Hegemonya dünyası…

08 Ağustos 2019 Perşembe

Efendim, bizim siyaset geleneğimizde kötü bir alışkanlığımız vardır. Türk demokrasisi küffar illerindeki demokrasi pratiğinden geridir. Sebebi, demokrasi hareketlerin geliş yönlerindeki mutlak ve nisbi terslikten.

Bizde demokrasi, tepeden indirilmiştir ve de cebridir, ayni zamanda var olan mevcut düzeni de yıkmıştır. Yapısında, şeklinde şemasında bir değişiklik yapamazsınız. Buna teşebbüs bir kenara, böyle bir iddia dahi, biyolojik ömürlü varlığınızdan, fikriyatınızın katliamına kadar, ölümünüze yol açar…

  Yukarıdaki egemen bürokrasinin hegemonyası baskındır. Aşağıdaki halk katlarının bir bölümü hegemonların düdüğünü çalarken, muhalefette kalan büyük ana grup da, HAK adına halkın egemenliğini oynar. Daha doğrusu, oynadığına inanır...

Türk demokrasisinde siyasi partiler, iktidar ve muhalefet olarak sistem içinde kendiliklerinden pozisyon alamazlar. İktidar cephesi ya da muhalif hareket, partilerin yukarıdaki hegemon bürokrasiye karşı tavırlarıyla belirlenir… İktidar, yönetim yetkisini sandıktan almış olsa dahi, bu yetki, bürokrasinin bir lütfu olacağından ve de olduğundan, bürokratik oligarşiye ters düştüğünde öz vatanında parya muamelesi görür…

Bundan ötürü tepeden demokrasilerde kısıtlı iktidarlar, gayri siyasi alanda da sert kabuklu sivil hata yapmaktan da özenle kaçınırlar... Yukarının şakşakçıları, “eee artık, bu kadarı da olmaz canım” denilmemesi için, onlar da, kaba çirkinlikten kaçınmaya bir nispet ayni hassasiyeti gösterirler…

Kestirmeden ifadesiyle, tepeden güdülen demokrasilerde siyasi partiler günahlarıyla suçlarını yumuşak doku içerisine gizleyerek dümenlerini çevirirler…

Neticede, “devletin malı denizliğine denizdir” amma hiçbir taraf da “domuz değildir”. Her tarafın hırsızları kendilerine temizdir…

Türk demokrasisinin bu özelliğinden ötürü partiler ve tarafgirleri kendi günahlarından bahsetmezken, daima rakiplerininn ele gelen pisliğinin peşine düşerler…

A. partisinin işi gücü, B. partisinin pisliklerini ortaya çıkarmaktır. B. partisi de ömrü billah, hep A. partili hırsızları kovalamaktan öte bir çivi bile çakmaktan çekinir, memleketin çatlamış duvarına...

Amma, eşyanın tabiatındandır, insanlar ne kadar kötü olsalar da, zaman gelir iyi ve güzel iş de yaparlar, laf da ederler… 

Seçimler oldu ve herkes gidip yerine oturdu. Sıra geldi adayların seçmenlerine verdikleri sözlerin yerine getirilmesine. Lakin koltuklar dolu, arpalıklarda boş yer yok...

Sadece kapitalizmde değil, yeni muhafazakârlığın piyasa kurallarında da öyledir, maliyeti düşürmek için ücretlerden budanır…

A. belediyeleri olsun, B. belediyeleri, ya da C’nin belediyeleri hep birlikte başladılar işçi çıkarmaya. Reisleri de ayrıca şirketlerinin atölyelerinde ustabaşılık kadrolarında yer ayarlamaya yöneldiler. Amcalı dayılar, teyzeli halalar, ablalar, baldızlar idari bürolara yeni bir renk ve canlılık getirdiler…

Siyaset mühendislik işidir. Politikacı, düşmanını kendi silahıyla vurmak ister. CHP bakmış ki, kendi belediyeleri emek üzerinde haddini aşıyor ve AKP de ayni hızla peşinden geliyor. Kararını vermiş. Onu tuzağa düşürecek bir kanun teklifine gidiyor, gitti bile…

Siyasette ahlaksızlığa son verme kanunu”…

Devlet Başkanları Erdoğan, bu teklifi kabullenirse, yakınlarıyla akrabaları nezdinde saygınlığını yitirecek. Eğer sümen altında kadüklerse, bu kez de Kılıçdaroğlu’nun padişahlığı, tüm seçmenler tarafından kabul görecek…

CHP’nin bu teklifi basit bir kurnazlık ürünü olsa da, bir düzine AKP’li belediye reislerinin de, akrabaları nezdinde küçük düşmelerine düşürülmelerine değer bir öneme sahiptir…

İstenir ki, AKP de bu teklife destek çıksın. CHP’nin restine bir başka rest ile ortaklık etsin...

Tepeden demokrasimizde AKP’nin tabandaki müfrit başkancı, reisçi, uzun adamcı mantık yoksunları isterler mi AKP’nin CHP’yi desteklemesini?...

Hele hele siyasi ahlak kanun teklifinde?...

AKP, bu kertede eğer ki HAYIR çeker ise, kendi teneşirini kendisi hazırlamış olur…

Sakın kimsecikler demesin ki, 

Sen “CHP’cilik yapıyorsun”…

Şükürler olsun, hiçbir tezgahta bezim yok. Bir ipim ve bir de kuşağım. Hepsi bundan ibaret… 

İstanbul’un da sırası yaklaşıyor:

İmamoğlu belediyelerinde simsarlık faaliyetleri başlamış. HAK-İŞ’ten umduklarını bulamadıklarını ileri süren işçiler, toplusözleşmede İzmir Belediyesinden yüzde yetmiş zam koparan sendikaya bayılma numarasıyla simsarlık görevlerini yerine getiriyorlar…

İmamoğlu belediyesinden görüntüde görev başı yaptırılmış simsar yok. İşçi tabanı kendi simsarını kendisi ayarlamış…

“Dağlarında çiçekler açan İzmir’in kahraman sendikasına geçsek nasıl olur acaba?” 

İşçilerin kendi aralarında cevap aradıkları soru bu…

Kılıçdaroğlu söz vermişti. Her halde bayram sonuna kadar sözünü tutar. Kimsenin bayramını zehir etmek istemez!

Bayram sonuna kalır mı dersiniz, İstanbul’un Bolu’ya benzetilmesi…

Her şey, böyle böyle daha güzel olacak mış!.. 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • POLATPOLAT1 ay önce
    Bir ara Davutoğlu siyasi ahlak yasası istemişti de “böyle giderse değil vekil ilçe başkanlığı yapacak adam bulamayız” cevabı almıştı. Bizde işler düzelmez beyefendi, madem ki düzelmesi istenmiyor böyle gelmiş böyle gider. Vatandaş bile diyor ki “soyuyorsa beni soyuyor sana ne!”
  • sayın ali koç;sayın ali koç;1 ay önce
    bu sezon lütfen italyağ' dan süporcu(fıdbolcu) transfer etmeyiniz, isimlerini beğenmiyorum bunların; pippiini, chükkiini; ne yaa bunlar böyle!
  • mhmtmhmt1 ay önce
    Sistem mi dediniz? Deveye boynun eğri, demişler; nerem doğru ki, demiş. Tencere dibin kara, seninki benden kara. Altta kalanın canı çıksın. Vatandaşın borçtan başını kaldırmasını sağlamayacaksınız ki düşünemesin. İtiraz edemesin. İşten atılacak korkusuyla yaşasın. Hem de bu sayede daha kolay yalan söyler, yalaka olur. Arkasından dürüst insan kalmamış diye dertlenirsiniz. Düşene bir tekme de gelen giden vurur. Arkasından elinden tutar iyilik yapıyor ayaklarıyla yola devam ederiz. Siyaset bu. Siyaset menfaat çıkar oyunudur. Köprüyü geçene kadar ayıya dayı deme sanatıdır. Burada ayı kim oluyor. Onu da siz düşünün.

Günün Özeti