--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hayallenme...

Atilla Özdür
Atilla Özdür
6

Şimdilerde uygulamasını pek göremediğimiz güzel bir geleneğimiz vardı. İşverenler çalıştırdıkları, hizmetinden faydalandıkları yardımcılarına, işçilerine kendi yediğinden yedirirmiş. Günümüzde bu geleneğimizi pek hatırlayan, daha açıkçası, takanımız kalmadı. Oysa bu gelenek, aynı zamanda Kur’ani bir emir...

Alt kademe seçim kurullarından birinin, verdiği izinname ile belediye reisliğine başlayan İmamoğlu, ilk ağızda görev yerine vardığında mesai arkadaşlarıyla tanışmış, makamının çevresini dolaşmış ve bir ara alt kademedeki dostlarıyla birlikte yemekte buluşacağı salonun mutfak bölümüne inerek personeliyle sohbete dalmış...

Günün yemeklerini sorduğunda “Personel için patlıcan musakka ve sizler için antrikot var başkanım” denilmiş. Antrikot her ne ise, benim dilimde böyle yabancı laflar yok. İmamoğlu şaşırınca safça ya da saflığa vurarak bir kez daha sormuş. “Niye diğerlerine patlıcan da benim için böyle”?. 

Anlaşılan bu ayırımcılığa biraz bozulmuş.

Doğru yanlış, hikâye böyle...

Antrikot, ilk gelişi dolayısıyla kendisi için tabandan tavana özel bir özel ikram mıydı, yoksa buranın usulü mü böyle idi?” meselesini sonraya bırakan İmamoğlu, “Olmaz, yanlış. Birine musakka, birine antrikot olmaz. Bir dahaki, böyle dediğim gibi olacak” talimatını vermiş. Şehrin insanlarını eşitlemeye gelirken ilk olarak tabldotu eşitlemiş...

Anlaşılan, kendilerince hukuki ve gerçek zafer havasına uygun etkileyici bir mizansen!...

¥

Yine bizim çok eskilerde kalan ve aynı zamanda İslami kokusundan ötürü, terk ettirilen bir başka geleneğimiz daha günyüzüne çıkarılmış...

Yok” demiş “bundan sonra her yere tebrik, çiçek göndermek. Bunlara ödenecek paraları gittiği yerlere fayda sağlaması için derneklere vakıflara bağışlayacağız”...

Doğru da yapmış tabii. Çiçekli çelenkler hem israf, hem de ölüye ne fayda!...

Onları da şöyle sıralamış...

Türk Silahlı Kuvvetlerinin Mehmetçik Vakfı...

Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı...

Lösemili Çocuklar Vakfı...

Anlaşılan bunca yıldır mekteplerimizde fiziği kimyayı hep yanlış öğretmişler. Mıknatısta ters kutupların birbirlerini çektiklerini öğrettiler. Oysa gerçek bunun tam tersiymiş...

Artılar, artıları çekiyor, eksiler de eksileri...

¥

1946-47’li yıllarda orta tahsil ikilerde iken, bir süre haftada iki gece Bursa Musiki Cemiyeti’ne giderdim. İstanbul Radyosuna yenilerde çıkmaya başlayan Zeki Müren de, ara sıra meşklere katılırdı...

Geçti hayal içinde ömrü derbederim”...

Bir yanıyla Rakım Elkutlu’nun kaderciliğe açılan bu nihavent şarkısı, benim hayalperestliğe dalmamı önlemiştir. Amma, gerçekçilik de para etmiyor haaa. O da başka...

Yaşamak için biraz alengirli olacan...       

İktidarlar, geleceklerini garantilemek için, sosyal devlet ve refah devleti gibisinden çetrefilli boş işlerle uğraşmaktansa, bütçe dışı fonlarıyla bulundukları yerlerde kendilerini tekrar tekrar satın alırlar...

Bu “kendini satın alış” işini, muhtemelen kendini muhafazakâr sayan art niyetliler pek anlayamayabilirler. Kabahat benim değildir. Yerini, koltuğunu ve makamını “sağlama bağlamak” desek nasıl olur?!... 

Bundan ötürü vakıflar, dernekler ve kulüpler, devlet ve hükümet seçimlerinin sık aralıklarla yapılmasını isterler. Hani, deliye her gün bayram olurmuş ya, işte onun gibi bir istek...

Her seçimde başka birileri kazandığında, onun felsefesindeki spor kulüpleri, tekkeler, vakıflar ve mektepler bütçe dışı fonlarla beslenmeye alınır, diğerleri de, gelecek seçimlerde paylarını bekler... 

¥

Seçim günü politikacıların kulüpleri ve tüm tekkeleri hayale dalar, vakt-i kerahat yaklaştığında, bunların çoğu anlaşılır ki, boş hayallere kapılmışlar...

Şimdi İstanbul Belediyesi, hayallenildiği gibi CHP’nin olsaydı, bal tutanlar, ellerindeki kavanozu benim ağzıma mı dayayacaklardı

Baksanıza, işçilerine deniliyormuş ki, “ya bizim sendikaya, ya ananın örekesine”...

Yok yahuu, artık devenin pabucu !...    

¥

Yıkalım hayal perdelerini de, gerçekleri görelim. Demokrasinin seçim oyunları, kapalı spor salonlarının voleybolüne benzer... 

Her ikisi de kapalı yerde, her ikisi de dönerli...

 

Yorumlar

(6)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Özgür

7 Ekim 2019 23:42

KHK ile atılan kişiye: Haksızlığa uğradığını bir de akim e bütün detayı ile ve delilleriyle yaz. Tavsiyede bulunan kalmadı denmesin.

Ayse

7 Ekim 2019 16:39

Allah görüyor ismi yazan Müslüman kardesimin lütfen yardım eli uzatın. Gercek suclularin cogu kacip gitti Sayin Adalet Bakani lutfen bu kardesimizin sesini duysun.

Allah Görüyor

3 Ekim 2019 23:03

"Mesut Sarp" kardeşim ne demek istiyorsun? Sizin açıklamalarınızdan sanki insan gibi yaşamaya çalıştığım için suç işlediğimi anlıyorum. Ne yapmışım da bunu söylüyorsun? Yanlış yapanlar fetöyü başımıza musallat edenler değilde benmişim gibi sanki yorum yapmışsın, yanlış yapanlar belli değil mi? Her insana insan olduğu için insanlık yapmaya çalıştığım için suç mu işledim? Başörtüsü mücadelesi yaptığım için suç mu işledim? Boşanmak üzere olanın elinden tutarak boşanmalarını engellediğim için suç mu işledim? Namaza insanları alıştırdığım için suç mu işledim? Akpartiye oy verdiğim için suç mu işledim? Haram ve helale dikkat ettiğim için, öksüz ve yetim malı yememek, hak hukuka riayet etmek, adaletten şaşmamak, çalıştığım mesaiye geç kalmamak için işime erkenden gitmem, dürüst çalışmam suç mu diyorsun? Kurana ve sünnetlerimize uygun yaşamak için önüme her çıkana İslami anlatmak suç mu diyorsun?. Önce sen İslami yaşa kimseye karışma demek mi istiyorsun? Gerçekten bunu anlatmaya çalıştıklarını bende çok iyi anladım. İyilikten maraz doğuyor. Dünya nüfusu artıkça çakallık artarken İNSANLIK ÖLÜYOR. Benim yaptığım İNSANLIK ÖLMEDİ DEMESİNLER diye yaşamaktı. Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler. Derler ki “Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü. Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.” Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek : – Söyledikleri doğru mu diye sorar , Suçlanan genç der ki : -Evet doğru. Bu söz üzerine Hz Ömer; -Anlat bakalım nasıl oldu diye sorar: Bunun üzerine genç anlatmaya başlar, der ki : -“Ben bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanim ailemle beraber gezmeye çıktık, kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Affedersiniz hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki dönen bir defa daha bakıyor, hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hısımla çıktı , atıma bir taş, attı atım oracıkta öldü. Nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir tas attım, babası öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret” dedi. Bu söz üzerine Hz Ömer: -“Söyleyecek bir şey yok, bu suçun cezası idam. Madem suçunu da kabul ettin” dedi. Bu sözden sonra delikanlı söz alarak -“Efendim bir özrüm var” diyerek konuşmaya başladı – “Ben memleketinde zengin bir insanım, babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı. Gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım. Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettiğiniz için Allah(cc) indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini bulurum” der. Hz. Ömer dayanamaz der ki : -“Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki?!” Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar, der ki: – “Bu zat benim yerime kalır.” O zat Hz. Peygamber Efendimizin (sav) en iyi arkadaşlarından daha yaşarken cennetle müjdelenen Amr Ibni As’ dan başkası değildir. Hz. Ömer Amr’a dönerek, – “Ey Amr, delikanlıyı duydun” der. O yüce sahabi -“Evet, ben kefilim” der ve genç adam serbest bırakılır. Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur. Medine’nin ileri gelenleri Hz. Ömer’e çıkarak genç’in gelmeyeceği, dolayısıyla Amr Ibni As’a verilecek idam yerine maktulün diyetini vermeyi teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve “babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz” derler. Hz. Ömer kendinden beklenen cevabı verir der ki : “Bu kefil babam olsa fark etmez cezayı infaz ederim.” Hz Amr Ibni As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki : -“Biz de sözümün arkasındayız.” Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür. Hz. Ömer gence dönerek derki evladım gelmeme gibi önemli bir nedenin vardı neden geldin?” Genç vakurla basını kaldırır ve (günümüz insani için pek de önemli olmayan) “AHDE VEFASIZLIK ETTI” demeyesiniz diye geldim der. Hz.Ömer başını bu defa çevirir ve Amr Ibni As’a der ki : -“Ey Amr, sen bu delikanlıyı tanımıyorsun nasıl oldu onun yerine kefil oldun”. Amr Ibni As Allah kendisinden ebediyyen razı olsun, vakurla kanımızı donduracak bir cevap verir, -“Bu kadar insanin içerisinden beni seçti. “İNSANLIK ÖLDÜ “dedirtmemek için kabul ettim” der. Sıra gençlere gelir, derler ki : -“Biz bu davadan vazgeçiyoruz.” Bu sözün üzerine Hz Ömer : -“Ne oldu, biraz evvel “babamızın kanı yerde kalmasın” diyordunuz ne oldu da vaz geçiyorsunuz?” der. Gençlerin cevabı da dehşetlidir : “MERHAMETLİ İNSAN KALMADI” DEMEYESİNİZ DİYE …

Mesut Sarp

3 Ekim 2019 19:28

Değerli 'Allah Görüyor' rümuzlu yazan kardeşim. Eğer biz Allah'ın dediklerini fert olarak uygulasaydık herşeyden önce iyi ve kötüyü çok çabuk tesbit eder kötülere her alanda yol vermezdik. Bakın Allah bu dünyada Müslüman Hristıyan ayırt etmeksizin dürüst olana bereket ve adalette veriyor. Örnek Almanyada faiz yok, Türkiyede yüzde 20 faiz varsa bereket Türkiyeye mi olacak? Veya rüşvet, yolsuzluk Müslümanlarda kat be kat Hrıstıyanlara göre fazlaysa Allah tarafından Müslümanlar buna rağmen daha fazla mı bereketlendirilecekler? Rabbimiz bizlerden düşünmemizi talep etmiyor mu sevgili din kardeşlerimiz! Eğer ki biz kendilerine çıkar sağlayanları yönetici seçersek sonuçta olacağı bu. Gençlerin imandan edilmesi sorununa gelince her şeyden önce yüzbinlerce din adamlarımızdan siyasetcilerimize açıkca Allah Rızası için dürüstlüğe uyarı çağrılarında bulunmalarını bekliyorum. Siyasetin bulaştığı pislikler ve din adamlarımızın suskunluğu ve yoğun din istismarı, adaletsizlik nedeniyle ailemiz içindede maalesef islama mesafe koymuş gençlerimiz oluştu! Allah cümlemizi islah eylesin.

Allah Görüyor

3 Ekim 2019 09:50

Yıkalım hayal perdelerini de, gerçekleri görelim. Doğru söylüyorsunuzda üç maymunu oynamak işimize geliyorsa bu söylediğinizin ne anlamı var? Görmek istediklerinizi görüyor, duymak istediklerinizi duyuyor, bilmek istediklerinizi biliyoruz. Buna da gerçekleri görelim diyorsunuz. Yok aslında birbirinizden farkınız. Para için girilmedik şekil kalmadı. Dava davacık oldu, akit akitcik oldu da haberiniz yokmuş gibi yapıyorsunuz? Üç maymunluğa devam. Altta kalanın canı çıksın. Tok açın halinden anlamazmış. Adımız gibi yaşarsak zaten istediğimiz ASR-I SAADET çoktan yaşanıyor olurdu. Biz asrı saadeti yaşadık deyip daha başka zulümler ortaya koyan uygulamalar peşindeymişiz gibi bir anlayış için çalışıyoruz izlenimi ortaya koyduk, koymaya da devam ediyoruz. Başıma gelenleri sanki bilmiyorlar da o yüzden zulümlerine devam ediyorlar. (Tüm kurumlara obdusmanlıkta dahil durumunu bildirdim hemde defalarca ama sesimi duyan çıkmadı.) Kimler acaba? Sanki 12 eylüldeki gibi bir sağdan bir soldan kıyıyoruz demek istiyorlar. Örnek alacağımız uygulama ve kaynak ortada. Kuran ve Sevgili Peygamberimiz H.z. Muhammed(sav) ortada iken tek yaptığımız adlarını kullanıp insanları kandırmak oluyor. Bir türlü dosdoğru yolu uygulamaya dökemiyoruz. Vatandaşta haklı olarak, "hocayı dinle gittiği yoldan gitme" şeklindeki sözü uyguluyor. Kimseye tam güvenemiyor. Yalakalık otomatik yerleşiyor. Başıma gelenleri anlatayımda anlatmak istediğimi daha iyi anlayın. Hiçbir şeyden haberim olmamasına üstelik başörtü mücadelesi yaparak zulüm görmüş biri olarak, şimdiki sağlık sen sendikasına üye olmama rağmen hiçbir kriterim olmadan neyle suçlandığımı dahi bilmeden hem de kendisini büyütüp iktidar olmasını istediğim iktidar olmasına vesile olduğum akpartim, 15 temmuzda alanlara çıkarak desteklediğim partim tarafından hem de terörist damgasıyla sorgusuz sualsiz ihraç olmam ve tüm haklarımın elimden alınarak halen mağduriyet yaşayan biri olarak müslümanlar müslümanlara nasıl güven duyacaktır? Yazınızın temennisi nasıl gerçekleşecektir. Çocuklarım bu uygulamalardan sonra namaz kılmayı bıraktılar, cumaya bile gitmez oldular. Kısacası deist oldular. Bu vebal kimin? Bu vebalin sorumluları kimler acaba? Bu yüzden beni kurban olarak seçen sisteme, sistemin gaddar sözde adı müslüman insanlarına haklarımı helal etmiyorum. Yok aslında birbirimizden farkımız. Sağ sağı kullanıyor, solda solu kullanıyor. Her ikiside arada masum ve mağdurları gerekirse harcıyor ve vicdan azabı duymuyor. Kul hakkı ise masal sanki. Sağı solu yok hocam bu işlerin. Kapitalist düzelde İslamı da kapitalist islam yapıverince adına da kapitalist islam dedik. KURANI okuyoruz, anlatıyoruz kapitalizmi uyguluyoruz. Hem de dine uydurarak uyguluyoruz. Kendimizi kandırıyoruz ardından bolca sevap aldığımızı sanıyoruz. Deveye boynun eğri, demişler; nerem doğru ki, demiş. Bizden ise yanlışta olsa görmezden gelelim gibi bir düşüncenin olduğu şüphesi oluşmaya başladı. Adaletin isimde değil uygulamada olması durumunda başarılı olabiliriz. İstenirse gerçekler görülebiliyor. Gerçekleri söylemeniz durumunda bile acımadan vicdanlar sızlamadan hakaretler edilebiliyor. Ahir zaman dedikleri zaman bu zaman herhalde. Her ne söylersen söyle gerçekte olsa işlerine gelmiyorsa hep yanlış anlaşılıyorsun. Gerçekleri görmemek için elimizden geleni yapıyoruz? Gerçekten islam yaşanmış olsaydı ülkemizde ve diğer ülkelerde Müslümanlar huzur içinde yaşamaz mıydı? Filistin, Suriye, Libya, Mısır, Çeçenistan, Doğu Türkistan, Bosna, Afrika ve diğer zulüm gören Müslümanların yaşadığı beldelerde gerçekten zulüm var. Bizde yok mu? Onlardan aşağımı kalıyoruz? Bende zamanında İHH derneği ile çocuklarımın sağlıklı olması düşüncesiyle 6 akika kurbanı bağışladım. Neden çünkü inanıyorum. İslama hizmet eden herkese şüphe duymadan katkı sağlama düşüncesindeyim. Bende CHP zamanında baskılar yüzünden başörtüsü zulmü sonucu istifa etmek zorunda kaldım. Ama gel gör ki aynı zulmün bir benzerini destekleyip büyüttüğümüz partim ile görüyorum. Hemde neden kaynaklandığını bilmeden sorgusuz sualsiz konuşmana bile izin verilmeden görüyorum. Kriter ne, neden suçlanıyorum, ne yanlışı yapmışım bilmeden? Sana sorgusuz sualsiz vatan haini denip KHK ile adın yayınlansa idi, yıllarca vatan haini olmadığını ispatlamak için bekletilseydin, sana yapılanın diğer ülkelerdeki yapılan zulümden farkı olur muydu? Hemde ağaç kökü yeyin diyerek, hem de bulunduğun ülkede çalışma hakların elinden alınarak, sürekli damgalama ile yaşamaya mecbur edilerek, hem de bizimle aynı görüşe sahip olup ta zulüm gören masum ve mağdurları kastederek milleti güldürmek için espri yapan bir milletvekili çıkıp utanmadan gülerek, “Bizim için yanı verin, ne olmuş yani” denilerek yapılan hatalarını bir de yağ gibi üste çıkarak desteklediklerini düşünün. Yani masum ve mağdur varsa bizim için yanı versin diyorlar. Neden masumlar ve mağdurlar kendileri için yanacak anlamış değilim. İslam yaşın yanında kuruyu yakın mı diyor? İslam iftira atın mı diyor? İslam gerçekleri görmemek için güneşi balçıkla sıvayın mı diyor? Doğrular ortadayken söylemeyip mızrak çuvala sığmadığı halde mızrağı çuvala sığdırın mı diyor? İslam dünyaya at gözlüğüyle bakın kendi yanlışlarınızı görmeyin mi diyor? İslam üç maymunu çok güzel oynayın mı diyor? Ortada çamur olacak ve bunun sonucu ülkede hiçbir işe giremeyeceksin, dışarıya bile gidemeyeceksin, damgalanmaya devam edileceksin. Suçun ise belli değil. İftira mı, sui zan mı, hiçbir şey bulunamamış ise sui zannın okkalısı kripto olabilir denilerek zulüm yapılacak. Hüsni zannımıza ne oldu? Hüsni zan çoktan gömüldü de haberimiz mi olmadı, din değişti de haberimiz mi olmadı? Hani fasık biri size haber getirdiğinde yada iftira attığında araştırıp ona göre davranış sergileyecektik, böyle yaparsak günaha girmekten korunurduk. Neden bildiklerimizi uygulamıyoruz? Müslüman dosdoğru bilmediği bir konuda kardeşim dediği müslümana bilmeden eziyet ediyor? Sanki körüz. Sahi dışarıdaki zulümden ne farkı var? Filistin'deki, Çin'deki Müslümanlara yapılan zulümden ne farkı var? Buna da ADALET diyorlar. Anlattınız örneklerle veya İslami yaşayışımızda ki güzelim örneklerle ne kadar örtüşüyor? Başkalarını eleştirmeye gelince çok güzel de ya kendimizdeki bu kadar din dışı uygulamaya ne diyeceksiniz? Zaten yaptığımız geçmişimizle övünmek ama yaşamaya gelince sadece kullanıyoruz. Hep birilerini etkilemeye çalışıyoruz ama adımız gibi olup yaşamaya dökemiyoruz. Nasihat var maalesef uygulama yok. DARBECİNİN, SORU ÇALANIN, YARGIYA, POLİSE FESAT KARIŞTIRANIN CANI CEHENNEME! Ama bunu bahane edip hiç alakasızları yakmak Müslümanlığa sığar mı? Bende darbeye karşıyım. Hatta ailemle birlikte günlerce hükümet meydanlarındaki protestolara katıldım. Ama gel gör ki sorgusuz sualsiz ihraç edildim. Daha sonra hakkımda soruşturma açılmış. İfademi verdim. Mahkeme neden atıldığımı sorduğunda bilmediğimi söyledim. Çünkü mahkemenin kendisi de neden atıldığımı bilmiyor ve bana kurumundan şikayet olmamış, araştırmalarına bakarak, sen neden ihraç oldun diye bana soruyor. Allah aşkına anlattıklarınızın hepsine aynen katılıyorum da dışarıdaki zulümden farksız uygulamaya bakıldığında bana yapılan bu lekelemeye ne diyeceksiniz? Benim darbeye hiçbir katkım olmamasına rağmen iftira ile atılmama ne diyeceksiniz? Mum dibine ışık vermez diyorlar. Çevreyi görüyoruz ama dibimizi göremiyoruz. Doğruları çok güzel özetlemişsiniz ya yanlışları ne zaman göreceksiniz? Vatandaşa bu yargısız infazı söylediğimizde "Bir şey olmasa atmazlardı" diyerek cevap veriyor. “Yanlış hesap varsa mutlaka düzelir”, diyor. 3 yıl geçmiş. Mahkeme yolu ohalkomisyonu yoluyla engellenmiş olup 3 yıl sonra red gelirse hakkımı aramaya başlayacağım. Geciken adalet , adalet midir, zulüm müdür? İnanın inancım olmasa idi çoktan intihar etmiştim. İntihar etmeyi çok kez düşündüm. Psikolojim bozuldu. Sadece benim değil aileminde psikolojisi bozuldu. Bir kişiyi değil tüm aileyi çamurladılar. Hiçbir suçun olmayacak gelip alnına vatan hainliği çamuru atılacak. Yanlışlık varsa yıllar sonra adalet yerini bulacak. Tabi hastalanıp ölmezsek, intihar etmezsek, delirmezsek. Hatta bu durumlarda olup ölenlerin daha sonra yanlışlıkları düzeltilmiş ve iadeleri verilmişti. Yani adam intihar etmiş, üzülüp kalp krizi geçirip hastalanıp ölmüş, yanlışlık öldükten sonra düzeltilmiş iadesi sağlanmış. Bu vebal kimin? Buna adalet mi diyorsunuz? Gerçekten suçluysam asılmaya razıyım. İtirazım olmaz. Seve seve ölüme giderim. Hatta yanlışlıkla bile olsa idam edilmeye razıyım. Böyle yaşamaktansa idam edilmeyi çok isterim. Çünkü hiç olmazsa şehit olmuş olurum. Devlet benimle çalışmak istemiyor olabilir. O zaman çamur atmadan istifamı istesin. Seve seve veririm. Neden olmadığım halde çamurlanayım. CHP zamanında da başörtüsü mücadelesinde istifamız istendi. Baktık olmadı. İstifamızı verdik. Ama bu yapılan zulüm CHP nin yaptığından daha beter. Hem de adı Müslümanım diyen kardeşim dediğimiz yapıyor. Sui zannı tavan yapıyor. İftirayı önce kendi yapıştırıyor ve vatandaşa da devam etmesini istiyor. Sadece çamurlanmakla kalsaydık. Yakınlarımdan üzülüp kalp krizi geçirerek ölenler oldu. Annem 2 yıl üzüldü dayanamayıp kalp krizi geçirerek öldü. Yani benim mağduriyetime 2 yıl dayanabildi. Bu vebal kimin? Yine yakınlarımdan beni çekemeyenler sevinip her türlü hakareti yaptılar. Çocuklarım yapılanları görünce din bu ise olmaz olsun diyerek dinden soğudu. Namazlarını kılmaz oldu. Hatta cumaya bile gitmez oldular. Aslında 3 yıldır kendimizi açık cezaevinde gibi hissediyorum diyorum ama aslında öyle. Çünkü hiçbir işe girip çalışma hakkın bile yok. Çünkü işyeri sahibi senin khklı olduğunu öğrendiğinde işe almıyor. Yani haksızlık bir yana iş bulup çalışmam bile yasak. Zulüm içinde zulüm. Bu yüzden hayata küstüm. Eve kendimi kapattım. Hapishaneye atılmış olsaydım bundan farklı olmazdı. Hapis hayatı yaşıyorum. ŞİMDİ BEN SOLA MI YOKSA SAĞA MI GÜVENMELİYİM? Benim yaşadığım bu olay başınıza gelmiş olsaydı bundan sonra insanlara siz olsaydınız güvenebilir misiniz? Çocuklarıma din bu yanlışları yapmıyor, insanlar yanlış yapıyor desem bile inandıramıyorum. Tüm bunlara rağmen çocuklarımdan memnunum. Hiç olmazsa diğer insanların bakış tarzıyla bakıp hakarette bulunmuyorlar. Onlarında psikolojileri bozuldu. İnsanlar neden deist oluyor sanıyorsunuz? Can ciğer dost sandığım insancıklar bile beni bilmelerine rağmen korkularından uzaklaşıp görülmez oldular. Sui zanna hareket etmelerine devam ettiler. Korkmaları da normal. Çünkü lekelenen bu ülkede haklarını arayamıyor. Arasa bile sui zan tavan olunca damgalamaya devam ediliyor. Kimseye masum olduğunu anlatamıyorsun. Allah aşkına “İslam dinini” böyle mi anlatacağız, böyle örneklerle mi yayacağız, yaşayacağız? Halen mahkeme KYOK vererek soruşturmamı bir yıl önce bitirmesine rağmen ohalkomisyonu 3 yıl oldu karar veremiyor. Hem de sıramı atlayarak diğer KHKlılara karar vererek, karar veremiyor. Hani sıraya riayet edilecekti. Hani yanlışlık varsa hemen düzeltilecekti. Bir çok kriterlilere, kritersizlere iade verilirken bana HİÇBİR KRİTERİM OLMAMASINA RAĞMEN sıra gelmiyor, karar verilemiyor. Bir çok sayılan kriterler bir çok insanda hem de fazlasıyla varken hiçbiri ihraç olmuyor, önemli bir çok makamlarda görev yapmaya devam ediyor. Ama adı çıkan, çamurlanan saf vatandaşlarımız ise yok sms atmış, yok kitapçının önünden geçmiş kitap almış, yok sohbette görülmüş, yok yasal olan sendikaya üye olmuş, yok yasal olan dershanelerine gitmiş yok okullarında okumuş, yok onlarla beraber gezmiş … vb. gibi bahaneler üretilerek lekelenmeye çalışılıyor. Bu mu dur adalet? Sanki insanların gelecekten haber alma gücü varmış veya insanların alınlarına bakarak kimin ileri de darbeci kimin vatansever olacağını bilebiliyormuş gibi yeteneğe sahipmişçesine düşünülerek hiçbir şeyden haberi olmayan vatandaşlarımız suçlanabiliyor. Yani insanların düşüncelerini okuyan yöneticilerimiz var. O zaman çocuklar doğar doğmaz kimin katil kimin vatansever olduğunu bilin. Katil olacak olanları yani sorunlu olacakları doğar doğmaz katledin. Bu nasıl bir düşüncedir Allah aşkına! Buna da adalet diyoruz. Bu bahaneler herkese uygulansın bakalım suçlanmayan kimse kalır mı? O zaman kim adaletten şikayet edebilir? Şeriatın kestiği parmak acımaz. Adalet uygulanırsa. Ama adalet hem gecikiyor hem de adamı olana değil olmayana iftira ile gerçekleşiyor görünümü yayılıyor. Yani adalet kendimize göre uygulanıyor. Bu durumda güveni yok ediyor. Şüpheleri artırıyor. Adalet geciktirilerek, masumlar cezalandırılarak acaba ne hesaplanıyor? ZORLA MİLLETİ KÜSTÜRMEYE Mİ ÇALIŞILIYOR? YOKSA GİRDİĞİMİZ VEBALLER AZ OLDUĞU İÇİN DAHA ÇOK VEBALLERE GİRELİM Mİ DİYE Mİ ÇABALAMA YAPILIYOR? Sizde dosdoğruyu sözde anlatıyorsunuz ama uygulaması bu. Bukalemon gibimi olacağız? Hani sui zan kötü idi. Hani iftira çirkindi. Hani kul hakkına girmekten çekiniyorduk. Hani Allah'tan korkuyorduk. Allah'tan korkan bu yanlışları yapabilir mi? Demek ki çok büyük şüpheler doğuyor. İmanımızda çok büyük yanlışlar var. İslam’ın adı var. Uygulaması yok. Müslümanın adı var, yaşayışı yok. Adımız gibi dosdoğru olmayacak mıydık? Bana darbeci diyen, iftira atan hiçbir şey olmasa bile kriptodur diyen herkese haklarımı helal etmiyorum. Buna yol açanların, vesile olanların asıl kendileri fetöcüdür. İthamlarını kendilerine iade ediyorum. Tekrar söylüyorum. DARBECİNİN, SORU ÇALANIN, YARGIYA, POLİSE FESAT KARIŞTIRANIN CANI CEHENNEME! Darbe yapmak isteyen şer odaklara karşı direnirken canını feda eden 15 Temmuz Şehitlerimize ve diğer tüm şehitlerimize Yüce Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. 3 yıl geçmiş adaleti beklemeye devam ediyorum. Ohalkomisyonu hala neyime bakarak karar veremiyor şaşıyorum. Bir an önce it izi at izine karıştırmaktan vazgeçilmeli. Güneş balçıkla sıvanmaya çalışılmamalı. Üç maymunu oynamaktan vazgeçilmeli. Adalet partimizin adında kalmamalı ve uygulanmalıdır. Adalet geciktirilmemeli, herkese eşit uygulanmalı. Böyle yapılırsa güven sağlanabilir. Kuran ortada, nasihat için yeterli ama nasihat ı söyleyen çok alıp uygulayan yok. İslami sözler çokta uygulama olmadıktan sonra din sanki kullanılır hale gelmiş gibi görünüyor. Dürüstlüğün cezalandırıldığı bir ortamdayız. Allah yar ve yardımcımız olsun. Sözleri mi Fatih Sultan Mehmet’in sözleriyle bitirmek istiyorum. Fatih Sultan Mehmet Han der ki: “Aklı öldürürsen ahlak da ölür. Akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür. Kadı’yı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün Devlet de ölür.”

ucuz iş yok öyle

3 Ekim 2019 01:46

İşverenin işçisine kendi yediğinden yedirmesi, onu bir defa davet edip tattırması değildir. Her öğün onun yediğini yiyebilecek ücreti vermesi demektir.

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle