• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI
03 Haziran 2019

İmamoğlu’nun gözyaşları, çağladı mı?..

Sandıklı demokrasilerde seçimler bir savaştır. Savaş ise hileyi gerektirir. Hile dediğin de ağlatıcı olmalı. Hiç değilse, başlarken güldürse bile, biterken ağlatmalı...

İmamoğlu, sandık çalışmalarında bir ara ağlamaklı. Gözlerini dolduruyor. İnce ruhlu, çok hassas bir insan...

Seçimlerin son tahlilde bir savaş oluşuna ve savaşın da hilesiz olamayacağına bakarsanız, İmamoğlu’nun gözlerini dolduran yaşların da, haziran seçiminde zincirin tamamlayıcı baklası olabilir mi?..

Bu da, küffarın (tears) dediği gözyaşlarının yapısına bağlıdır. Doğal mı, sentetik mi? bir anlamda ısmarlama mı? ....

İmamoğlu, çalışmaları arasında savaşın bir rüknü olarak Zeytinburnu’nda semt pazarına çıkıyor. Bu arada kendisine yaklaşan ya da ortalıkta avara kasnak dolaşan bir çocuk gözlerine çarpıyor...

Başlıyorlar biraz konuşup koklaşmaya...

Gözleri doluyor ve ağlaması geliyor...

Hayrola” çekenlerin heyecanla karışık meraklanmaları üzerine, duygularını açıklıyor...

“Bir evladımızın özel bir durumu. Detaya girmek istemiyorum. Ben duyguları olan bir insanım. Duygulanıp ders çıkarıyorum. Bu derslerden topluma hizmet noktasında kendi yolumu çiziyorum.

“Dolayısıyla bir eksikliği gördüm. O eksikliği zihnimde nasıl kapatırım diye oluşturdum. Toplumu analiz etme gücü ancak toplumla bir arada olursanız olur. Ben hiçbir zaman toplumla arama mesafe koymayacağım. Koyduğum gün zaten siyaseti bırakırım. Zaten şu an en önemli sorun ülkeyi yöneten bir kısım insanın toplumdan uzaklaşması.”

İmamoğlu’nun zihni, çocuğun ayağındaki eski ayakkabılarını nasıl yeniştirebileceğine takılmış. 

İyi de insana “vah yavrum” dedirterek duygularını ayaklandıran bu eskimenin, eskimiş ayakkabılarıyla koşar adım kendisine gelişinin, dinamik etkilerine bir bakalım...

Ekonomik midir politik mi?..

Ekonomik ise, İmamoğlu buna ve benzerlerine karşı hangi araç ve politikalarını kullanacak?..

İlkönce İstanbul çapında ve bilahare Türkiye ve Türkiye geneli için hayallendiği başkanlığında?.. 

Politik ise, zaten yapılagelenler de hep o kanaldan, her şey güzel olmayacak mıydı?..

Daha nasıl güzel olsundu her şey! 

Hiçbir zaman toplumla arasına mesafe koymayacağına göre, çıksın dışarıya kimin ayaklarında tabanı delik pabuç var?. Bulsun bakalım bulabilirse!

Bütün pabuçlar, Uzak Şark mahreçli olup Batılı patronlarının bedelini ödemedikleri köle emeğinin ürünü.....

Var” olanlar da sadece bunlar. Ve sahiplerinin de her birinin ellerinde birer aynalı telefon. Hastalık da işte burada ...

Buna ne çare?.. 

“Ülkeyi yöneten bir kısım insanların toplumdan ne kadar uzakta yaşadıklarını” daha mayası tutmamış şehreminliğinin elinden alındı alınacak ilk günlerinde aşçıbaşıyla tanıştığında, çay ocağında öğrenmemiş miydi?..

“Kör olası her şeyin güzel olacağı” türküsünü terennüm ederken neydi o kendisini süvari üslubuyla emir vermeye zorlayan antrikodlu patlıcan musakkası?..

Bir emirle bu hayali çarpıklık düzeltilmişti amma, çocuğun eski ayakkabılarını ne yazık ki ha deyişle kendi kesesinden yenileşemiyecekti. Bunu için bir şeyler düşünülüp yapılması gerekecekti amma, neler?..

Kutlamalar, bayramlar, tebrikler, kandil simitleri, ikram vs, gibi lüzumsuz harcamalara son verilmeliydi. Güzel amma, şehre faydası olmayan bu gibi harcamalar, ayakkabısı eskimiş küçüklerin hiç değilse akıl ve beden sağlığı için kullanılmalıydı...

Kullanılmalıydı amma, nerelerde ve kimlerin, hangi kurumların uzmanlık alanlarında? Sadece Çağdaş Yaşam, Mehmetçik ve Lösemi Vakıfları sadre şifa olabilir miydi tek başlarına?.. 

Ne mümkün?..

Öf be, bu talihsizlik, alimallah hüzünlenen gözleri çağlayana çevirirdi, çağlayana...

Ne gizli bir haldir ki, çağlamadı,

Çağlamadı mı, çağlayamadı mı?... 

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23