Cumhuriyet ve sayılar…

18 Mart 2019 Pazartesi

Fransa gibi Türkiye’nin de Cumhuriyet’i sayı itibarıyla birden fazla olmakla birlikte, Fransa’da bu sayılar gerçek olmasına karşın, Türkiye’de itibaridir…

Sayılar, sayan kişinin indi kıstaslarına göre, kişiden kişiye farklı çıkabilir…

Birinci Cumhuriyet 1923’te ilk ağızda liberalizmle başlar. Birkaç kez zıddıyla dönüşümlü devam ederek, 14 Mayıs Bayar Menderes hareketiyle hitama erdiğinde, ikinci Cumhuriyet’e geçilir. 

Başkanlık sistemi üçüncü Cumhuriyet’in miladıdır. Beka sorunundan murat edilen de, bu Cumhuriyet’lere bir kaç sayı daha ilave tehlikesi…

Cumhuriyet’in bütün safhalarında hükümetlerin iktisat politikaları birbirlerinden farklı olmasına karşın, siyaset her daim iktisadi kalkınmaya kilitlendi. Şeflik yıllarında sür git devam eden iktisadi yetersizlik ve yoksulluk halleri, zaman içinde 2. Cumhuriyet’in erken Demirel döneminde orta refah seviyesine dönüştü. Darlığı çekilen hemen bütün ürünlerde görülen bolluklar, ferdi ve kolektif israf yükünü rahatlıkla taşıyabilmişse de, ekonomi sağlam temele oturtulamadığından, program dışı zuhur eden bu haller, hiçbir zaman uzun soluklu olmadı, olamadı…

Şeflik devrinin son yıllarına doğru CHP hükümeti iktisadi kalkınma için lüzum gördüğü sermaye temini için, öncelikle işletilmeden boş tutulan toprakları topraksız köylüye dağıtarak tarım gelirini artırmayı planladı. Bir yandan nadasın da ötesinde uzun süreli boş bırakılan topraklar. Beride devletin, vakıfların ve büyük toprak sahiplerinin yeterince işletilemedikleri toprakları ve diğer yanda da, topraksız ve topraksızlıktan ötürü yarı aç yaşayan yoksul köylüler…

Daha Demokrat Partinin lafı bile edilmediği günlerdi, o günler…

İnönü, şöyle idi, böyle idi. Lakin yerine göre fazlalığından, yerine göre de işletilememesinden ötürü topraktaki kapasite israfını üretim alanında değerlendirmeyi düşündü…

İyi yaptı, kötü yaptı. O ayrı fasıl…

Hatırlarım, 40’lı yılların çocukluk çağımda, bahçesindeki ağaçlarına tırmandığımız Bursa’daki Bedreddin Camiinin kapısında kocaman kilit ve içerisi de kereste deposu. 50’li yıllara dek İstanbul’un Samatya’daki Uşşaki Camii de düğün salonu. Ve daha nerelerde neler de neler. Bunlar hep bilinen, bildiğimiz çirkin şeylerdi…

Öküz tahrikli karasabanlı tarımda verim düşüktür. Ayrıca 2. Dünya Savaşı yetişkin köylüyü kışlaya çekince, üretim daha da düşer. Ekmekte karne dönemi başlar. Bu dönemde vefat eden annem, ekmek kıtlığının yanında patiska kıtlığından dolayı, kullanmaktan ötürü rengi atmış eski mantolarından biriyle kefenlenerek defnedilir. Bunların her biri yaşanmış birer kötü ve çirkin gerçek. Amma, işsizlik ve parasızlık gibi topraksızlık da bir gerçektir. Hem de kahredici…

Yokluğun, darlığın ve kıtlığın yarattığı yoksunluk gerçeklerindendir, o günlerin kuyruk manzaraları…

Günümüzün kuyrukları da, Devlet Başkanlarının da belirttiği gibi, varlığın, bolluğun ve müsrifliğin kuyruklarıdır…

Savaşın sonunda Türkiye’nin siyasi ve ekonomik menfaatlerinin Batı yakasında olduğuna karar verenler, o yakadan gelen baskıların da etkisiyle, Batıya yaklaşır, yaklaştırılır. Başta ABD olmak üzere Batı ister ki, idari sisteminde de çok partili demokrasiye geçilsin. Savaş yıllarında haram parayla zenginleşenler ki bunlar, İzmir İktisat Kongresinde Atatürk’ün sırtlarını sıvazlayarak desteklediği birinci nesil zenginler taifesidir, topluca ve adeta emir verircesine İnönü’ye, hükümete dayattılar…

Çok partili demokrasi isteriz!... 

Burjuva ağzıyla demokrasi talep edilmeye başlanır. Aynı talep CHP içinde mayalanan muhalif grupça da dillendirilir. Bayar-Menderes ekibinin meşhur dörtlü takrirleriyle istedikleri demokrasi talebi reddedilince, evvela Bayar, mebusluğuyla birlikte CHP üyeliğinden de istifa eder… 

İnönü topraksız köylüye takılıp kalmıştır. Kamuya ait özel mülk statüsündeki ultra büyük toprakların da bir kısmının istimlak usulüyle dağıtım tasarısı kanunlaşınca, bundan etkilenecek büyük toprak sahibi bir kısım CHP mebusları, partilerinden istifa ederek Demokrat Partisini kurarlar…

Bayar-Menderes hareketinin ilk destekçileri, dini, felsefi düşüncelerine bakılmaksızın hemen hepsi, harp zengini büyük sermaye sahipleridir. Akabinde laiklik baskısından ve yoksulluğun azabından bunalan mütedeyyin halk harekete geçer…

Yeter söz milletindir” sloganı 14 Mayısta birinci cumhuriyetin sonunu getirir… 

O yıllarda İstanbul’un diğer ucundaki Şişli’de inşa edilen Şişli Camii, Türkiye’nin dört bir yanından gelen ziyaretçiler tarafından adeta ikinci bir Kâbe imiş gibi coşkulu kalabalıklar tarafından haftalarca ziyaret edilmiştir…

İkinci Cumhuriyet’in hikâyesine gerek yok. Zira günümüzde hali hayatta olan yaşı ellinin üzerindekilerin görüp yaşadığı bu manzaralar hafızamıza nakşedilmiştir. Demirel’in “gözlerime bakın gözlerime” diyerek Bayar-Menderes ekibinin takipçiliğini üstlendikten sonra, başörtüsü mağdurlarına Arabistan yolunu gösterip İnönülüğünde karar kılmıştır…

AKP için Menderes’in takipçiliği tam oturmaz. Cami ve ezan derseniz, Demirel’in ne günahı var. Sayı bakımından imam-hatip okulculuğunda da birinciliği kimseye kaptırmamıştır…

Şimdi gelelim 2. Cumhuriyet’i hayata oturtan dinamik güce…

Harp yıllarında fiyatlar artıyor, çünkü gıda maddelerinde üretim düşmekte. Şekerin kilosu beş yüz altmış kuruş. Kuru üzümle çay içtiğimi hatırlarım. Sabit gelirli memurların durumu da sıradan vatandaşlarla aynı idi…

Ekmek yoktur hem de karneli ve pahalı, lakin Beyoğlu’ndaki lüks pastanelerde, kaymaklı yaş pasta sadece 6 kuruşa!... 

Hükümet, rüşvetçiliği önleme adına memurlara düşük fiyattan temel tüketim malı dağıtımına başladı. Memurların fakir ve yoksun halka göre bir nisbet rahatlığa erişmesi, İnönü’nün halk nezdindeki güvenilirliğini düşürdü. Menderes ekibinin sakız olarak milletin ağzına verdiği “yeter, söz milletindir” sloganına ilaveten bir başka slogan da halk tarafından sakızlandı…

“Alır mısın arabadan ham bostanı?”…

İnönü, ham bostanı almayınca 14 Mayısta da, sandık çukuruna gömüldü gitti…

Avustralya’da bir şehrin ismi, Hristiyan Kilise. Kasabanın ismi aynen böyle. Buranın yerlileri, medeni yerlileri, şehir içindeki camilerden ikisini Cuma Namazı esnasında bombalamış ve elli kişiyi öldürmüşler. Temennimiz Allah indinde Şehidliğe ermişlikleri…

Bölgenin politikacılarından birisi demiş ki, “Akan kanın gerçek sebebi, göç hareketidir”. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da, “ç” hariç, aynı makamdan çalıp söylemiş…

Nedir o göç?...

Batı dünyası vahşi sömürgecilikten evrilerek medeni emperyalizme geçtikten sonra, Afrika, Asya, ve Latin dünyasının kanını emmeye koyulmuş. Açlık ve yoksunluk girdabına düşen yoksul halklar, bir lokma ekmek adına sağa sola seğirterek yine bu namussuzların kapılarına koşturmuş…

Medeni vahşet de, “Burası Hristiyanların sofrası. Biz kimseyi soframıza oturtmayız” demiş ve sofraya uzanan elleri kırmaya kalkmışlar ve kırmışlar da…

Katliamın sosyo-ekonomik şeması böyle…

Ticaretçi, siyasetçi ve imalatçı büyüklerimiz bu şemayı yatak odalarının duvarlarına asmalı ve hak sahiplerinin, yani ter dökenlerin, daha açıkçası işçilerinin haklarını hiç tırtıklamadan, çalmadan ve sahtekârlığa sapmadan teşekkürle kendilerine teslim etmeliler…

Türkiyeliler, gerçi Müslümandır ve şehirlerimizin de isimleri Müslümancadır. Düşeni de elinden tutup kaldırır. Amma, kaydı ihtiyaten, yine de öyle yapmalılar…

Sosyal patlamadenilen hikâyeler pek boldur, şu kıçı kırık dünyamızda… 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Ahmet ÖzAhmet Öz3 ay önce
    Atilla Bey;Yakın tarihimizi,özellikle Cumhuriyet tarihimizi ve sonrası iktidar dönemlerini,bu güne kadar özetlemişsiniz yazınızda.''Burası Hristiyan sofrası.Biz kimseyi soframıza oturtmayız.''söylemiyle emperyal anlayışı çok güzel dile getirmişsiniz.İnönü devrini,sonrasında Bayar-Menderes devrini,Demirel-Erbakan devirlerini ve diğer siyasi figürlerin devirlerini bir bir anlatırız,tenkit ederiz de iktidara geldiğimizde 17 yıl boyunca benzer hataları niçin yaparız?Emperyal sistemi,katılım bankacılığı,kar zarar ortaklığı anlayışının faaliyetlerine rağmen ülke ekonomisine egemen kılmışız.Faiz konusuna değinirken nefretimiz ayyuka çıkarken,faiz sarmalına bürünmekte bir beis görmemişiz.İş imam hatip açmak ise,Demirel hükümetleri bunu çok güzel becerdi ki,o İstanbul İmam Hatip Okulu,imam hatiplerin üniversitesiydi.Her bir hocasını kendi müellifi olduğu ders kitaplarını okuturdu.Bugünkü iktidarın hükümetleri,kabineleri,o zamanların yetiştirdiği İstanbul İmam Hatip Okulu öğrencilerinden oluşmaktaydı.Ne değişti?Değişenler:Cumhuriyet'i,TBMM'ni,Cumhuriyet'in kurumlarını,özellikle Sayıştay'ı ve sair değerli kurumları işlevsiz hale getirdik.Gırtlağımıza kadar borçlandık.Varlık Fonu oluşturduk.Tüm kıymet ifade eden kurumlarımızı,şirketlerimizi alacaklı ülkelere adeta rehin olarak hazırladık.Borçlarımızın aciliyet kesbeden faiz taksitlerini ödeyebilmek için,yine emperyal ülkelerden borç para dilendik.Yönetim erki,mal beyanı yapamıyor.Devlet katında lüks makam aracı saltanatı,israf boyutuna varan kamu harcamaları,kişisel zenginleşmeler,ihalelerin adrese teslim yapılması ve sair kirli siyasette,vatandaş siyaset egemenlerin sofralarına oturamıyor.''Burası Hrıstiyan sofrası.Biz kimseyi soframıza oturtmayız.''sözünüze nazire olsun,diye yazıyorum.Aslında,devlet erkanının yanı başına koruma ordusu engeli sebebiyle yaklaşamazsınız.Nerde kaldı sofrasına oturmak?Yazınızın son paragraflarındaki gerçeklik adeta ciğerimizi parçaladı.Fakirin,garibanın sofrasına oturulur da,bir zamanlar fakir,gariban,kimsesiz olup,devran değişip iktidar safında demirbaş olanlar,ne çabuk geçmişlerini unutuverdi,burunları büyüyüverdi?Aldatma üzerine iman olmaz.İman,belki de matematik doğrular gibidir.Ya iman ehlisindir,ya da münkirsindir.İkisinin arası riyakarlık,münafıklık.Birbirimizi kandıra kandıra,ülkeyi fakirleştirdik.17 yılın muhasebesini yapabilecek yürekte yönetim erki arıyoruz.Saygılarımla.
  • NurullahNurullah3 ay önce
    Avrupada göçmenlere yönelik tepkiler ayyuka çıktı. Aynı Avrupa, rahatsız oldukları bu göçmenlerin ülkelerini sömürdüler. Ayı bal kovanına elini soktu, arılar ne yapacaktı? Hem balını ye hem arıdan rahatsız ol. Boşuna dememiş Akif tek dişi kalmış canavar diye.
  • DayıDayı3 ay önce
    Bütün gazeteciler sizin gibi böyle tatlı tatlı yazsalar. Okuyorum Yeniçağ sözcü cumhuriyet gazetesi nasıl bir kin nasıl bir düşmanlık bizde bu memlekette doğduk bizimde bir oyumuz var akp akp boylemi söylenir bı saygı sevgi olur hemde benden oy istiyosunuz.

Günün Özeti