• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI
30 Temmuz 2020

İstanbul’da sözleşme

Feministleri iki ayrı kanalın ekranlarında iki akşam doyasıya dinledim. Fikir ve tartışma sularında “Kadının beyanı esastır” çapasını toplayıp, galibiyet için ne sancak ne iskele, kayalara bindire bindire gidiyordular. Hâlbuki kadının değil, başkan dahi olsa, hiç kimsenin beyan ve izahı, sağlam dayanak yoksunluğunda asla esasa alınamaz, alınmamalı.

Dünya, dört cihetten de bugünkü nüfus yükünü kaldıramıyor. Doğum kontrolleri işlerine yaramadı. “Corona silahını, ‘Çin’ işidir şüphesiyle, pek önemsenmedi. “İstanbul Sözleşmesi” masumlaştırma amacıyla icad edilmiş bir “cambaza bak” saptırağı diye algılandı. Yeşili de dâhil, yedi renge bürünmüş feministler sazan misali bu sapağa dalarak, “toplumsal cinsiyet eşitliğini”, özellikle insan soyunun dişileri için enikonu, meslek seçme hürriyeti kıvamında bir eşitliğe götürmeye çabaladılar.

Nagehan Alçı gibi…

“İstanbul Sözleşmesi, sanılıyor ki, sopalı sopasız her türlü erkek saldırılarına karşı koruyucu bir sigortadır.

Oysa başrol oyuncusu evli dişilerin yanında, birlikte uçkur çözdüğü dostlarının da koruyucu güvenlik sigortası. 

Sözleşmeciler. “Kadının beyanı esastır” büyüsüyle efsunlanmış cehennem taşlarının cazibesine kapılmış gibi uçuşup duruyorlar. Rockefeller Vakfı’nın dünya insanlığını ifsad amacıyla hazırlatarak BM eliyle giriştiği bu programda, ailenin ne hale getirildiğini, getirileceğini ya göremiyor, ya da görünce ürpermek istemiyorlar..

Kadına yönelik şiddetin” önlenmesi imiş, İstanbul Sözleşmesinin amaç ve hedefi. Bir bakalım..

Psikolojik veya ekonomik acı veya ızdırap verebilen cinsiyete dayalı her türlü eylem ve bunlarla tehdit edilmek ve bu amaçla kadının özgürlüğüne mani olunmak, cinsiyete dayalı şiddet olup, aynı evi paylaşıp paylaşmadığına bakılmaksızın, boşanılan eski kocalar ve uçkur yatak arkadaşları, hep birlikte aileyi meydana getiriyorlar. Kadının kendisi ile şimdiki kocası ve dost yaşadığı erkekler arasında meydana gelen her türlü ekonomik, cinsel ve psikolojik şiddet, uygulamada bu sözleşmenin kapsamında, korunması gereken obje..

Biraz açalım:  

Evli karı koca bir müddet yaşayıp da ayrıldıktan sonra, toplumsal cinsiyet eşitliğine mensup biyolojik dişi, yani kadın, bilahare yeniden evleniyor. Eski kocasıyla birlikte isterlerse ilave erkek dostunu da yanlarına alarak hep birlikte aynı mekânda yaşayabilme serbestliğine sahip olunabilecek. 

Anlaşılan, Nagehan hanımı birileri fikri planda fena halde aldatmışlar. Aynen madrabazların ezilmiş bir iki şeftaliyi kese kağıdın dibine yerleştirip üzerini de güzelleriyle süslemeleri gibi.. 

Şimdi gelelim toplumsal cinsiyette eşitsizlik konusuna. Bu konuda karşıt fikir serdeden kişilere yırtıcı kartal gibi saldıran Nagehan hanıma göre, bu alandaki eşitsizlik, kadınların kafes arkasında çocuk bakıcılıktan öte her türlü meşguliyetten mahrumiyet. Bu mahrumiyet, ister amatörce olsun ister gelir getirici profesyonel çalışma biçiminde olsun, fark etmiyor. Dolayısıyla anlayabildiği, kadın, istediği alanda gerek akademik gerekse ticari piyasalarda çalışabilmeli.

Oysa toplumsal cinsiyet, herkese mahsus tek boyutlu bir oluş. Maymunluktan istihale yoluyla evrile evrile insanlaşırken haz getirici cinsiyet organ ve yapılarında üretim hataları oluyor. Dikkat buyurulsun. Yaratılma, yaratılmış değil, EVRİM. EVRİM!

Evrim, insanları erkekli dişili üretilirken, uçkur çözümünde tamamen serbest bırakılmış. İsteyenin istediğiyle istediği biçimde çiftleşmesini ESAS’a almış..

İstanbul Sözleşmesi, bu..

Amma ne acınacak haldir ki, insanlar ilk çağdan beri tercihlerinde yanlış yola saparak, karşı cinslere yöneliyorlarmış. Rockefeller Vakfı’nın insanlığa hizmet aşkı işte burada alevleniyor ve insanları EVRİM’in yanlışını düzeltmek amacıyla, kendi üretimi olan maymundan türetilen insanlarına LGBTQ formülünü öneriyor.

İstanbul Sözleşmesi de, bu önermenin bir resmi kabulü..

Bu formülde herkes temel hak ve hürriyetlerinde sahip oldukları hak eşitliği gibi, toplumsal cinsiyetlerinde de aynı eşitliğe sahip imişler. İşeme hallerinde işeme organları ve tarzlarının farklı oluşu, sadece üretimde bir hata ve yanılgı..

İnsanlar arasındaki evlenmelerin karşı cinsler arasında yapılagelişi de bu sapmanın bu hatanın bir neticesi. İmiş. Ne zaman insanlar, karşı cinsleri bırakıp kendi cinsleriyle birleşecekler, evrimin üretim hatası da düzelmiş olacak..

Devletin örf ve adetleri, gelenekleri ve her türlü farklı uygulamaları ortadan kaldırmak amacıyla, kadın ve erkeklere ilişkin toplumsal ve kültürel davranış modellerinde değişim sağlama amacıyla gerekli tedbirleri aldırması da. 

Görevi… İşte, bu sapmayı ortadan kaldırması..

Hiç meraklanmayın. Üç vakte kalmaz, toplumsal cinsiyetlerinde eşitlenmiş Türklerin İmamoğlu’na müracaatları şunun hemen şuracığında..

Normalinde nikah dediğimiz ibadetin, KİNSEY formatında belediyece yapılacak tescil işlemlerinde, şahitlik kime ve kimlere yakışır dersiniz?..

Nagehan hanım kabul ederler mi?.. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Resat

Atilla abi hastayım senin şu izahat tarzına. Kestirmeden dum düz. Ellerine kalemine sağlık ömrüne bereket.
  • Yanıtla

Cafer erdil

İstanbul sōzlesmesi yürürlükte olduğu halde bu kadar kadın ōldūrūlūyorsa bu sōzlesme bi ise yaramıyordur. Kadın erkek ayırt etmeden insan canını alanların daha ağır yaptırıma uğraması lazımdır
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23