• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI
25 Nisan 2019

Düğün…

Okuma yazma bilenlerin nisbi ve mutlak sayılarının düşük olduğu bir dönemde “Vatan” tarifi “Anamız” olarak yapılmış. Meşhur meseldir, vatan nedir sorusuna “Anam” cevabını veren Ahmet, arkadaşlarına örnek olunca, aynı soruya muhatap olan asker Mehmet, cevaben “Ahmed’in anasıdırkomutanım demiş…

Şimdi sayılar umulmadık derecede yükseldi. O kadar ki, üniversite mezunları temizlik hizmetlerinde iş aramaya düştüler. Lakin ahval, tabana göre yine eski nitelikli özelliğinden pek bir şey kaybetmedi…

Çeşitli sektörlerde mal ve hizmet üretiminde dolaşan paranın toplam getirisine milli gelir deniliyor. Ayakkabı sektörünün bunda payı ve hakkı olduğu gibi, ruhsatlı meyhanelerin de ayni şekilde payı mevcut…

Ayni gelirden itibari pay alamayan insanların mevcudiyeti de bir gerçek. Bu tarz yoksulluğun çeşitli sebepleri arasında sistemindeki kredilerin kaybolması ya da özel amaçla kaybettirilmesidir. Kredilerin geri ödemesi unutulduğunda veya kasden unutulduğunda ki, bunların batakları, ekseri kamu bankaları üzerinden hükümetlerin başlarına iş açar. Neticesi de, enflasyon ile işsizliktir…

Hükümetler, kredi borçlularının bu yaygın unutkanlıklarında kötü niyet aramadığından, bunlar için bir af kanunu çıkarıp, zararı milletin sırtına yükleyerek bütçeleri dengeye getirirler…

Doğru yanlış bizi ilgilendirmese de, hemen bütün kapitalist, ekonomilerde ilk birikimin bu şekilde mayalandığı söylenir…

Ülkemize baktığımızda, pek de yanlış olmasa gerek…

Türkiye’de de büyük birikimlerin mayalanma safhasında geçirdiği istihaleler hep böyle mi oluyordu? Evet veya hayır. Bunu bir tarafa koyalım. Bizim kimsenin malında, payında gözümüz yok. Lakin, milli gelirden hiç pay alamayan insanların mebzul sayıdaki varlığı da bir gerçek iken; 

Vergide göstermelik şampiyonlar listelerinin başlarında yer alan süper aktif varsıllar arasındaki şaşaalı, debdebeli şenliklerin gölgesinde nam ve şan aşkına çuvallarca parayı israf kuburlarına döktüren sınıf düğünleri, millet adına hepimizi şenlendirici bir mutluluk kaynağı oluşturabilir mi? 

Bu vatan kimin, gerçekten Ahmed’in anasının mı, yoksa Kalyoncu’larla Demirören’lerin mi?.. 

Demokrasiye inanmıyorum….

İnanmasam da, kavram olarak bu mücerret değerin varlığına inananlar ve bu inançları uğruna canından, malından ve kanından feragat edenler de var. Bunun tek boyutlu soyut kavram olarak gökten zembille inmiş olmadığı da söylenir. Bunun birkaç çeşit sosyal türevleri bulunuyormuş. İktisadi demokrasi ve siyasi demokrasi, vs, vs. gibi…

Devlet otoritesi, maddi ve manevi alanda halkın mutluluğunu sağlayan bir faktör olup, halkı geçim derdinden kurtarabiliyor. Demek ki, bir güç faktörüdür. Devletin, bu gücüyle halkı için ihtiyaçlarını karşılama imkanını sağlayabildiği ölçüde, otoritesi de artıyor.…

Nitekim devletin baş temsilcisi sıfatıyla Tayyip Erdoğan, domatesin yanında soğan ve patatesin de sekiz liraları bulması üzerine, zahirinde duymadıysak da, müsebbiblerine muhtemelen iç dünyasından basınca kalayı,

Al sana bir, tanzim satış rahatlaması… 

Belediye otobüsündeyim. Karşımdaki çift kişilikte bir tek kişi. Elinde bir yarış gazetesi ve bir de kalem. Kendisine kazandıracağı tahminiyle at yarışlarını bir kenara not ediyor. Aksaray’dan Okmeydanı’na kadar gazetede yer alan bütün yarışları inceledi. Kimisini not ederken bir diğerini silip attı. Neticede hiç birisini gözü tutmadı ki, umutsuz ve bedbin bir tavırla elindeki kılavuzu da kahredici bir tavırla buruşturup attı...

Bayram Aracı’yı işitip işitmediğini sordum kendisine. Bilmiyormuş. Başladım tanıtmaya.. 

Bayram efendi, sazlı sözlü bir türkücüdür. 

Kara bahtım kem talihim, taşa bassam iz olur.

Yüz yaşımda bir yar sevsem, on üçünde kız olur.

Ağustosda suya girsem, balta kesmez buz olur.

İşte bu türküleri meşhur etmiştir. Bu adam, türküleriyle seni tarif ediyor. Amma, senin kapı aradığın insanlar ise seni söğüşlüyor. Atçılar, totocular hasan almaz basan alırcılar, tıpkı üfürükçüler gibi hiç kimseye kapı aralamaz. Bilakis elinizdekini avucunuzdakilerin hepsini kapıp götürürler…

Adamcağız meğerse dertli imiş. Bakınız söylediklerine…

Ben içiyorum” diyor. “Beni bir gün dumancıların yanında gördüler, oysa yolum oradan geçiyordu. Yallah içeri. Güç bela karakola imza vermekle yakayı kurtardım. İş arıyorum yok. Ekmek alacağım, imkansız. Parası olanlar, düğün dernek ohh keka. Ne halt edeceğemi bilmiyorum…

Şaşırdım. Atasım geliyor kendimi, köprüden aşağı”…

Ne yaparsın. Yüce Mevlamızın açtığı bir kapıdan kendisini içeriye çekmesini dualamaktan öte, elimden bir şey gelmezdi ve gelmedi de…

 Düğün dernek tabiidir ki, demokrasilerde bir hak. Kazanma gibi harcama da insanın temel hak ve hürriyetleri arasında. Ne var ki, Allah’ın, Dinin verdiği haklarla, demokrasinin tanıdığı haklar, temellerinden farklıdır…

Haydi geliniz aralarındaki farklara bakalım…

Müslümanlıkta, kamu yararına olan her hangi bir nesnenin özel kimliğini, yapısını bozamazsın. Buna hak ve ruhsatın yok. Allah şeftaliyi tüylü olarak yaratmış. Şimdi siz bunun karakteriyle, asli hamuruyla oynayıp tüyünü yok ediyorsunuz. GDO’lu dediğimiz kahpeleştirilmiş ürünlerin yenilmemesini tavsiye ediyor tıp dünyası. Zararlı çünkü. Muhtemelen bunlar Müslümana haram da olabilir. Ben bilmem. Amma demokraside serbest…

Gelelim Boğaz’daki saray ve saraylara…

Kamu otoritesi buna ellenilmemesini, özel yapısına dokunulmamasını emretmiş. Müştemilat falan eklemeyiniz diye emretmiş. Amma, devleti kendi analarıymış gibi görerek sahiplenen süper servet sahipleri, ön cephesine Boğaz paralelinde ve sarayın uzunluğunda çuvalla para dökerek üç günlüğüne bir düğün platformu döktürmüş… Upuzun bir müştemilat çekerek, son günlerin meşhur düğününü orada akde bağladılar…

 Otel ile denizin arasına boylu boyunca bir DÜĞÜNHANE…

Kim izin veriyor buna ve kimler hangi hak ve selahiyetle ya da bir kahvenin hatırına görmüyor inşaatı ve yapı hazırlıklarını?...

Söyleyebilir misiniz devlet kimin? 

Olacak ve göz yumulacak iş mi?

Amma devletler, bizim kendi analarımızın elinde olmadığından, bal gibi oluyor işte…

Berat Albayrak, devletimizin Hazine ve Maliye Bakanı. Bir süredir Amerika’da imiş. Hatta derler ki, dengesi bozuk düşmanımız Trump ile konuşan Türkiye’nin ilk bakanıymış. ABD’nin büyük sermaye sahiplerini de ziyaret ederek, Türkiye’de fabrika kurmalarını istemiş…

Onlar da davete icabet için behemehal bir istekte bulunacaklar…

Mesela, işçi ücretlerinin yükseltilmemesi şartıyla

İşsizlik sayılarına, devletin borç hesaplarına, gerektiğinde özel sektörün de milletin sırtına yükleyeceği iç ve dış borçlarına bakınız ve Alman otomobil fabrikası Volkswagen’in de, yeni yatırımı için Türkiye’yi tercih edişi karşısında, gücünüz yetiyorsa, tef çalıp oynayın…

En azından, beş bin işsize istihdam… 

Ne acı değil mi?..

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23