Sendikalar…

29 Nisan 2019 Pazartesi

Sendikalar, siyasetle ilgilenemezler. Siyasi partilerle organik bağ kuramazlar. Onlarla birlikte hiçbir şekilde ortak hareket edemezler. Tabii, onlardan destek de alamazlar…

Kitabiyatta böyle imiş…

Sendikalaşma için evvela işçi sınıfının gelişmiş olması. Sanayileşmeye bağlı oluşundan, bu da yetmiyor... Türkiye’de sendikacılığın özünü oluşturan işçi hareketi, dünya sendikacılığı safha safha takip ve kopya edilerek başlatılmış. Halen geliştirilmesine çalışılıyor. Buna rağmen sendikacılık, dünyanın her tarafında ve ülkeler birbirlerini kopyalayarak yayılıyorsa da, kendine has asli yapısal özelliğini hiçbir yerde korumuş ve koruyabilmiş değildir…

Her yerde birbirlerinden farklı…

Buna misal olarak Marlon Brando’nun sendikacılığını gösterebiliriz. “Brando”nun “Rıhtımlar üzerinde” sergilediği mafya tipi “marlon sendikacılığının” karşısında bizim 27 Mayıs ve 12 Eylül sonralarının Türk sendikacılığı, sosyal hayatın bütün zeminlerinde emek yönünden sarı rengini koruyarak sürüp gidiyor…

Sendikalar, hiçbir şekilde siyasi partilerle ortak hareket edemez” hükmünün, kitabiyat dilinde demokratik bir süs takısı olmanın ötesinde, ne bir anlamı vardır ne de değerinden bahsedilebilir. …

Tuhaf şey, sendika üyeliği, Türkiye’de temel insan haklarından bir hak olarak CHP tarafından da kabul ve tasdik görüyor. Ayrıca, tüm, sivil hakları da kabul ettikleri ve hoş görüp, zahiren benimsedikleri gibi!…

CHP, işveren sıfatıyla yine bu çerçevede kendi işyerlerindeki işçilerinin sendika tercihine de, lafzen karışmıyor...

Siyasi partiler, ticari faaliyette bulunamayacaklarına göre, CHP’nin işyerleri de, olsa olsa vergi mükellefiyetinden muaf bir seri sosyal birimlerden ibaret olacak….

Mesela, belediye binaları gibi, kütüphaneler gibi, sporhaneler gibi, çocuk bakımevleri ve aşevleri gibi…

Seçimlerin hemen devrisi gün, emek dünyasında bazı çirkin söylendiler dolaşmaya başladı. CHP’nin seçimlerden devraldığı işyerlerinde bazı kişiler, resmi yetki ve gerçek kimliklerini açıklamaksızın, işçileri bağlı bulunduğu sendikalarından-konfederasyonlarından ayrılıp, kendilerinin dayattıkları bir başka sendikanın üyeliğine zorladılar ve zorlama halen, devam da etmektedir…

Kimdir bunlar. Bu zorlamalarda işçilerin üzerine sürülenler kimdir?. CHP’nin, özel görev verdiği kendi personeli midir yoksa, Colombo’da yüzlerce kişiyi katleden IŞİD’in, Türkiye’de CHP’nin görev alanına sızmış çok fonksiyonlu örgüt elemanları mı?

Şimdi işin aslını öğrenebilmek için şunların cevabını arayalım:     

Uzun süredir CHP’li belediye kadrolarında çalışan işçiler, zamanında sendikal destek için üyelik bağlantılarını hangi konfederasyonun sendikalarıyla yapmışlar?...

Mesela, Beşiktaş ve Bakırköy işçileri nereye bağlantılıdır?...   

Bilfarz, Şişli ve Beylikdüzü işçilerinin, işveren karşısındaki yetkili temsilciliğini üstlenen sendika-konfederasyon, var olan mevcutların hangileridir...? 

Yeni işçilere üyelik için dayatılan sendika-konfederasyon, CHP’nin bir süredir kendi elindeki belediye işçilerinin çoktan beri üyesi olduklarıyla ayni sendika mıdır…?  

Sendikalar, cari harcamalarında üyelerinin ödedikleri sendika aidatlarını kullanırlar. Dolayısıyla bunların mali yapıları üye sayısına ayarlıdır. CHP’nin yeni belediye işçileri de eskilerin bağlı olduğu sendikaya zorlanıyorlarsa, bu zorlama, tercih edileni üye sayısı bakımından coşturacağı bir gerçektir. Siyasi partilerin sendikalarla organik bağ kurma yasağına rağmen CHP, hangi mantık ya da amaçla yeni işçilerin üyeliğine zorlandıkları sendikanın coşkulu mali zenginliğinde etkili faktör olmaya kalkışıyor…?

Yookkk, bu hukuksuzlukta CHP’nin doğrudan bir suçu ve sorumluluğu yok da, bir takım huzur bozucu kahpelerin kendi hesaplarına yürüttükleri bir iş, veya sendikanın kelle başına yüzdelikli primle çalıştırdığı simsarları ise, nerede bunlar hakkında kanun yoluna girişim…? 

İşçileri bunlarca yıldır, amma memnun, amma gayri memnunlukla ilişkilerini sürdürdükleri sendikalarından cebren koparmanın ya da koparılmasındaki amaç nedir…?    

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, devlet ve hükümete talip bir politikacı kimliğiyle, zahiren İstanbul’u sahiplendiğinde, kaba çerçevesiyle işçilere şöyle bir vaatte bulunmuştu…

Kimseyi işinden, ekmeğinden etmeyeceğiz...

Oysa sendikalarından koparılanların sayısı on binlere dayandı…

Fiilen köpek misali işyerlerinden kapı önüne atılıverenler de cabası…

Amacında halk tarafından devlet idaresine seçilme istek ve arzusunun bulunduğuna inanmak istediğimiz CHP, bilhassa Kılıçdaroğlu, geçim problemlerini siyaseten kendilerine emanet eden işçilerin bu durumlarıyla ilgilenmez ise, korkarım, evet korkarım, gerçek adaletin “AH yüklü ateşleri” cümlesini yakıp geçecektir…

Bizim inandığımız Allah”, İrade sahibi O’dur, buranın “Ahh yüklü ateşin” fitillerini öteye tehir etmeyebiliyor da…

Birinin ufacık ucundan, kanser mi çıkarıyor, polio mu? Zat-ı Alem’leri bilir…

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • AliAli1 ay önce
    (Görevlendirendir)
  • MemurMemur1 ay önce
    Memur sen kendinden olmayanı izinde ilken köye görevlendirmedir
  • Korkak AdamKorkak Adam1 ay önce
    "Men dakka dukka" Memur-sen çok daha beterini yapmıştı. "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol."

Günün Özeti