Ölüm ve kapitalizm…

15 Temmuz 2019 Pazartesi

İlk çağlarda cemiyet, pazı gücüne dayalı ferdi mülkiyet sistemiyle hayata başlamış. Tabii bu bizim kendi kafadan sıralamamızdır. Sonra hep birlikte topluca getirdiklerini pazı gücüyle dağıtım. Akabinde yine birlikte bulup buluşturup mutfakta topladıklarını, kişi başına belli ölçülerde ihtiyaca göre dağıtma derken feodalizm, sosyalizm, Kemalizm, komünizm, liberalizm, faşizm ve tek parti, çok parti demeden izm’lere devamla parlamentarizm, tam başkanlık, yarı başkanlık ve cumhurbaşkanlık biçimleri, zincir baklaları halinde sıralanmış...

Ölüm hak ve hürriyeti de dahil olmak üzere, temel hak ve hürriyetler zaman zaman serbest bırakılmış, sınırlandırılmış zaman zaman da hiç tanınmamış...

Örneklerinden birine göre adam ölmek istemiş. Amma tepeden birileri de şöyle terslemiş...

Ölme arkadaşım, git yaşa...

Beriki cevap vermiş. Bulamıyorum ağabey bulamıyorum. Yok, ekmeğim yok...

  Tepeden yol gösterici bir başka cevap indirmiş. Bulamıyorsan pasta ye lan. Bir de seninle uğraşmayalım...

Türkiye’de de bir zamanlar tam serbestlik modeli uygularken gün gelmiş kısıtlılık, tahsise tabi ayrıcalık ve adamlı madamlı modeller uygulanır olmuş. Bir asker darbesi ölüme kesin yasak getirmişken, sonraları, halen devam eden “ölümde sınıf esası serbestlik” rejimine geçilmiş...

Şimdi istiyorsanız ve sınıfınız da müsait ise, size ayrıcalık gösteriyorlar ve istediğiniz yerde, suda, gazda ya da kazada gibi, rahatlıkla ölebiliyorsunuz...

Mesela, paralılar sınıfına mensup iseniz defin ücretlerini de gözünüz kalmadan ödeyebiliyorsanız, kimseye minnet etmeden önünüz açık, serbestçe ölebilirsiniz, kimse müdahale edemez...

Eski çağlarda, mesela Osmanlı devrinde ölüm hürriyeti tanınmadığından, izinsiz ölen kişiye yapılan masrafı devletin bizatihi kendisi karşılarmış. Hatta denilirdi ki, ölümün de doğumun da masrafları devletten. Çünkü ölmek gibi doğmak da yasak idi. Bunun masrafını da yasaklayana ödetilirmiş...

Bu usul bir zamanlar Türkiye’de de uygulanırmış. Sonra doğumdaki yasaklamanın yanlışlığını gören devlet, doğuranlara doğum yardımına başladı. Her bir çocuk için on liralık çocuk zammı verildi..

Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan da yanlışın farkında ve önceleri üçü emrederken, son zamanlarda dört çocuk diye tutturmuş gidiyor...

Yasak kalktı, yaşasın doğuran analar !...

İmamoğlu’na bağladılar. Demiş ki, cenaze işlerini ücrete bağlayalım. Haklıdır ve doğrudur da...

Şimdi laiklik var. Her ne kadar istek üzerine değil de tepeden emirle gelmiş-getirilmişse de, yapılan yoklamaların her birinde halk, soruları “yerinde dursun”la cevapladı. Bu demekti ki, din başka devlet başka..

Cenaze işi bir din işi olduğuna göre, devlete ne gam. Yaşarken devlete mi yaşıyordu ki, ölünce yük onun sırtına olsun? Yaşarken kendine yaşadığına göre, ölünce de kendini kendisi kaldırsın...

Kaldırmazsa, kokar, kokunca salgınlara yol açar. İşte devlet de burada işe karışır. Belediyeler gelir ölüyü ilaçlar, alıp götürür kamuya has depolama bölgesine. Çukuru açar içini kireçler üzerini de örterek, görevini yerine getirir... 

Hizmetler cetvelinde fert-devlet ilişkileri böyledir. Meseleyi ekonomik zemine vurduğunuzda, laikliğin yanında onu tahkim eden kapitalizm ile “bırakınız yapsınlar’lı pazar ekonomisini görürsünüz. Bunun da sloganı...

“Para peşin kırmızı meşin”dir...

Keyfinize bakın, aynen bakanlar gibi. Başka dünya yok....(!)

Çağdaş dünyada devlet yerine belediyeler iş görür. Sana su getirir, çöpünü alır, helanı temizler. Işığını odalarına taşır ve sokakta tökezlenmemen için kaldırımlarını düzeltir. Bunları bedava yapmaz her birinin bedelini gün geçirmeden anında fatura eder...

O zaman cenazeni toparlayıp götürmesi de para karşılığı olmalı. Hem canım, Anadolu için pek acelesi yoksa da, İmamoğlu’nun İstanbul’u için faturalı ölüm aciliyet gösteriyor...

Malumdur ki son günlerin durgunluğu inşaat sektörüyle önlendi. Her ne kadar koca memleketi betona boğdularsa da, yeniden canlanma için şakuliden vazgeçip ufki genişleme önerildi. Adamın ölüsünü evinden alıyorsun, taaa kilometrelerce uzaklardaki şeytanın bile çiftleşmekten korkarak kaçındığı yerlere götürüyorsun...

Hem de şehrin içindeki ve çevresindeki devasa mezarlıklar işlevsiz dururken. Çünkü hemen hepsi sahiplerine tapulu. Kimsenin, ilaç olur diye kimsenin elindeki yarasına işemediği şu maddiyat dünyasında kim tanımadığı bir yaratığa (!) mezarını lütfeder?...

Açacaksın mezarlıkları imara, ölenleri de münasip yakın çevredeki modern ve çağdaş Krematoryuma...

Küllerini de toprağa, verim artsın için... Zira zaman, tasarruf zamanı...

Eskiden akıl baliğ büyüklerimiz kıyıya köşeye üç-beş kuruş sıkıştırırmış. Ölüm parası diye...

İmamoğlu haklıdır!...

Haaa, diyeceksiniz ki, İslam’da cenaze fırınlaması yok...

Yok, yok da a camınım içi, dar pantolon üzerine afili fırfırlı türban var mı?

Reformla çarpıtılmış bir Müslümanlık değil mi yaşadıklarımız? 

Emri İlahi geldi ve Üstadımızı aldı ahirete götürdü. Gittiği yerde huzur bulur ve nura gark olur inşallah...

Memleketimizdeki reformcu güçler, işe başlarken ölümü hak gören geleneğin kökünü kazımayı kafaya koymuştu, Bunların kafalarındaki ana gündem iki parçalı olup biri din, diğeri de pazar idi. Taa Fuat ve Ali Paşalı günlerden beri pazarı beceremeseler de, dini becerdiler. Devirlerindeki gençleri dinden beri çektiler. Biz de bu gençliğin içinden gelmiştik.

Allah’ın rahmeti bol ve üzerine olsun. Mehmed Şevket Eygi ağabeyimiz, evvela Yeni İstiklal ve sonra da Bugün ve Sabah gazeteleriyle bizleri beri çekti. Çekerken de kalemi elimize tutuşturdu...

Üzerimizdeki hakları çoktur, mekânı Allah’ımızın nuruyla dolsun...

Bir Fatiha lütfeder misiniz... 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • engineerengineer2 ay önce
    leyla yorumcu, kafası dağınık olan sensin, sn yazarın yazılarını beğenerek takibediyoruz, beğenmiyorsanız güle güle gidin oda tv yi takibedin, tutan mı var? sn hocam kaleminize yüreğinize sağlık, ihya edici yazılarınıza devam inşallah, bir tek küfür konusunda leyla yorumcu haklıdır.
  • Leyla Leyla 2 ay önce
    Senin kafa darmadağın olmuş sayın yazar bey artık emekli ol torunları sev bildiğin çirkin küfür lerinde bize değil maailene öğret
  • Haydar Haydar 2 ay önce
    Mehmet Akif Ersoy Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile... Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile! Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir; Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir;
  • Haydar Haydar 2 ay önce
    Bahce de evet, evde asla, evler kedi köpek doldu. Necasetten taharetten habersiz evler köpek pisliği doldu. Allah aşkına hanginiz banyoda yıkadığı evladını cıplak sofrasına üstüne otutturur, kedi ve köpek ekmeğinizi koyduğunuz sofraya oturuyor. Bu nasıl anlayış neyin temizliği. Mehmet Akif Ersoy Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile... Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile! Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir; Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir;
  • Haydar Haydar 2 ay önce
    Mehmet Akif Ersoy Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile... Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile! Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir; Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir;EVLER KÖPEK VE KEDİ DOLDU BU NASIL BİR ÇELİŞKİ
  • El câhilu câhiunEl câhilu câhiun2 ay önce
    Türkiyedeki cahil sol üleması leninizmin karşıtının kapitalizm olduğunu sanarak her paragrafa "kahrolsun kapitalizm" diye başlarlar. Bu onların arınma anırmasıdır. Kapitalizm diye bir rejim yoktur, cahilin bunu bilmesi ise mümkün değildir. (Not: komünizm her yere topla tüfekle can alarak girmiştir. Kapitalist diye tanımladıkları ülkelere ise insanlar kitleler halinde suda boğulmak bahasına da olsa botlarla kaçarak iltica etmektedirler)

Günün Özeti