--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Yaaa, öyle mi?

Atilla Özdür
Atilla Özdür
5

Son mahalli seçimlerin ikinci etap İstanbul kampanyasında Binali Yıldırım, seçmenlerine kendi el yazısıyla önlü arkalı doldurduğu iki sahifelik bir mektup göndermişti..

“İstanbul’u seven bir kardeşiniz olarak” diye başlayan mektup, “Şimdi beni ben yapan bu mübarek şehir İstanbul’a hizmet için huzurunuzdayım”la devam ederken, yapılan hizmetleri de şöyle;

Marmaray, Avrasya Tüneli, 3. Osmangazi köprüleri, hızlı tren, yeni hava meydanı olarak sıraladıktan sonra, geleceğe yönelik umut ve beklentilerimizi gerçekleştirecek tecrübe ve donanıma sahip olduğunu belirtiyordu.

Yeterli yeşil alanı olan, temiz, gecesi gündüz gibi aydınlık, güvenli bir İstanbul’un hepimizin hakkı olduğunu ve bunu gerçekleştirmenin pek zor olmadığını da eklemişti.

Az laf çok iş anlayışı ile bugüne kadar ülkem ve milletim için yaptıklarım, İstanbul için yapacaklarımın teminatı olacak. Bu inançla göreve talibim. Desteğinizi talep ediyorum. Saygı ve sevgilerimle” diyerek, İstanbul’dan oy istedi.

Muhafazakâr partiler, emek sermaye sorunlarıyla pek ilgilenmezler. Gelir dağılımı dengesizliğinin üzerine giderek solcu-komünist damgası yemekten kaçındıkları için, kamu adına piyasayı düzene sokmaktan kaçınırlar. Bu sebepsiz kaçınma da, ahaliyi, yanlış kanaate sevk ederek, “Müslümanların kapitalistlerden yana oldukları kanaatine sürükler. Müslümanlıkta pazarın liberal olduğu zannı, muhafazakarları “Bırakınız yapsınlar”a karşı sert tavır almaktan çekindirir..

Binali Yıldırım’ın bu mektuplu seçim beyannamesinde, maalesef mutfakları şenlendirecek tabanın yararına bir tek cümle yoktu. Bu eksikliktir ki, İstanbul’u birinci etapta elden kaçırtan dokuz binlik oy farkını, ikinci etapta dokuz yüz bine yükseltti..

Oysa AKP, asgari ücret/simit nispetlemesiyle iktidara erişmişti. Aynı nispetleme ki şifresi, “her şey daha güzel olacak”, İstanbul’u aldı götürdü.. Sanıldı ki, selametliler kancıklık etti. Yok öyle bir şey..

AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin hanımefendi, kadına, kendi gerçeğini inşa eden yapı ustası olarak, AKP’yi gösterdi. Kadın vardı amma okuyamıyordu, bir mesleği olamıyordu, askerdeki oğlunun merasimlerine gidemiyordu, bazı önemli kişilerin eşi bile olamıyordu. AKP, kadınları bu yokluklarından kurtararak kendiliklerine kavuşturdu. TRT’nin kamuya açık konserlerine dahi gidemiyordu. Çünkü yok sayılıyorlardı. Ve AKP, kadını inanılamaz mağduriyetinden çekip, çıkarıp kurtardı anlamındaki konuşmaları üzerine, Meclis Genel Kurul salonunda, Ecevit’i hatırlayan bir CHP’li tarafından kendisine, had bildirme cezası istendi..

Bu kadına haddini bildirin”! diye haykırdı, CHP’liler.. Normal kabul görmelidir, bunlar..

Fatih ve Kanuni sonrasının Osmanlısı, Birinci Cihan Harbinden çıktığında anayurdu işgal altında idi. Sarıklısı-mollası, köylüsü-kentlisi, kadını-erkeği ve dahi çeteci efeleriyle birlikte kurtuluşa erince, anayurdun idari yapısı değiştirildi. Bu yeni yapı, Kemalizm’in eseri oldu. Yani ihtilalin...

İhtilallerde usul böyledir. Eskiyi kökten temizleyeceksin..

Kalıntıları yok edilir. Eski, en büyük ve tehlikeli düşmandır. Burada da böyle oldu..

“Osmanlı tarihi, baştan nihayetine kadar hakanların, şahısların ve zümrelerin hal ve hareketini kaydeden destandan başka bir şey değildir..

 Yeni Türkiye’nin eski Türkiye ile hiçbir alakası yoktur. Osmanlı hükümeti tarihe karışmış, şimdi yeni Türkiye doğmuştur.

Türk aydını için dini esaslar üzerine kurulu toplumsal düzenler, kıyamet günüyle eşanlamlıdır.

Yeni yapının temeline eskiye yönelik bu reddiyeler, Söylev ve Demeç formunda köşe taşı olarak yerleştirilince, sonra gelen nesiller, düşman kesildikleri değerleri işte şöyle tanımlayacaklardı..

Çöl kanunu veçöl bedevisi..

Hâlbuki yeni yapının ilk meclisinde ilim ehlinin toplam temsilcilere nispeti yüzde ellilere yakındı. Onuncu meclise kalmadan sıfırı tüketti. Yeni yetişen nesiller de, şüphe duyup düşman kesildikleri eskinin değerlerine hayat hakkı vermeyeceklerdi, vermediler de.

Kamu alanında kadınlar, peygamber ocaklarında da erkekler var iken, varlıkları yok sayıldılar, hayattan isimleri silindi..

İhtilal sonrasında Yeni Kuruluş, eskiye saygıyı önleme amacıyla laikliği kullandı. İstedi ki halk, kendi özelinde Müslüman, kamu alanında laik yaşasın. Kamu alanında ne erkeğine ne de kadınına hayat hakkı tanınmadı. Daima şüphe objesi yapılarak yok sayıldılar.. Bundandır ki, cezalandırmak için Özlem hanımefendiye yönelik “had bildirme” teşebbüsünü normal görürüz..

Şimdi, Özlem Hanıma düşen işe gelelim..

İlk birincisi olarak, yıllar yılı İstanbul’un sevdalısı Binali Yıldırım’ın boş bıraktığı alanı doldurmak. Bu da, halkın mutfağı ile ilgilenmeyi gerektirir. Tek kişilik bir mebus gücü, hele hele başkanlık sisteminde, bu yükü kaldırabilir mi?

Yolunda ölünür ya…

Emek yoğun işyerlerinde, hak ve hürriyetlerine ilaveten fiziken de yok sayılan kadın ve kızlar köle gibi çalıştırılıyor. İzbe bodrumlarda. Kamu alanlarında örtülünün yok sayılışı gibi yok sayılarak. Güvenliksiz, kayıtsız ve de gerçek anlamda ücretsiz..

Bunları gün yüzüne çıkarmak.

Yoksa, el yapımı kanunlar da “NAS” değildir.. 

Hepimiz beşeriz. Dolayısıyla şaşırıp yanlışa dalmak, bizim maluliyetimizden. “Nas” olmadığı söylenen “İstanbul Sözleşmesi” de, bu tür yanlışlardan bir örnek. 

Bunun pisliğinden temizlenmek de, milli, dini, ahlaki ve insanı bir görev olarak, Özlem Hanımlara düşer..

 

Yorumlar

(5)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Mustafa

6 Temmuz 2020 22:02

Âyetleri duyunca kalbi titreyenler. Taha Sûresi 126 - Allah: "Böyledir, sana âyetlerimiz gelmişti de onları sen unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" der Tevbe Sûresi / 124.Bir sûre indirildiği zaman, o (münafık ola)nlardan bazısı: “Bu hanginizin imanını artırdı?” der. (Oysa, her inen sûre) iman edenlerin imanını artırmış (kuvvetlendirmiştir) ve onlar (her inen vahiyle sevinip) müjdeleşirler. Tevbe Sûresi / 125.Kalplerinde (şüphe, küfür, şirk ve münâfıklık gibi) bir hastalık bulunan kimselere gelince, (o sûreler) onların murdarlıkları üzerine murdarlığı (küfürleri üzerine küfrü) artırmış ve onlar kâfir olarak ölmüşlerdir.3 Hadîd Sûresi / 16. İman edenlerin Allah’ı anma ve hak olarak inen (Kur’an’)a karşı kalplerinin ürpermesi/saygıyla yumuşaması zamanı gelmedi mi? Bu âyette mü’minlere büyük bir uyarı vardır. (Mü’minler,) sakın bundan önce kendilerine kitap verilip de (onunla alakayı keserek) üzerlerinden uzun zaman geçmiş, kalpleri artık katılaşmış kimseler gibi olmasınlar. Çünkü onlardan çoğu (Allah’ın emrinden çıkmış) fâsık (olmuş)lardır. Âyet-i kerîmede yüce Allah, mü’minlere, kitaplarından uzaklaşan yahudiler ve hıristiyanlar gibi olmamalarını emir buyuruyor. Çünkü mü’minlerin Kur’an’la imanlarının kuvvetlenmesi, kalplerinin sükûn, hayatlarının huzur içinde olması gerekirken,2 bunun aksine Kur’an’dan, onun kültüründen, mânevî gıdasından ve hükümlerinden uzaklaşan kalp imanca zayıflar, katılaşır ve duygusuzlaşır. Böyle bir kalbe sahip olan insan Allah’a karşı sorumluluğunu unutur, maddeci ve menfaatperest olur. Menfaatini başkalarının zararlarına, hatta yok olmaları üzerine kurmakta kalbi huzursuz olmaz. Enfâl Sûresi / 2.(Gerçek anlamda) inananlar, ancak o kimselerdir ki Allah’ın adı anıldığı zaman yürekleri titrer, O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman, (bu) onların iman (nur)larını artırır (kuvvetlendirir). İmanın artması muhteva ve tafsil bakımından olurken, imanın kuvvetlenmesi takvâda ve ibadetleri ihlasla yerine getirmekte tezahür eder. Çünkü sâlih amelle/Allah’a itaatle iman artar, günahlarla zayıflar. Ve (her işlerinde) ancak Rablerine güvenirler.2 Ra'd Sûresi / 28. O (Allah’a yönele)nler, iman eden ve Allah’ı anmakla kalpleri huzura kavuşan kimselerdir. Şunu iyi bilin ki gönüller (ancak) Allah’ı anmakla huzura kavuşur. Allah’ı istiğfâr ve tevhid ile anmanın yanında en büyük zikir Kur’an’dır ki o da onu hem okumak hem de emirlerini hayata hâkim kılmakla olur. O zaman fikir, gönül ve hayat huzura erişir. Yoksa, gayesi gerçekleşmeyen zikirlerle kalp ve hayat huzursuzluktan kurtulamaz. Allah’ın zikrini kalbine, fikrine ve hayatına geçiremeyenler; dalları sulanan fakat köklerine su ulaşamayan ağaçlar gibi olurlar. Şu da hadîs-i şerîfle sabittir ki (özetle:) “Kim Allah’a itaat etmişse farz ibadetleri yerine getirmişse Allah’ı zikretmiş olur. Fakat haramlardan kaçınmayan kimse namazı, orucu, haccı, zekâtı çok olsa da Allah’ı zikretmemiş olur.” Ayrıca beslenme eksikliği, zehirli gıdalar ve mikropların vücut sağlığımızın düşmanı olup onu tahrip etmesi gibi, ibadetsizlik, Allah’ı zikretmemek ve günahlar da ruh sağlığını tahrip eder. Şeytan da bunu unutturmak için daha fazla oyun ve eğlenceye daldırır.4 Tâhâ Sûresi / 124. Bundan böyle kim zikrim (Kur’an ve hükümlerim)den yüz çevirirse (hevâsına/nefsine hoş gelene uyarsa) şüphesiz ki onun için dar bir geçim/sıkıntılı bir hayat vardır. Geçim darlığı; “Dünyada huzursuzluk, fakirlik korkusu, gönül darlığı ve psikolojik sıkıntı içinde bunalmak, âhirette de kabir darlığı ve kabir azabı içinde bulunmaktır.” Kim de Kur’an’ın hükümlerine uyarsa bunlardan korunmuş olur.3 Kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz (toplarız). Bu dünyada Kur’an ve hükümlerine karşı mânevî ve ruhânî körlük; âhirette fiilî bir körlük olacaktır. Tâhâ Sûresi / 125. “Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Halbuki ben hakikaten (dünyada) çok iyi gören kimse idim.” der.4 Tâhâ Sûresi / 126. (Allah) buyurdu ki: “Bu böyledir. Âyetlerimiz sana geldi de sen (okuyup görmedin, onun hükümleriyle amel etmeyi) unuttun. İşte bugün de sen böyle (görmez halde) bırakılacaksın.” Kur’an’sız hayat körlüktür. Kur’an’ı ilmen ve amelen terk edenlere, Allah şeytanı arkadaş kılar.1 Furkân Sûresi / 30. Peygamber de (şikâyetle): “Yâ Rabbi! Benim kavmim bu Kur’an’ı (okumayı ve hükümlerine uymayı bırakıp hatta men edip onu)5 terk ettiler.” dedi.

Ömer

2 Temmuz 2020 12:08

İstanbul seçiminin kaybında bir çok sebep sayılabilir . En büyük sebep seçimden bir kaç ay evvel poşetlerin paralı olması . Bu halkta büyük tepki oluşturdu o zamanlama yanlıştı . Seçimden sonra olabilirdi . Basit gelebilir ama bu Ak partiye oy kaybettirdi .

Leyla

2 Temmuz 2020 09:25

Evet doğru bu rezil kanun lagvedilmeli

Hüseyin subasi

2 Temmuz 2020 07:41

Imamoğlu mutfaklara çok ilgileniyor halk ackalmasin diye resim bile satın aldı bakın seyredip doysunlar

Salih

2 Temmuz 2020 02:13

Mahalle baskısına döndü,kadının çalışması.Tabi normal okuması.Aileler azalıyor okudukça,şey çalıştıkça kadın.İki maaş niye okumasın.Bizim müslümanın oğlu evlenirse tek.Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa.Birde yeni çıkan boşanma modası,tesettür gibi.Bari evde çalışan kadını destekleyin.Hem sonra okumak adam olmak için değilmiydi Özlem hanım;erkeğin adı yok.

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle