' biz ağır sanayii yapamayız.Tarımla meşgul olalım,avrupaya tarımsal ürünlerimizi satalım''...yakışmıyor aksakallılara bu sahne....Afrika da yıl on iki ay tarım var.Çinli-hintli-amerikalı-avrupalı cirit atarken ,para incil ile din değiştirtirken garibanlara afrika da birileri de geyik yapıyor buralar da nostaljik bir sahne...
  • NurullahNurullah2 ay önce
    Seçim bitince yine eski düzene devam edilir. Kabzımallar ceplerini doldurmaya devam eder, köylüler de emeklerinin karşılığını az bir ücretle almaya devam eder. Köylü ve emekçi unutulur. Buğday eken bir köylü, ektiği 1 kilo buğday karşılığında avm'lerde bir bardak çay içemiyor.
  • vahayy beehh..vahayy beehh..2 ay önce
    İki tip yazı anlaşılamaz: 1. Yüksek edebî uslub, 2. 41 derece ateşli hastanın ağzından dökülenler..
  • din dışında kalanlardin dışında kalanlar2 ay önce
    Milli Nizam- Selamet geleneğinden gelen çocuklar; "kahrolasıca komünizm.." diye ağzınızı açtığınızda; "ama kapitalizm!" diye lafı ağzınıza tıkarlar. Onlara göre komünizm kapitalizm' in en etkili ilacıdır; "ne varmış komünizmde?" derler, "keşke biz de komünist olabilseydik" diye hayıflanırlar; her biri birer kaddafi, birer saddamdırlar kerataların.

Günün Özeti