Sosyal sorumluluk...

12 Ağustos 2019 Pazartesi

Bir HASTAHANE. Müştemilatında otoparkı da mevcut ki, ekibiyle birlikte bir de “vale” kulübesi. Anlaşılan, otomobiller çoğaldıkça güzel Türkçemiz, yeni bir kelimeyle biraz daha kirletiliyor...

Hastalar geliyor, arabalarını “vale”ye teslim ediyor, ayrılırken anahtarı kendisine teslim edilen arabasına atladığı gibi, kuş misali uçup gidiyorlar...

Hastanede küçük bir çay ocağı-büfe. Fiyatlar genel seviyesini ölçmedik. Amma çarşı büfelerine benzemeyecekti, tabii...

Önünden geçerken az buçuk dinleniverme niyetiyle açık alanına dalarak “vale” kulübesinin yanına çöküp oturdum...

Otomobilinizin ilk on beş dakikalık işgaliyesi, ücrete tabi değilmiş. On altıncı dakikayı aştığında, bir saate kadar ödeyeceğiniz ücret 20 lira. Sonrasında “otopark” hizmet borcunuz 30 liraya yükseliyor...

¥

Eski ictimai hayatımızda sosyal sorumluluk gibisinden böylesine çiğ sahtekârlığın yeri yoktu. Doğumdan ölümüne kadar alıp verdiğimiz her nefesin ibadet oluşu, aynı zamanda günümüzün dilince “sosyal sorumluluk” borcumuz sayılırdı ki, buna da kitabi ifadesinde, infak denilirdi...

Bunun küçük ve ufak kıymetler halinde genele yaygın olanına sadaka. Mali bakımından büyükler ve güçlüler için farz kılınan sadaka vergisinin adı da, zekât idi...

¥

Bu millet, şimdilerde her ne kadar itikaden iman sahibi olup Müslüman ise de, hayat tarzında da kendini Müslümandan sayıyor. Konfor zenginliği, mutfak ürünlerindeki çeşni bolluğu ve zevk sefa araçlarının çekiciliği insanı ölümü unutmaya şartlarken, kendine de yabancılaştırıyor...

Kendine yabancılaşan insan haliyle çevresinden de kopacaktır, bu şaşmaz bir gerçek. Laik sosyoloji, bu kopuşu, yani eskinin sadaka geleneğini, “sosyal sorumluluk” adıyla laikleştirerek modernleştirmiş...

Laik felsefenin biçimlediği Müslüman insan, çağdaşlık adına ufak tefek dilenci infaklarından çözülüyor. Zekât ise, kendine özgü bir takım şartlara bağlı olup, her kişiye yönelik zorunlu bir mecburiyet değil. Onun da, cuma namazı ve Hac farizası gibi eda şartları bulunuyor...

¥

Millet olmanın cebri hasletlerindendir birlik beraberlik duygusu. Paylaşmacılık ve hayırseverlik, Allah’ın kullarına ihsan ettiği nimetler karşısında şükran duygusunun ifadesidir. Başlarda belirttiğimiz gibi biraz kabaca düşse de toptancı ifadesiyle, sadakadır. Laik felsefe bu duyguyu cemiyetin sivil hayatından koparıp, kişinin Allah ile arasındaki özel ilişkisine aktarınca, sadaka veya zekât da, laikliğin dilinde “sosyal sorumluluğa” dönüşüyor...

Sen başımızın örtülü örtüsüz oluşuna değil, kalbimizin temizliğine bak...!

Laik toplum son tahlilde, sistem olarak, devlet olarak, ya da kültür olarak, varsıl mükellefin sadaka ve zekâtını da kapsayan “İNFAK” görevini, göstermelik sosyal sorumluluk sihirbazlığıyla gündemden kaldırıyor...

Aynen şimdiki gibi...

Fabrikacısınız, yol ve köprü işletiyorsunuz. Özel zincir hastaneleriniz var. Üniversitelerinizde talebe yetiştiriyorsunuz. Otelleriniz, domuz çiftlikleriniz, şaraphaneleriniz ve imalat sanayiinde aktif holdingleriniz var. Veyahut vekilsiniz, mebussunuz ve banka sahibisiniz...

Sosyal sorumluluğunuzun verdiği gönül huzuru sizleri sadakadan da kurtardığı gibi zekât yükünden de...

Ciddiyeti kuşkulu burs imtihanıyla kimlikleri önceden tesbit edilen üç-beş talebeye karşılıksız BURS verdiğinizde, sosyal sorumluluğunuzu yerine getirmekle birlikte, Hacca bile gitmiş olabilirsiniz...

¥

Erken cumhuriyet yıllarında eğitim ve sağlık hizmetleri devletin boynuna borç idi. Zamanla sosyal devletçilik, laik düzendeki yerini merkantilist görüşlere terk ederek bu hizmetleri ücreti mukabili alınır satılır metaya dönüştürdü... 

Türkiye’ye özgü laisizmin, kapitalist felsefeyle tahkiminin ardından devleti, eğitim ve sağlık hizmetlerini bütünüyle özelleştirmeye zorladı. Şimdi, her köşe başında bir özel üniversite, yuvasından lisesine özel okul, hastane ve tımarhane...

Hükümet, her ne kadar şehir hastaneleri üzerinden sağlık sektöründeki görüntüde devletçi ve solcu politikasıyla övünebiliyorsa da, üç vakit sonra, üzerine para da verilerek bunların özel sektöre devredilmeyeceğinin garantisi yok...

İDO, devletin hatta Binali Yıldırım’ın eseri idi. Ya şimdi?...

Kılıçdaroğlu garantörlüğüne rağmen, Antalya ve Bolu Belediyelerindeki işçi kıyımları meydanda...

Seyreyleyin İstanbul’u!... 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Allah GörüyorAllah Görüyor6 gün önce
    "Allah görüyor diye döşenen" diye cevap yazana cevabımdır. Sayın yazarın bile fetöcü denilen zibidinin kitaplarının olduğunu bir yazısında okumuştum. Asıl fetöcüler serbest dolaşırken hiç alakasızları iftira ile lekeyeyip suçlamak insanlık mı, adalet mi, yoksa Müslümanlık mı? Sana da inşallah sebepsiz fetöcü densin. Terörist ilan edilde ondan sonra seninle görüşelim. Hiçbir yerde hakkını arayama. Her hakkını aradığın yerde sen fetöcüsün denilerek tüm kapılar sanada kapansın. Damgalanman gazete gazete ilan edilsinde sizin psikolojinizi göreyim. Adalet aramak için ohalkomisyonunu bekle diye yıllarca adalet bekle de sizin o zamanki resminizi görmek isterim. Başına gelmeyince herkes karşısındakini kendisi gibi bilir. Neden bana piyango çıkmadı? Neden benim başıma değilde sizin başınıza geliyor deniyor. Mübarek hiçbir kriterim yok diyorum. Sizin gibi sui zannı tavan yapan çokbilmişler yüzünden asıl fetöcüler yüzünden yıllarca dürüst çalışmamın üstüne oturuldu. Ne emekli olabiliyorum ne de haklarımı alabiliyorum ne de başka bir işte sigortalı çalışabiliyorum. Ne de mahkemeye gidip haklarımı arayabiliyorum. 3 yıl oldu ohalkomisyonu daha hakkımda karar verip de adalete başvuru yapamıyorum. Suçum nedir? Yüzüme direk söylenmiyor ama damgayı vurarak adımı ilan edebiliyor sistem. Teröristsem neden serbesttim. Değilsem neden haklarım elimden alınıyor. Yıllarca devletin ellerinde shçek tarafından büyütülüp meslek sahibi olmuş ve dürüst çalışmam sonucu önce CHP tarafından başörtüsü görerek sonra da şimdiki hükümet tarafından ne olduğunu bilmediğim nedenle işimden oldum. Hemde hain denilerek. İnşallah sende bir gün benim düştüğüm duruma düşersin de beni anlarsın. Sui zan işte bu. Tam 20 yıllık çalışmam bir çırpıda elimden alındı. Sen hiç suçsuzken hain olarak suçlandın mı? Bu suçlanmam sonucu çocukların dinden soğuyup gözlerinin önünde dininden soğuduğunu gördün mü? Annen sana üzülerek hastalanıp bu yüzden eriyip öldü mü? Çevrendeki insanların korkup seninle hiçbir şey olmadığı halde uzaklaşıp gittiği oldu mu? Hangi birisini yazayım. Bu haksızlık değil mi? Hemde hiçbir kazanılmış olan hakkım yok sayılarak. Bu zulüm değil mi? Hainsem asılmaya razıyım diyorum. Siz acaba ne demek istiyorsunuz? Yoksa sen benim gibi masumlara ve mağdurlara iftira atan bir fetöcü müsün? Mağdurların ve masumların başını yakan, iftiralarda bulunan, 249 şehidimize yol açan hain birisi misin? Ben hain değilim. Ama hainler yüzünden mağdur oluyorum. Anlatabildim mi? Adalet arıyorum. Adalet arayarak çok şey mi istiyorum? Kul hakkına girmek ne kadar kolaymış değil mi? Siz işte güzel bir örneksiniz. Allah sizin gibi düşünenleri bildiği gibi yapsın. Mahşerde görüşmek üzere. Beni bu duruma düşüren sui zannı tavan yapıp kul hakkıma giren herkese hakkımı helal etmiyorum. İnşallah bu iftiracılar yaşadığımı yaşamadan ölmesinler. Anlatabildim mi? Bayram günü beni sinirlendirmeyi başardın. Sizi tebrik ederim.
  • Allah görüyor diye döşenenAllah görüyor diye döşenen6 gün önce
    Hakkımı helal etmiyorum dediğin ne? Bu toplumun anası mısın, ninesi misin; nassı bi hakkın oluştu da etmiyosun hakkını helal? Kaç para alacağın oluştu toplumdan? Kimi emzirdin? Senin gibi çok kabız var böyle hep "hakkımı helal etmiyom" diye dolaşıyo meydanda da ondan merak ittiydim yağnii..
  • Allah GörüyorAllah Görüyor7 gün önce
    Öncelikle bana 3 yıldır zehir zıkkım olan kurban bayramınızı kutlarım. Kendimi kurbanlık koyun olarak görüyorum. Bu yüzden beni kurban olarak seçen sisteme, sistemin gaddar insanlarına haklarımı helal etmiyorum. Yine de herkesin kurban bayramını kutluyorum. İnşallah gerçekten dosdoğru yaşayan birlik beraberliğimizi sağlayan bir bayram olması temennisideyim. Sayın yazarın serzenişini en iyi anlayanlardan biriyim. Bu zamanda doğruyu konuşmak yürek ister. Kendisini tebrik ediyorum. Yok aslında birbirimizden farkımız. Sağ sağı kullanıyor, solda solu kullanıyor. Her ikiside arada masum ve mağdurları gerekirse harcıyor ve vicdan azabı duymuyor. Kul hakkı ise masal sanki. Sağı solu yok hocam bu işlerin. Kapitalist düzelde İslamı da kapitalist islam yapıverince adına da kapitalist islam dedik. KURANI okuyoruz, anlatıyoruz kapitalizmi uyguluyoruz. Hem dine uydurarak uyguluyoruz. Kendimizi kandırıyoruz ardından bolca sevap aldığımızı sanıyoruz. Deveye boynun eğri, demişler; nerem doğru ki, demiş. Bizden ise yanlışta olsa görmezden gelelim gibi bir düşüncenin olduğu şüphesi oluşmaya başladı ki o da iktidarın inişini hızlandırıyor. Adaletin isimde değil uygulamada olması durumunda başarılı olabiliriz. İstenirse gerçekler görülebiliyor. Gerçekleri söylemeniz durumunda bile acımadan vicdanlar sızlamadan hakaretler edilebiliyor. Ahir zaman dedikleri zaman bu zaman herhalde. Her ne söylersen söyle gerçekte olsa işlerine gelmiyorsa hep yanlış anlaşılıyorsun. Gerçekleri görmemek için elimizden geleni yapıyoruz? Gerçekten islam yaşanmış olsaydı ülkemizde ve diğer ülkelerde Müslümanlar huzur içinde yaşamaz mıydı? Filistin, Suriye, Libya, Mısır, Çeçenistan, Doğu Türkistan, Bosna, Afrika ve diğer zulüm gören Müslümanların yaşadığı beldelerde gerçekten zulüm var. Bizde yok mu? Onlardan aşağımı kalıyoruz? Bende zamanında İHH derneği ile çocuklarımın sağlıklı olması düşüncesiyle 6 akika kurbanı bağışladım. Bende CHP zamanında baskılar yüzünden başörtüsü zulmü sonucu istifa etmek zorunda kaldım. Ama gel gör ki aynı zulmün bir benzerini şimdiki iktidar ile görüyorum. Hemde neden kaynaklandığını bilmeden sorgusuz sualsiz konuşmana bile izin verilmeden görüyorum. Kriter ne, neden suçlanıyorum, ne yanlışı yapmışım bilmeden. Sana sorgusuz sualsiz vatan haini denip KHK ile adın yayınlansa idi, yıllarca vatan haini olmadığını ispatlamak için bekletilseydin, sana yapılanın diğer ülkelerdeki yapılan zulümden farkı olur muydu? Hemde ağaç kökü yeyin diyerek, hem de bulunduğun ülkede çalışma hakların elinden alınarak, sürekli damgalama ile yaşamaya mecbur edilerek, hem de bizimle aynı görüşe sahip olup ta zulüm gören masum ve mağdurları kastederek milleti güldürmek için espri yapan bir milletvekili çıkıp utanmadan gülerek, “Bizim için yanı verin, ne olmuş yani” denilerek yapılan hatalarını bir de yağ gibi üste çıkarak desteklediklerini düşünün. Yani masum ve mağdur varsa bizim için yanı versin diyorlar. Neden masumlar ve mağdurlar kendileri için yanacak anlamış değilim. İslam yaşın yanında kuruyu yakın mı diyor? İslam iftira atın mı diyor? İslam gerçekleri görmemek için güneşi balçıkla sıvayın mı diyor? Doğrular ortadayken söylemeyip mızrak çuvala sığmadığı halde mızrağı çuvala sığdırın mı diyor? İslam dünyaya at gözlüğüyle bakın kendi yanlışlarınızı görmeyin mi diyor? İslam üç maymunu çok güzel oynayın mı diyor? Ortada çamur olacak ve bunun sonucu ülkede hiçbir işe giremeyeceksin, dışarıya bile gidemeyeceksin, damgalanmaya devam edileceksin. Suçun ise belli değil. İftira mı, sui zan mı, hiçbir şey bulunamamış ise sui zannın okkalısı kripto olabilir denilerek zulüm yapılacak. Sahi dışarıdaki zulümden ne farkı var? Filistin'deki, Çin'deki Müslümanlara yapılan zulümden ne farkı var? Buna da ADALET diyorlar. Anlattınız örneklerle veya İslami yaşayışımızda ki güzelim örneklerle ne kadar örtüşüyor? Zaten yaptığımız geçmişimizle övünmek ama yaşamaya gelince sadece kullanıyoruz. Hep birilerini etkilemeye çalışıyoruz ama adımız gibi olup yaşamaya dökemiyoruz. Nasihat var maalesef uygulama yok. DARBECİNİN, SORU ÇALANIN, YARGIYA, POLİSE FESAT KARIŞTIRANIN CANI CEHENNEME! Ama bunu bahane edip hiç alakasızları yakmak Müslümanlığa sığar mı? Bende darbeye karşıyım. Hatta ailemle birlikte günlerce hükümet meydanlarındaki protestolara katıldım .Ama gel gör ki sorgusuz sualsiz ihraç edildim. Daha sonra hakkımda soruşturma açılmış. İfademi verdim. Mahkeme neden atıldığımı sorduğunda bilmediğimi söyledim. Çünkü mahkemenin kendisi de neden atıldığımı bilmiyor ve bana kurumundan şikayet olmamış, araştırmalarına bakarak, sen neden ihraç oldun diye bana soruyor. Allah aşkına anlattıklarınızın hepsine aynen katılıyorum da dışarıdaki zulümden farksız uygulamaya bakıldığında bana yapılan bu lekelemeye ne diyeceksiniz? Benim darbeye hiçbir katkım olmamasına rağmen iftira ile atılmama ne diyeceksiniz? Mum dibine ışık vermez diyorlar. Çevreyi görüyoruz ama dibimizi göremiyoruz. Doğruları çok güzel özetlemişsiniz ya yanlışları ne zaman göreceksiniz? Vatandaşa bu yargısız infazı söylediğimizde "Bir şey olmasa atmazlardı" diyerek cevap veriyor. “Yanlış hesap varsa mutlaka düzelir”, diyor. İnanın inancım olmasa idi çoktan intihar etmiştim. İntihar etmeyi çok kez düşündüm. Psikolojim bozuldu. Sadece benim değil aileminde psikolojisi bozuldu. Bir kişiyi değil tüm aileyi çamurladılar. Hiçbir suçun olmayacak gelip alnına vatan hainliği çamuru atılacak. Yanlışlık varsa yıllar sonra adalet yerini bulacak. Tabi hastalanıp ölmezsek, intihar etmezsek, delirmezsek. Hatta bu durumlarda olup ölenlerin daha sonra yanlışlıkları düzeltilmiş ve iadeleri verilmişti. Yani adam intihar etmiş, üzülüp kalp krizi geçirip hastalanıp ölmüş, yanlışlık öldükten sonra düzeltilmiş iadesi sağlanmış. Buna adalet mi diyorsunuz? Gerçekten suçluysam asılmaya razıyım. İtirazım olmaz. Seve seve ölüme giderim. Hatta yanlışlıkla bile olsa idam edilmeye razıyım. Böyle yaşamaktansa idam edilmeyi çok isterim. Çünkü hiç olmazsa şehit olmuş olurum. Devlet benimle çalışmak istemiyor olabilir. O zaman çamur atmadan istifamı istesin. Seve seve veririm. Neden olmadığım halde çamurlanayım. CHP zamanında da başörtüsü mücadelesinde istifamız istendi. Baktık olmadı. İstifamızı verdik. Ama bu yapılan zulüm CHP nin yaptığından daha beter. Hem de adı Müslümanım diyen kardeşim dediğimiz yapıyor. Sui zannı tavan yapıyor. İftirayı önce kendi yapıştırıyor ve vatandaşa da devam etmesini istiyor. Sadece çamurlanmakla kalsaydık. Yakınlarımdan üzülüp kalp krizi geçirerek ölenler oldu. Yine yakınlarımdan beni çekemeyenler sevinip her türlü hakareti yaptılar. Çocuklarım yapılanları görünce din bu ise olmaz olsun diyerek dinden soğudu. Namazlarını kılmaz oldu. Hatta cumaya bile gitmez oldular. Kurban bayramını buruk olarak gerçirmeye devam ediyorum. Aslında 3 yıldır kendimizi açık cezaevinde gibi hissediyorum. Hayata küstüm. Eve kendimi kapattım. Hapishaneye atılmış olsaydım bundan farklı olmazdı. Hapis hayatı yaşıyorum. ŞİMDİ BEN SOLA MI YOKSA SAĞA MI GÜVENMELİYİM? Bundan sonra insanlara siz olsaydınız güvenebilir misiniz? Çocuklarıma din bu yanlışları yapmıyor, insanlar yanlış yapıyor desem bile inandıramadım. Onlarında psikolojileri bozuldu. İnsanlar neden deizm oluyor sanıyorsunuz? Can ciğer dost sandığım insancıklar bile beni bilmelerine rağmen korkularından uzaklaşıp görülmez oldular. Sui zanna hareket etmelerine devam ettiler. Korkmaları da normal. Çünkü lekelenen haklarını arayamıyor. Arasa bile sui zan tavan olunca damgalamaya devam ediliyor. Kimseye masum olduğunu anlatamıyorsun. Allah aşkına “İslam dinini” böyle mi anlatacağız, böyle örneklerle mi yayacağız, yaşayacağız? Halen mahkeme KYOK vererek soruşturmamı bir yıl önce bitirmesine rağmen ohalkomisyonu 3 yıl oldu karar veremiyor. Hem de sıramı atlayarak diğer KHKlılara karar vererek, karar veremiyor. Hani sıraya riayet edilecekti. Hani yanlışlık varsa hemen düzeltilecekti. Bir çok kriterlilere, kritersizlere iade verilirken bana HİÇBİR KRİTERİM OLMAMASINA RAĞMEN sıra gelmiyor, karar verilemiyor. Bir çok sayılan kriterler bir çok insanda hem de fazlasıyla varken hiçbiri ihraç olmuyor, önemli bir çok makamlarda görev yapmaya devam ediyor. Ama adı çıkan, çamurlanan saf vatandaşlarımız ise yok sms atmış, yok kitapçının önünden geçmiş kitap almış, yok sohbette görülmüş, yok yasal olan sendikaya üye olmuş, yok yasal olan dershanelerine gitmiş yok okullarında okumuş, yok onlarla beraber gezmiş … vb. gibi bahaneler üretilerek lekelenmeye çalışılıyor. Sanki insanların gelecekten haber alma gücü varmış veya insanların alınlarına bakarak kimin ileri de darbeci kimin vatansever olacağını bilebiliyormuş gibi yeteneğe sahipmişçesine düşünülerek hiçbir şeyden haberi olmayan vatandaşlarımız suçlanabiliyor. Yani insanların düşüncelerini okuyan yöneticilerimiz var. O zaman çocuklar doğar doğmaz kimin katil kimin vatansever olduğunu bilin. Katil olacak olanları yani sorunlu olacakları doğar doğmaz katledin. Bu nasıl bir düşüncedir Allah aşkına! Buna da adalet diyoruz. Bu bahaneler herkese uygulansın bakalım suçlanmayan kimse kalır mı? O zaman kim adaletten şikayet edebilir? Şeriatın kestiği parmak acımaz. Adalet uygulanırsa. Ama adalet hem gecikiyor hem de adamı olana değil olmayana iftira ile gerçekleşiyor görünümü yayılıyor. Yani adalet kendimize göre uygulanıyor. Bu durumda güveni yok ediyor. Şüpheleri artırıyor. Adalet geciktirilerek, masumlar cezalandırılarak acaba ne hesaplanıyor? ZORLA MİLLETİ KÜSTÜRMEYE Mİ ÇALIŞILIYOR? YOKSA GİRDİĞİMİZ VEBALLER AZ OLDUĞU İÇİN DAHA ÇOK VEBALLERE GİRELİM Mİ DİYE Mİ ÇABALAMA YAPILIYOR? Hani sui zan kötü idi. Hani iftira çirkindi. Hani kul hakkına girmekten çekiniyorduk. Hani Allah'tan korkuyorduk. Allah'tan korkan bu yanlışları yapabilir mi? Demek ki çok büyük şüpheler doğuyor. İmanımızda çok büyük yanlışlar var. İslam’ın adı var. Uygulaması yok. Müslümanın adı var, yaşayışı yok. Adımız gibi dosdoğru olmayacak mıydık? Bana darbeci diyen, iftira atan hiçbir şey olmasa bile kriptodur diyen herkese haklarımı helal etmiyorum. Buna yol açanların, vesile olanların asıl kendileri fetöcüdür. İthamlarını kendilerine iade ediyorum. Tekrar söylüyorum. DARBECİNİN, SORU ÇALANIN, YARGIYA, POLİSE FESAT KARIŞTIRANIN CANI CEHENNEME! Darbe yapmak isteyen şer odaklara karşı direnirken canını feda eden 15 Temmuz Şehitlerimize ve diğer tüm şehitlerimize Yüce Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. Bir an önce it izi at izine karıştırmaktan vazgeçilmeli. Güneş balçıkla sıvanmaya çalışılmamalı. Üç maymunu oynamaktan vazgeçilmeli. Adalet partimizin adında kalmamalı ve uygulanmalıdır. Adalet geciktirilmemeli, herkese eşit uygulanmalı. İslami sözler çokta uygulama olmadıktan sonra din sanki kullanılır hale gelmiş gibi görünüyor. Dürüstlüğün cezalandırıldığı bir ortamdayız. Allah yar ve yardımcımız olsun. Sözleri mi Fatih Sultan Mehmet’in sözleriyle bitirmek istiyorum. Fatih Sultan Mehmet Han der ki: “Aklı öldürürsen ahlak da ölür. Akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür. Kadı’yı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün Devlet de ölür.”
  • çaylakçaylak7 gün önce
    Sadaka vereni küstahlaştıran ve vicdan azabından kurtaran, alanı ise alçaltan bir kurum olup Savunulacak yanı yoksa. İnsanları asalaklığa hatta köleliğe sürüklerse.Ciddiyeti kuşkulu burs imtihanıyla kimlikleri önceden tesbit edilen üç-beş talebeye karşılıksız BURS verdiğinizde, sosyal sorumluluğunuzu yerine getirmekle birlikte, kendinizi sahip, bursunuzu alanları da köleleştirmiy Doğrusu herkesin çalışarak geçimini temin etmesi, bunu yapamayacak olanların devlet tarafış olmayacak mısınız ? Çaylak....
  • GalipGalip7 gün önce
    Sadaka vereni küstahlaştıran ve vicdan azabından kurtaran, alanı ise alçaltan bir kurumdur. Savunulacak yanı yoktur. İnsanları asalaklığa hatta köleliğe sürükler. Doğrusu herkesin çalışarak geçimini temin etmesi, bunu yapamayacak olanların devlet tarafından aç kalmayacak kadar desteklenmesidir. Sizin sadaka gibi böyle toplumu zavallı duruma düşüren bir kurumu övmeniz çok şaşırtıcı.
  • çok hızlı kişiliksizleşme:çok hızlı kişiliksizleşme:7 gün önce
    "vaale" gibi başka değerlerimiz de var bizim; "bilim insanı"! "Adem insanı" ne zaman çıkcek merak ediyorum ben! Bir de: "yâ benî isrâîle.." deki "israil insanları"; onu da merak ediyorum bak! Cumhürriyet ve milliyetin b kokulu yazarları bu konulara da çalışıyorlar mı ki? Çalışıp üretsinler de bizim müslüman gazeteler mahrum kalmasınlar onların ürettikleri bu kavram nimetlerinden bari!

Günün Özeti