• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI
27 Mayıs 2019

Sivil hayatta Müslümanlık ne halde!

İslam dininin evrensel tabir edilen tüm dünyaya şamil olduğu söylenir. Daha doğrusu, söyleriz. Doğrudur da...

Geçenlerde istavrozcu (Hrıstiyan) teröristin birisi, Yeni Zelanda’da iki mekâna yaptığı silahlı baskında, elli civarında bîgünah insanı öldürüyor. Sonra görüyorlar ki, bu mekânların ikisi de cami olup, öldürülenler de Müslüman...

Demek ki İslam dini, Arabistanların ötesinde dünyanın en uzak doğu ucunda bile etkin bir din. Yukarı Avrupa İngiltere’sinde Londra Belediye Reisi Müslüman. Yeni Başbakanlık için adı geçen adaylardan birisi de, yine bir İngiliz Müslümanı. ABD Başkanları âdet edinmişler, ramazan aylarında Müslüman vatandaşlarına iftar sofrası düzenliyorlar... 

Dünya Müslümanlarla kaynıyor...

İnançlarının irsi kanallarla bir ilişkisi bulunmayan Batı Müslümanlarından bir grup, 150’yi aşkın Müslüman ülkeyi, İslamiyet indeksi denilen Sivil Müslümanlık testinde incelemeye almışlar... Bu imtihanı rahatlıkla geçen ilk yirmi arasında halkı Müslüman bir ülke YOK. Yüzlerinin akıyla karşı kıyıya geçenler Kuzey Avrupa ülkeleri. Yeni Zelanda ise, sivil Müslümanlıkta hepsinin EN BİRİNCİSİ...

Müslümanlar, sivil hayatlarında kendilerini Müslüman sanıyorlar. CHP’nin de kendini solcu sanıyor olması gibi. Kısaca ve Türkçesine göre, ne CHP solcudur ne de Müslümanlar, sivil hayatlarında Müslüman...

Hatırlayalım:

Marmara depremini yorumlarken Cübbeli Ahmet Hocafendi, bu depremi insanların Allah’tan uzaklaşmasına bağlamıştı. Genel anlamda bu cübbeli efendinin âdeti veçhile her salataya maydanoz olma histerisine çok kimse karşı çıkar. Bu huyundan rahatsız olanlar bölgedeki fert başına düşen cami sayısındaki yüksekliği ileri sürerek yanlışını çıkartmaya kalkışmıştı... 

Oysa indeksçilerin yaptıkları incelemede Müslümanların puan kaybının resmi cami hayatıyla bir ilişkisi yoktu. Burada dikkati çeken ve değerlendirilmesi istenen husus, Müslümanların resmi seccade Müslümanlığı değil, sivil hayatlarındaki insani Müslümanlığı idi...

Ve neticede ortaya çıkan ya da çıkarılan manzara, oldukça üzücü ve utandırıcı!...

Savaş sonrasında yeni Türkiye’de idari ve siyasi yapı, tabanın kadim gelenekleriyle ters düşen formda ve Hıristiyan dünyasından tercüme edilerek, tepeden şekillendirildi. Eskinin kapı kullarıyla toprak ağaları ve eşraf ile geniş halk yığınları buna karşı çıktılarsa da, ağır yaptırımlardan ötürü sabırla karşı devrim için fırsat kollamaya başladılar...

Birinci cumhuriyet süresinde idarenin baskısı ağırlaşarak devam ederken, ruhen ve bedenen ezilen geniş kitleler de umutla Allah’a güven tazeleyerek bekleştiler...

Bu süre içinde haksız kazançlarıyla burjuvalaşan madrabazlarla birlikte, savaş sonrası hegamonu Amerika’nın da baskılarını fırsat bilen Bayar-Menderes ekibi, ikinci cumhuriyetin kapısını araladı...

Kapalı camiler açıldı, ezan kendine geldi, mazlumlar başa geçerken birinci cumhuriyetçiler iktidardan dışlandı ve hürriyete susamış halk, sudan çıkmış balık misali gerek hukuk gerekse ekonomide ipin ucunu elden kaçırdı. Camilerde şükretmeye doyamayan resmi Müslümanlar ibadet dışı sivillikte laubaliliğe dalarak su koymaya başladı...

1950 yılından bu yana iktidar, birinci ve ikinci cumhuriyetçiler tarafından sırayla ele geçirildiğinde, her iki siyasa da, devleti kendi felsefeleri doğrultusunda yönetmek istedi. Kamu kaynaklarının bölüşüm ve dağıtım faslına gelince, her iki kanatın da siyaseten kendine yakın çevreleri öncelemesi, hataların ve kanun dışı hal ve eylemlerin örtülenmesi, tasvip edilen bir ahlak umdesiymiş gibi milletçe de kabul gördü...

Tabii, yukarının bu tarz-ı hayat ve ahlak pratiğini, yönetilen taban, kendine sunulan model olarak algıladığında, tabanın seccade Müslümanları da, tepelerindeki istismarcı büyüklerine benzemek amacıyla sivillik rayından saparak makas değiştirecekti...

Çekingen muhafazakârların açıkça dile getirmeye cesaret yetiremedikleri canlı tespitlerinde ekseriya şu gerçek yer alır...

Mücahitlerinin müteahhitliğe evrilişindeki politik desteklerde etkin güç, sivil Müslümanlığın dinin ahlak raylarındaki makas değişikliği değil midir?...

Bir mahallin insanları ilmine irfanına güvenilen bir zatı bilge kişiyi, kendilerini din ve iman konusunda bilgilendirmesi isteğinde bulunurlar...

O muhterem zat da, kabul edip ahalinin bir meydanda toplanmasını ister...

Bilgiye susamış topluluk, sevgiden bahsedilmesini ister. Yerine getirilir...

Aşktan, evlilikten bilgi isterler. Anlatır...

Alışveriş ve ticaretten anlatması istenildiğinde, onu da uzun uzun izah eder...

Eğitimden, çiftçilikten, alın teri ve emekten ve dahi adaletten de topluluğun arzularını yerine getirir. Vakit tamam olunca kısacık bir özetlemeden sonra, ayrılma vakti gelir... 

Bu arada dinleyicilerden bir zat ayağa kalkarak,

Hocam, biraz da bize dinden bahseder misin diyerek bir istekte bulununca,

Adamcağız da ne yapsın, şaşırıp kalarak,

Anlattım ya, arkadaşlar, yoksa dinlemediniz mi?

Diyerek defteri kapatır...

Sahi be, din nedir, özellikle Müslümanlık?...

Dikkat buyuralım...

Dedelerinin mezarlarını Şafak Ayininde ziyaret amacıyla Çanakkale’ye gelen Anzak’ların ülkesi, sivil Müslümanlıkta bizlerden fersah fersah ileri durumda!.. 

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23