Sadece ayıp
Hüseyin Turan, Erbakan üzerinden Müslümanlara yönelik hakaret ve küfür anaforundan etkilenmiş olacak ki, o da ayni rüzgarla yelkenlerini doldurunca,
Sadece ayıp etmiş.
Hüseyin Turan, Yeni mesaj gazetesi kadrosunda bir gazete yazıcısı. Hocasından duyduklarını işlemeye kalkmış. Daha doğrusu, hali hazır kabrindeki hocasını hoşnut edeceği düşüncesiyle, ruhaniyetine bir hediye göndermek istemiş..
Aferim..
Yazının özü ve hülasasını oluşturan ana çatısı, aşağıdaki ilk paragraf. Her neyse, yazının önemi asker sivil okullardaki, ahlak dersleri için bir örnek, bir ders materyali oluşturmasıdır.. Bu yönünden faydalıdır da..
•
“Hocamız, o tarihi konuşmasında bakın neler söyledi: Amerika’nın 6. filosu İstanbul’a geldi. Onu telin edecekler. Amerika’yı telin için oraya giden ‘sol’. Bunların içinde olan delikanlılardan birisi Deniz Gezmiş. Allah rahmetini bol eylesin. Amerika’ya karşı çıktığı için idam sehpasında sallandırıldı. Aynı yere ‘sağcılar’ gelip 6.Filoya dönüp tekbir alıp namaz kıldılar. Bu hareketi yapanlar sağcılar Müslüman, bunları kovmak için giden solcular kafir öyle mi. Ben reddediyorum bunu. Kabul etmiyorum. Yani biz Amerikan köpeği miyiz sevgili arkadaşlar. Bunu ben reddediyorum!”
•
Bu satırlar iki ay oluyor Haydar Baş’ın gazetesindeki kendi baş yazısında da yer almıştı. Hüseyin, bu satırları hocasının konuşmasına bağlıyorsa da, her halde yazılarından aktarmıştır. Hiç olmazsa mehazını doğru verseydi. O da yanlış..
Konunun, yahut masalın çirkinliği işte buradaki satırlar. Bu masal şimdiye dek sol yakanın gazete ve ekranlarında da muhtemelen binlerce kez tekrarlandı. Onların ideolojik kültürlerinde kıble hakkında bilgi ve fikir hassasiyeti yoktur. Tutar mı tutmaz mı?.. Bakmadan sallamışlar. Amaç, düşmanlarını karalamak, küçük düşürmek olunca, her yol serbesttir.
Bu itibarla, cehaletin mayaladığı bu çirkin hal ve edvara, gülünüp geçilir. Biz de öyle yaptık..
Yahu, “Baş efendi” hem yılların İstanbullusu, hem de Müslüman görünümlü veya orijinali. Ayrıca, basın aleminin de epeyi eskilerinden ve de yaşlı başlı bir adam..
Bu kişinin anlattığı masalın mayasındaki bozukluktan ötürü yoğurdunun tutmayacağını nasıl düşünemezsiniz?.
Zira, siz de İstanbullusunuz, ayrıca, okuyucularınıza mürebbilik yapıyorsunuz. Bu etkinliğiniz, talebelerinizin hata ve günahlarından sizleri de paydaş ve sorumlu kılar...
•
Bak Hüseyin, sokağa çıkıp dolaşmaya izin verildiği bir gün hemen Karaköy ve Tophaneye koş. Yer altı Camii ile Kılıç Alipaşa Camiine gir. Kıblenin ne tarafa düştüğünü gör. Birinde boğaz diklemesine kesilirken, diğerinde Marmara’ya doğru hafifçe sapar. Oradan yürüyerek Dolmabahçe istikametinde ilerle. Birçok tarihi camilerle karşılaşacaksın. İçerlerine gir, tarihçelerini oku ve öğren. Asıl yapacağın iş, yine kıblenin ne tarafa düştüğünü gözlerinle görmektir..
Devam et. Kabataş’tan Dolmabahçe’ye uzan. O hat üzerindeki camileri de bir gör. Dolmabahçe Camiinin ismini bilmesen de olur. Lakin mimari üslubunu öğrenmen gerekir. Zira. Gazete yazıcısı her telden çalmayı bilmelidir. Ve bu hattın neresinde olunursa olunsun, kıble ne tarafa düşüyor, gözlerini dört açarak görüp öğrenmek, bir Müslüman için, farz gibi bir mecburiyettir…
Göreceksin ki, boğazın sularını aşan kıble hattı, Üsküdarların ötelerine doğru uzayıp gidiyor..
•
Gezinin final perdesinde şöyle bir deneme-doğrulama yap bakalım.
Bu hat üzerinde Tophane’den Mebusan Caddesini takiben Dolmabahçe hattının her hangi bir noktasında namaza niyetlendin, ne tarafa yöneleceksin?. Minarelerin kapılarına baktığında, bir de göreceksin ki, gayri ihtiyarı Boğaza dönmüşsün.
Eee, o hat üzerinde çocuklar topla oynuyorlar. Su yolunda Amerikan gemileri duruyor ya da geçiyor. Fransa’dan gelmiş sahne sanatçıları striptiz gösterileri yapıyorlar..
Bu manzaraları, ruhuna, kalbine, inanç ve imanına kıble mi kabullenmiş olacaksın?..
Hüseyin efendi!.
Anlaşılan hocanız sizlere bir vesile, ziyafet çekmiş, lakin biraz fazla kaçırmışsınız ve anlattığı masalı da essah sanmışsınız..
•
Şimdi yapacağınız iş, 15 Mayıs 2020 tarihli yazınızı düzeltip yeni baştan baskıya vermek olacak.
Çünkü, hocanızın masalına inandığınız gibi, gazetenizi satın alan müşterileriniz de, size inanacaklar. Bakınız bir KORONA VİRÜSLÜ hasta kişi, binlerce kişiye bu mikrobu bulaştırmış..
Boş verip geçerseniz, okuyanların içinden uyduruğunuza inananlar da başlar, komünistliği Müslümanlığın üzerinde değerli, kıymetli ve hakmış gibi görmeye..
Çok ayıp…


