• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI
20 Ocak 2020

Yalın söylentiler…

Birisi üniversitede doçent imiş. Diğeri, bir fikrin tartışması yapılırken yalın ifadesiyle ortaya atılıvermiş:

Kemalistler neler yaptı neler. Ezanı Türkçe okuttukları için özür dileyecekler. Bu ülkede Kemalistler Müslümanlara zulüm etmiştir”…

Doğruluğu yanlışlığı ya da güzellik ve çirkinliği kendinden menkul, sağa sola, şuna buna bağlantısız bir laf dizisi… 

Hazirun arasında bulunan bir diğeri de, buna karşılık şunları sallamış…

Bu ülkede Kemalistler sayesinde ezan okunuyor, namaz kılınıyor.

 •

Ellili yılların ilk birinci başında Haliç’in Halıcıoğlu kıyısındaki İstihkâm Okulu talebesiydik. Arkadaşlarımız memleketimizin çeşitli bölgelerinden gelmişler. İç Ege’den gelen bir arkadaşımıza çok çirkin laf atıyorlar. Düpedüz terbiyesizlik olup, ne insanlığa ne de arkadaşlığa gelir yanı vardı, bu lafların...

Saldırganların kendilerini haklı çıkarmak için arkadaşımızın doğum yeri olan mahallin köylüleri, İstiklal Savaşı, milli mücadele sürecinde milliyetçi çetelerin köylerine gelmelerini hiç istemezlermiş. Yunan askerlerinin baskınlarına ise seslerini çıkarmazlarmış. Bundan ötürü, o mahallin insanları Yunan ... imişler…

Terbiyesizlik ve hakaret ile iftiranın dik alası…

Arkadaşımız da bu densizlerle kavga ede ede yoruldu ve en sonunda okulu terk ederek aramızdan ayrılıp gitmişti…

“Ülkemizde cuma namazı kılınıyorsa, minarelerden ezan sesi duyuluyorsa biz bunları Atatürk’e borçluymuşuz. Bu ülkede Kemalistler sayesinde ezan okunuyor, namaz kılınıyor(muş)” …

Bu da işte böyle, hakaretamiz çirkin yalın bir sallama…

Zamanla öğrendim ki, İstiklal Harbi esnasında millet, hususan köylü kesimi, insani temel ihtiyaçları bakımından her alanda felaket bir kıtlık ve yoksulluk içinde yaşıyor. Simdi, kendilerine Cumhuriyet kadınları etiketini yakıştıranlara bakıyorsunuz, hiçbir hususta eksikleri yok. Fiziken hemen hepsi, yaşlı geçkinleri dahi; giyim kuşamda, sofra üstü manzaralarında, iktisadi yapı ve birikimlerinde hiçbir eksikleri, sıkıntıları yok...

Bila istisna, hepsi de diplomalı…

İşin tuhafı, İstiklal Savaşı sürerken Kuvayı Milliyenin kağnı sürücülüğü yapan kadınlarla da, ne bir benzerliği, ne de onlara yakınlaşma temayülleri var…

O günlerde bilhassa iç Ege ve Marmara’da giderek yoksullaşan Türk köyleri, birbirlerinin peşi sıra çeşitli isimlerle anılan silahlı müfrezeler tarafından rahatsız ediliyor… 

Evet, rahatsız ediliyor. Çünkü bunlar, Türk müfrezeleri. Kimisi bunların doğrudan Atatürk’e bağlı çeteler, kimileri de bağımsız olarak Atatürk’e destek ve millete hizmet peşindeler…

Ne var ki, köylerine daldıkları köylüler gibi hem kendileri aç ve susuz, hem de atları, yorgun ve yemsiz. Köylünün tahammülfersa sıkıntı ve rahatsızlığı da buradan geliyor…

Kuvayı Milliyeciler, geldiklerinde köylünün ambarına ve mutfağına dalarken, Yunan çetelerinin ise, İngiliz yemiyle besledikleri hayvanları yönünden bir sıkıntıları yok. Kadın ve kızlara saldırmaktan öte köylünün rızkına da el sürmüyorlar…

Türk köylüsünü, “kendi askerlerine bir lokma ekmek vermezken Yunan askerinin altına yatak serdiler” diyerek piyasaya saldıkları çirkefleşme modasının mevsimine göre hazırlayarak satışa çıkardığı son baskılarında da şunları okuyoruz; 

“Ülkemizde cuma namazı kılınıyorsa, minarelerden ezan sesi duyuluyorsa siz bunları Atatürk’e borçlusunuz. Bu ülkede Kemalistler sayesinde ezan okunuyor, namaz kılınıyor”!…

Hainliğin dik alası…

Şimdi gelelim ibadete çağrıya…

İbadete çağrı sesle yapılır. Davet edilen insandır, vaktin geldiğini ahaliye bildiren de insan. Demek ki Peygamberimiz, zamanında uygun görmüş ve insan sesinde karar kılmış. Bunun için davul da kullanılabilirdi. Nitekim birbirlerinden haylice uzakta kurulan köylerin pratik zekâsı, davul sesini etkinlikte daha üstün görünce, ramazanlarda sahur davulunu tokmaklamıştır…

Köyler gelişerek büyüdükçe birleşerek şehirleşmiş olsa da, bu güzel uygulamayı terk etmeyerek modernizm dünyasına da taşımış. Cumhuriyetin çağdaş kadınları, Cumhuriyeti kuran köylü kadına benzer tarafı bulunmadığından son yıllarda davula da öfkelenip küfretmeye başladılar…

Herkesin evinde televizyonu, cebinde de telefonu varken, nedir bu davul gümbürtüsü, Atatürk’ün toprağını da Arabistan’a çevirdiler. Kendi ülkemizde uykuya hasret gideceğiz”…

REÇETE:

Yalın nedir?...

Sağa sola bakmadığım için pek bilemiyor olabilirim. Sanırım “çıplak, sade ve net” anlamına geliyor. “Üzerinde takıntıları, kafa karıştırıcı dolambaçları bulunmayan katkısız, eklentisiz laf veya laf dizileri”….

Veda Haccı’nda Peygamber Efendimizin faizin haramlılığı konusunda kullandığı bir iki kelimecik gibi…

Diyanet İşleri, yargı gibi bağımsız ve bağlantısız olmalı. Cumhuriyet kurulduğunda uluslararası laisizm felsefesinde kendi ekolünü inşa etmiş ve devleti, din üzerine hükümran kılmış. 

Halkın aşırılığa kaçması ya da dara düşmesi durumlarında devlet, bozulan sosyal dengeyi düze çıkartma amacıyla diyanetten yardım isteyebilecek…

İnşaat sektörü, yüzlerce sektörü peşinden koşturabilen özelliğinden ötürü, hükümetler, durgunluk buhranlarında Keynesgil mantıkla bu sektörü harekete geçirir. Türkiye’nin dikine inşaatta ABD’yi sollaması, bu mantığın ürünüdür. Ayrıca, üretilen malların mülkiyet haklarının ihraç edilebilirliğinden, müteahhitler imtiyazlı bir sınıf haline gelirler…

Nitekim hiç kimse inşaatçının kaşı üzerindeki gözüne laf edemez…

Sosyal dengenin, kamu düzeninin ve genel ahlakın bozulmaması için hükümetin dar gelirli orta direği ve yarı orta sınıfları da düşünmesi gerekiyordu…

Kamu şirketleriyle birlikte tüccar inşaatçılar, istek üzerine bir odalı, bir buçuk odalı nikâh dışı hayata uygun kafesvari mekânlara yöneldiklerinde, stoklar yükseldi. İnşaatçılar imtiyazlarını kullanarak stokların eritilmesi için banka faizlerinde indirime gidilmesi ricasında bulundular.…

Zira Keynesgil politika, stokların hepsini kısa zamanda, ola ki temizleyemezdi…

Eee, sonra…

Müteahhitler de nakit krizini henüz atlatamamıştı…

Ne olacaktı şimdi?...

Mesele, bütçe ve hazine dengesi ise, gerisi teferruat değil miydi?…

Elbet bir yolu bulunacaktı…

Ve, bulundu da….

Şimdi konuta indirgenen ev, hane, yuva gibi her ne ise, orta sınıftan imkânı müsait ailelere ve ayrıca, üç beş kuruşluk birikimden mahrum, ortanın daha ortasındaki yoksullara, rahatlatıcı bir reçete gerekiyordu…

Diyanet İşleri Başkanlığı, laik devletin kendisinden rica ettiği reçeteyi fetva olarak ihtiyaç sahiplerine ilan etti…

Faizin üzerindeki haram perdesi, bunlar için kaldırılmıştır”… 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

sema emine aydınelli

Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk, içki konusunda, "Dinimizde içki haramdır,basna bunun aksini söyletemezsiniz ama içki,ülkemizde yasak değil, serbestçe satılıyor, içerseniz,bu Allah la sizin aranızdadır" derdi.Diyanet de faizin dinimizde kesinlikle haram olduğu vurgusunu yapıp sonra açıklama yapabilirdi.Faiz eğer haramsa, şurada helal, burada haram diye bir ayırım nasıl yapılır.
  • Yanıtla

CEVDETT

AYNI YÖNTEMLE ARAÇ ALMAK İSTEYENLER İÇİN DE DİYANET KAPI AÇABİLİR. ALLAH HEPİMİZİ BATILA DALMAKTAN KORUSUN. ZOR BİR SINAMADAN GEÇİYORUZ VESSELAM.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı