• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI
12 Ağustos 2019

Sosyal sorumluluk...

Bir HASTAHANE. Müştemilatında otoparkı da mevcut ki, ekibiyle birlikte bir de “vale” kulübesi. Anlaşılan, otomobiller çoğaldıkça güzel Türkçemiz, yeni bir kelimeyle biraz daha kirletiliyor...

Hastalar geliyor, arabalarını “vale”ye teslim ediyor, ayrılırken anahtarı kendisine teslim edilen arabasına atladığı gibi, kuş misali uçup gidiyorlar...

Hastanede küçük bir çay ocağı-büfe. Fiyatlar genel seviyesini ölçmedik. Amma çarşı büfelerine benzemeyecekti, tabii...

Önünden geçerken az buçuk dinleniverme niyetiyle açık alanına dalarak “vale” kulübesinin yanına çöküp oturdum...

Otomobilinizin ilk on beş dakikalık işgaliyesi, ücrete tabi değilmiş. On altıncı dakikayı aştığında, bir saate kadar ödeyeceğiniz ücret 20 lira. Sonrasında “otopark” hizmet borcunuz 30 liraya yükseliyor...

¥

Eski ictimai hayatımızda sosyal sorumluluk gibisinden böylesine çiğ sahtekârlığın yeri yoktu. Doğumdan ölümüne kadar alıp verdiğimiz her nefesin ibadet oluşu, aynı zamanda günümüzün dilince “sosyal sorumluluk” borcumuz sayılırdı ki, buna da kitabi ifadesinde, infak denilirdi...

Bunun küçük ve ufak kıymetler halinde genele yaygın olanına sadaka. Mali bakımından büyükler ve güçlüler için farz kılınan sadaka vergisinin adı da, zekât idi...

¥

Bu millet, şimdilerde her ne kadar itikaden iman sahibi olup Müslüman ise de, hayat tarzında da kendini Müslümandan sayıyor. Konfor zenginliği, mutfak ürünlerindeki çeşni bolluğu ve zevk sefa araçlarının çekiciliği insanı ölümü unutmaya şartlarken, kendine de yabancılaştırıyor...

Kendine yabancılaşan insan haliyle çevresinden de kopacaktır, bu şaşmaz bir gerçek. Laik sosyoloji, bu kopuşu, yani eskinin sadaka geleneğini, “sosyal sorumluluk” adıyla laikleştirerek modernleştirmiş...

Laik felsefenin biçimlediği Müslüman insan, çağdaşlık adına ufak tefek dilenci infaklarından çözülüyor. Zekât ise, kendine özgü bir takım şartlara bağlı olup, her kişiye yönelik zorunlu bir mecburiyet değil. Onun da, cuma namazı ve Hac farizası gibi eda şartları bulunuyor...

¥

Millet olmanın cebri hasletlerindendir birlik beraberlik duygusu. Paylaşmacılık ve hayırseverlik, Allah’ın kullarına ihsan ettiği nimetler karşısında şükran duygusunun ifadesidir. Başlarda belirttiğimiz gibi biraz kabaca düşse de toptancı ifadesiyle, sadakadır. Laik felsefe bu duyguyu cemiyetin sivil hayatından koparıp, kişinin Allah ile arasındaki özel ilişkisine aktarınca, sadaka veya zekât da, laikliğin dilinde “sosyal sorumluluğa” dönüşüyor...

Sen başımızın örtülü örtüsüz oluşuna değil, kalbimizin temizliğine bak...!

Laik toplum son tahlilde, sistem olarak, devlet olarak, ya da kültür olarak, varsıl mükellefin sadaka ve zekâtını da kapsayan “İNFAK” görevini, göstermelik sosyal sorumluluk sihirbazlığıyla gündemden kaldırıyor...

Aynen şimdiki gibi...

Fabrikacısınız, yol ve köprü işletiyorsunuz. Özel zincir hastaneleriniz var. Üniversitelerinizde talebe yetiştiriyorsunuz. Otelleriniz, domuz çiftlikleriniz, şaraphaneleriniz ve imalat sanayiinde aktif holdingleriniz var. Veyahut vekilsiniz, mebussunuz ve banka sahibisiniz...

Sosyal sorumluluğunuzun verdiği gönül huzuru sizleri sadakadan da kurtardığı gibi zekât yükünden de...

Ciddiyeti kuşkulu burs imtihanıyla kimlikleri önceden tesbit edilen üç-beş talebeye karşılıksız BURS verdiğinizde, sosyal sorumluluğunuzu yerine getirmekle birlikte, Hacca bile gitmiş olabilirsiniz...

¥

Erken cumhuriyet yıllarında eğitim ve sağlık hizmetleri devletin boynuna borç idi. Zamanla sosyal devletçilik, laik düzendeki yerini merkantilist görüşlere terk ederek bu hizmetleri ücreti mukabili alınır satılır metaya dönüştürdü... 

Türkiye’ye özgü laisizmin, kapitalist felsefeyle tahkiminin ardından devleti, eğitim ve sağlık hizmetlerini bütünüyle özelleştirmeye zorladı. Şimdi, her köşe başında bir özel üniversite, yuvasından lisesine özel okul, hastane ve tımarhane...

Hükümet, her ne kadar şehir hastaneleri üzerinden sağlık sektöründeki görüntüde devletçi ve solcu politikasıyla övünebiliyorsa da, üç vakit sonra, üzerine para da verilerek bunların özel sektöre devredilmeyeceğinin garantisi yok...

İDO, devletin hatta Binali Yıldırım’ın eseri idi. Ya şimdi?...

Kılıçdaroğlu garantörlüğüne rağmen, Antalya ve Bolu Belediyelerindeki işçi kıyımları meydanda...

Seyreyleyin İstanbul’u!... 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

çok hızlı kişiliksizleşme:

"vaale" gibi başka değerlerimiz de var bizim; "bilim insanı"! "Adem insanı" ne zaman çıkcek merak ediyorum ben! Bir de: "yâ benî isrâîle.." deki "israil insanları"; onu da merak ediyorum bak! Cumhürriyet ve milliyetin b kokulu yazarları bu konulara da çalışıyorlar mı ki? Çalışıp üretsinler de bizim müslüman gazeteler mahrum kalmasınlar onların ürettikleri bu kavram nimetlerinden bari!
  • Yanıtla

Galip

Sadaka vereni küstahlaştıran ve vicdan azabından kurtaran, alanı ise alçaltan bir kurumdur. Savunulacak yanı yoktur. İnsanları asalaklığa hatta köleliğe sürükler. Doğrusu herkesin çalışarak geçimini temin etmesi, bunu yapamayacak olanların devlet tarafından aç kalmayacak kadar desteklenmesidir. Sizin sadaka gibi böyle toplumu zavallı duruma düşüren bir kurumu övmeniz çok şaşırtıcı.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23