--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Yarım asır öncesinden bugüne!

Atilla Özdür
Atilla Özdür
6

Yarım asır evveldi. Milli Gazeteli idik. Sadık Albayrak, Abdülkadir Özkan, Hasan Karakaya ve daha birkaç Milli Gazeteli arkadaşlarla birlikte bir davete icabet etmiştik. Erbakan hocamızın devlet misafirhanesinde cebren tutulduğu günlerden biriydi sanırız. Gazetenin ayırımsız bütün personeli davet edilmişti, bu bilgi toplantısına..

Antrepo görünümlü derli toplu büyük bir yapı.  Büyüklüğü ve güzelliğiyle uyumlu geniş bir toplantı salonu. Müessese elemanları olarak ortalıkta dolaşanlarla bizim arkadaşlar sanki kırk yıllık dostmuş gibi birbirleriyle kaynaşıverdiler. Anladık ki, hepsi de isim isime birbirleriyle tanışık SELAMET HAVALI kişiler..

Kalem hayatının hem tecrübesiziyim hem de SELAMET DÜNYASININ aşığı olsam da, sosyal yapısının yabancısıyım. İsimlerini duymadığım, sohbetlerinde bulunmadığım hoca efendiler, özellikle geçim zorluklarını önceleyerek dünya ahvalinden uzun uzun bilgi verdiler. Anladım ki, SELAMET hareketinden birkaç sahife okuyacaklar. Genel ahlak temelinden ticari, siyasi, sosyal ahlak ve aile yapısındaki giderek derinleşen çözülme örneklerini peş peşine sıraladılar.. 

Komşusunun açlığından haberdar olan tok komşuların yarattıkları bunca çirkinlik karşısında, sorumluluk sahibi Müslüman kardeşlerimiz, imkanları nispetince bu çirkinliğe karşı savaşa hazırlanmışlar.. Davetin gerekçesi de, bu teşebbüsün basına tanıtılması…

İstanbul’da yerleşik Türkiye çapında tanınmış birkaç saygın kişi, o günlere kadar isimlerini de pek duymadığım tanınmış hoca efendiler, halimizdeki perişanlığın sebeplerine inen dokunaklı konuşmalar yaptılar. Arkadaşlarımızla sorgulu cevaplı muhabbetlere daldılar ve Müslümanların eski ayakkabı tamirciliğinden imalatçılığına yönelmelerinin gerektiği üzerinde fikir ve düşüncelerini paylaştılar..

Kalem hayatının hem yabancısı hem de tecrübesizi olduğumdan, seyredip dinlemekle iktifa ettim. Evlerimizde akşam yemeğine gerek duyurmayacak bir de ikindi kahvaltısı!. Ah keşke her gün böyle bir davet olsa!..

Neticede, davetin ve toplantının sebebini anlamaya başladık.

Vatandaşın mutfak harcamalarında % 25 tasarruf sağlayacak toptan fiyatına perakende gıda pazarının tanıtılması…

BİM, geleceğe matuf amaç ve hedeflerinde olduğu gibi, geometrik hacim anlamında da fiziki konumu itibariyle büyük bir bakkaliye mağazası. Fazla lüks ve konfordan kaçınarak gıda maddelerinde pek marka çeşidine de girmeden kalite ve fiyat konusunda vasat halkın benimseyebileceği markalar üzerinde çalışacak bir bakkaliye. Müslüman kimsenin inanç ve tercihiyle uyuşmayan nesnelere yer verilmeyecek. Yolunu yordamını bilen aileye evinde her yönden güvenilebilir sofra kurmasına yardım ve destek olacak bir ikmal merkezi…

Rakı ve şarap gibi alkollü içki satmayacak, ekmek için güvenilebilir kaynak arayanlara, emniyeti inancından menkul bir bakkal dükkanı..

Milli Gazete çalışanları olarak o gün biz BİM’i böyle gördük, duyduk ve tanıdık. Böyle de benimsedik…

Hayırlı olsun temennilerimizle ayrılırken ikişer büyük poşetler içinde her raftan hemen hemen birer ikişer helalinden yenilip içilebilir gıda maddesi… Diş kirası olarak..

O gün bu gündür, BİM, benim bakkalım oldu. “İkramlarından ötürü”, bir tanıtma ve takdim yazısı yazmadım. Şiarımda yeri bulunmamasından öte, belki Türkiye’de o günlere mahsus gazeteci örf ve ahlakında TROLLUĞUN yeri olmadığından. Ayrıca, arkadaşlarımızdan da bu kadim ahlak çizgisinden kayan olmadı. Şimdi ise, trol kaynıyor sağlı sollu bütün HAVUZLAR…

BİM, zamanla çeşnisini çoğaltmaya yöneldi. Kuru çay ve şekerin yanında bardak ve kaşıklar görünür oldu. Derken otomobil paspasları, hidrolik fren yağlarına ilaveten buzdolaplarına yer açıldı. Bir gün baktım Fransız memba suyu, kendi orijinal cam şişesinde, yarım litrelik, yedi küsur lira.. 

Gıda maddelerinden başlandı; teknolojik mallar, don, gömlek derken üç vakte kalmaz, yemek odası, karyola, baza üzerinden robotik hanımlar ve beylere de sıra gelecek gibi…

Bırak ayakkabı pabucu kavaflar; entari fistanlıkları da bezzazlar satsın.. Burnu delinmiş eski çorabını bile götüremiyorsun, öteye…

Birkaç kez başıma gelmişti. Cebimdeki param, sepetimdekileri tam karşılayamayınca, tahsildar kızcağız, bir iki bisküvit paketini sepetten geri alıvermişti.. Gözlerim yaşardı. Eski mahallemdeki tok gözlü bakkal Hüseyin’i hatırladım. Onlarla kadim bir dostluk hukukumuz vardı. BİM çağında kasadarla müşteriler birbirlerine kökten yabancı…

BİM, ilk doğuşunda zengin muhafazakâr, zengin sanayici, kalabalık cemaati bulunan tanınmış zengin hoca efendiler ve yayıncılar tarafından kurulmuştu.  

Gel velakin, fani dünya, mutlak değişebilirlikle (changeability) malul. 

Elbet, BİM de değişecekti..

Zengin Müslüman ortaklar, kapitalizm dünyasında salt Müslümanca ticaretin imkânsızlığını görmüş olacaklar ki, yüzde beşlik bir hisse payı satarak yabancı bir şirketi de yanlarına ortak almışlar.

Özetle diyeceğim işte bu.

 

Yorumlar

(6)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Resat

7 Mayıs 2020 20:00

Hulasa en zoru nefis pehlivanini tuş etmek.

Ahmet Tekin

7 Mayıs 2020 10:22

Selamünaleykum, 1994 olarak hatırlıyorum.Çeyrek asır gibi... Fiemanillah..

Ahmet Tekin

7 Mayıs 2020 10:19

Muhterem ağabeyim, hayırlı ramazan-ı şerifler olsun.Afiyettesinizdir inşallah.Ellerinizden öperim. (Bir arkadaşımın reklam çalışmalarını yapmasından hatırlıyorum.) Bim 1994 yılıydı kurulması galiba.

ne demek âbi yarım asır; sen bir asırlıksın

7 Mayıs 2020 07:40

milligazete diye bir gazete mi var âbi bu arada? nerede çıkıyor, sincabistanda falan mı?

ali ünlü

7 Mayıs 2020 07:38

herşey para oldu . herkez robot gibi oldu

miralay

7 Mayıs 2020 04:44

İnsanımız mutemed olsaydı, öyle acımasızca muamele görmeyecekti azizim! Şahsen ben bir serbest meslek erbabı olarak güvenilmez, yalancı ve haramzade insancıklardan bıktım nefret ettim hacı! Darbe yiye yiye o raddeye getiriyorlar insanı maalesef!

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle