• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI
11 Mayıs 2020

Halktan millete yol var mı?..

Almanya’nın sahibi olan Almanların bir milleti var ve milletçe vatan ve devletlerini sahiplenirler. Irkçı ve milliyetçi bir halktır Almanlar..

Amerika halkının da Almanlar gibi bir milletleri var mıdır?..

Hayır. Amerikalılar sadece halktan ibaret bir topluluktur ve o da, dünyanın dört köşesinden toplama bir melezdir..

Yumurta mı tavuktan yoksa tavuk mu yumurtadan çıkar” açmazı gibi, halk ve millet arasında da “hangisi hangisinden” türünde bir illiyet, bilmecede cevapsız kalır..

İster iseniz eğer, şöyle bir soralım..

Amerikalının milleti var mıdır?..

Cevabını daha başlangıçta vermiştik. Tekrarına ne gerek!..

Buradan, şu gerçeğe varıyoruz. Dünyayı sahiplenme hırs ve ihtirasının tutsağı olan ABD, melez bir güruhun Stars and Strips diye isimlendirdiği bayrağın gölgesinde meydana getirdiği katı ve vicdansız kanunlarının meşruiyet verdiği siyasi bir organizasyondur.. Halkları da, kuruluşundan günümüze dek geçen zaman sürecinde melezliğini birkaç nesil kendi içinden yeniden üretmiş..

¥

İş Bankası Kültür Yayınlarında yer alan bir kitap. Gıda maddeleri üzerinden bu melez toplumun ahlak ve kültür konusunda iç yapısını tanıtan ilginç bir kitap. Harvey Levenstein tarafından hazırlanmış bir araştırma eseri. İsmi de,

Gıda Korkusu..

ABD ile halkının çevreye karşı ortaklaşa benimsedikleri genel ahlak pratiğinden çeşitli uygulama örneklerini veriyor. Hani “Korona saldırısında faydalı olur” düşüncesiyle, sağlık sıhhat yardımında bulunduğumuz malzemelerden bir kısmını utanmadan düşmanımıza ciro eden Amerika var ya, biz de, onların DNA’lı ahlak ve kültür mayasından bir tadımlık örnek, verelim dedik, aşağıda..

¥

1800’lü yıllarda ABD askerlerine verilen etlerin bozulmaması için bazı kimyevi maddeler karıştırılıyormuş. Pazarlama esnasında bozulan etleri tazelemek için katılan bu kimyevi maddeler, insan sağlığına zararlı. Halk bunu duyunca feveran etmeye başlıyor.. Askeriyeye taze et temin eden müteahhit firma hakkında yapılan şikayetlere idare merciinin kulak üzerine yatması, halkı adamakıllı zıvanadan çıkarır. Amerika halkı da, mecburen ete olan düşkünlüğünden vazgeçip, et yememeğe başlar..

Bu yıllarda Almanya, et ihtiyacını ithalat yoluyla Amerika’dan karşılıyor. İnsan sağlığına zararlı olan kimyevi maddelerin ete koruyucu kaplama olarak vurulduğu gerçeğinin açığa çıkması üzerine, Almanya, kendi milletinin geleceğini düşünerek, Amerika’dan et ithalatına kısıtlamalar getiriyor..

Bu durumda et piyasasında meydana gelen durgunluğa karşı kendi geleceğini ön planda düşünen ABD, tüketimi ve dahi üretimi koruma amaçlı iktisadi formül arayışına çıkıyor..

İktisadın doğal kanunları da esasında başka bir yol tanımamakta. Protestanlığın pragmatizm felsefesinde de öncelikli tercih, hareketin faydalı olup olmasına bağlanır. Hayvan kesip etini satmak faydalı, satmamak-satamamak da zararlı ise, kesip satmak gerekirdi.

Evanjelist ağırlıklı Protestan melezler de, bu gereği yerine getirmek için, bulunan yeni formülden faydalanmaya geçerler..

Hayvan kesiminde hayvanın sağlığına sıhhatine bakmaktan vazgeçilir..

 İspanyollarla savaş halindeki ABD ordusunun asker kayıpları, İspanyol mermilerinden ziyade, askerin yedikleri etlerden olduğu söyleniyormuş. Bundan sonra bu gibi konuşmalara itibar edilmez..

Çürüyüp kokuşarak elde kalan etlerin hiç kimsenin lafına ve itirazına bakmaksızın, boraks ve gliserin işlemleriyle tazelendirilmesine devam edilir. Sektörün zararını önlemek amacıyla yapılan bu işlemlerle elde edilecek etler sosis üretiminde kullanılır..

İşçilerin üzerinde ayakkabılarıyla dolaştıkları, tükürüklü verem mikrobu bulaşmış pis zeminlere düşen etler kıyma makinelerine verilirken, etlere saldıran fare leşleri de unutulmaz...

Ve daha nice şartlar ve zarardan paçayı kurtarıcı formüller…

Hele hele Başkan Roosevelt’in kahvaltı sofrasındayken bu konuda basında yer alan haberlere gözü takıldığında, öfkeyle ayağa kalkarak,

Midem bulandı işte” haykırışlarıyla, sofradaki sosisleri kaldırıp pencereden atması hiç unutulmamış.

¥

O yılların Amerika halkıyla günümüzdeki melezlerinin, dünya halklarına karşı sergiledikleri siyasi ve ekonomik tavırlarının, ne dine, imana, ne edep ve ahlaka ve ne de dostluğa ve düşmanlığa uyar tarafı görülmemiştir.

Birinci Dünya Harbinden perişan halde çıkan Osmanlı Devletini ve dolayısıyle Türkiye’yi, hem de bi günah olmalarına rağmen Türkleri, Wilson Prensipleriyle boğma ahlaksızlığı!..

Günümüzün bize dost görünen Amerikası da, hastalarının yarasını sarması için ikram ettiğimiz sağlık malzemelerini düşmanımıza armağan eden devlet de,

Ayni, milletsiz Amerika…

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

cere

İçime şüphe düştü, bizim sosis üreticileri, ticari ahlak konusunda, abdli meslektaşlarından daha namuslu olabilirler mi? İçimdeki ses bunların birbirinden farkı olmadığını söylüyor. Sadece sosis sektörü olsa, gelişen teknoloji ile dünyanın arka mahallelerinin tiyolarının hemen öğrenildiği bir ortamda, tüm paketli gıda ürünlerinde şüpheye düşmemek mümkün değil...
  • Yanıtla

Okur

Bize ne, sana ne Almanya'dan, Amerika'dan.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23