• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI
16 Aralık 2019

Cam balkon...

Asgari ücret tespit komisyonunda yer alan İşveren temsilcisi, ürettikleri mühimmatın, hükümetin enflasyonla mücadelede kullanacağı silahın etkinliğini artıracağını bildiriyor...

Şöyle ifade ediliyor; “Yeni yılda geçerli olacak asgari ücretle ilgili teklifimiz, hükümetin enflasyonla mücadele programına destek olacak niteliktedir”...

2 bin liranın üzeri gibi taleplerin, yeni ekonomik programın hedeflerine uygun olmayacağını düşünüyorlar...

Niçin öyle emrediyorlar?..

“Asgari ücretin iki bin liranın üzerinde olması, ülkemizin rekabet gücünü olumsuz etkileyeceği gibi, istihdamın sürdürülebilirliği ve yeni iş alanlarının açılmasını da destekleyici olamayacağından...

“İşverenler olarak hedefimiz, rekabet kurallarının hızla sertleştiği dünyada, ülkemizin değişime ayak uydurmasını ve küresel yarışta verimliliği artırarak rekabet gücünün korunmasını sağlamaktır”..

Doğrudur da... .

İşverenler, iki bin liralardan yukarıya çıkılmamasında oy kullanacaklar. Sendika, beş- altı yüz liralık bir fark olmasından yana. Devlet ise, denge terazisiyle işe karıştığında, kurban pazarlarındaki ara bulucular gibi, alan ve satanları tokalaştırıp iki yirmi beş’lere bağlamanın uğraşını verecek...

Çünkü mecbur... 

Kitabiyat dilinde, imtiyazsız sınıfsız bir kitleyiz. Hiçbir yönden birbirimizden farkımız bulunmuyor. Bulundurmaya kalkışmak ise, suç, hem de ağırından. İşveren camiasının asgari ücret için yukarıya aldığımız düşünceleri, istekleri ve görüşleri, hesap kitabın niceliği yönünden doğrudur...

Ücret faktörü ne kadar yükselirse, maliyet de ayni nispette yükselir. Rakiplerinizle yarışabilmek için maliyetinizi düşürmeniz gerekir. Elektriği suyu, sütünü şekerini ve demir ile çimentoyu düşüremiyorsanız, mecbursunuz işçinizin ücretini kısmaya...

Eğer bu kurala riayet etmez de ücretleri artırırsanız, ürettiğiniz mal veya hizmetin maliyeti de yükselir, Müşteriler de sizden bizden alacağına, daha ucuzunu satan komşulara kaçar. Bu kaçışlar devam ettiğinde fabrikalar kapanır...

Bunun neticesinde istihdamın sürdürülebilirliği umuduyla yeni iş alanlarını hazırlama çalışmaları da son bulur... 

TÜSİAD ile TİSK ile MÜSİAD ile BİM ile ARÇELİK ile AĞAOĞLU ile ve geride daha kimler kalmış ise fikren hepsi böyle düşünüyorlar ve memleketin bekasını da bu direktiflerine bağlıyorlar...

Fabrikalardaki işçiler, çalıştıkları üretim merkezlerinin (itibari değil) gerçek sahibi olmadıkça, bu asgari ücretçilik oyunu hep böyle sahne alarak devam edip gider... 

Şu zamanda hiçbir ülkenin kendine yeterliliği bulunmuyor. Dillerimizin ayrılığı gibi, topraklarımızın verimlilikleri de her yönden farklı. Coğrafi parseller arasındaki bu farklılıklar, milletleri yaşayabilmek için birbirlerine muhtaç kılıyor...

Dış ticaret, bu kendine yetersizliğin hem eseri hem de ilacıdır...

Bir devlet olarak ben, milleti rahatlatabilmek için az ya da çok biraz konfor istiyorum. Sen de istiyorsun. Hatta yeni konforlar üreterek beni de gaza getiriyorsun. Bütün milletler, devletler, uluslar ayni akıntıya kapılınca, dış ticaret canlanıyor. Hepimiz, konforla ilgili ihtiyaçlarımızı, arzularımızı, bizi rahata kavuşturacak hayat tarzını ele geçirip yakalamaya yönelince, birbirlerimizle alışverişe koşturuyoruz... 

İyi de, hangi para ile ve döviz denilen kimin para birimi üzerinden?..

Benim param Türk parasıdır, senin memleketinde geçmez. Ötekiler de senin paranın içine ederler. Nasıl olacak bu iş?..

Ben senden cam almak için başkalarına çivi satacağım. Piyasada benden başka üç çivici daha faal. Senden cam alabilmem için evvela diğer çivicileri saf dışı etmem gerekir...

İşçilerimin ücretlerini kısmadan, kırpmadan ve haklarına el uzatmadan senden cam almak benim için hayal...

İyi amma, evdeki hane halkı da “Cam balkon” diye tutturmuş gidiyor...

Komşularında görmüşlermiş!..

Konfor (israf) istiyorsan, ücretini kısarım!..

Bir hafta evvelinden Samatya hastanesi için 9 Aralık’a nöroloji servisinden randevu aldım. Tam üç kez, ayrı ayrı tarihlerde üç kez hatırlattılar. Gittiğimde doktor, muayenemin üzerine kafa kontrolüyle birlikte şah damarı grafiği istedi. Ayni gün ve ayni saatlerde hepsi tamamlandı. Herkes gibi sıradan bir insandım. Memnun oldum. Hastane üç katlı müşterileri de hep yaşlı. Doktorlar silme yukarı katlarda...

Asansör, tek hücreli ve sadece bir tek makina. Faydalanabilmek, her yaşlı başlı hastanın işi değil...

İki yıl evvel de böyle idi, yedi yıl öncesi gibi...

Eğriye eğri, doğruya doğru...

Hastanede sıramı bekliyorum. Hanım hanımcık örtülü kapalı bir hatun kişi. Bekleme salonunda 4-5 yaşlarındaki çocuğuyla karşılıklı oturuyorlar. Çocuğun elinde iki eliyle oynaya geldiği iki üç binlik liralık aynalı telefon. Telefonsuz hiçbir ilk mektepli kalmadı...

 Orta direk ve alt kattakiler geçim sıkıntısından, insan gibi yaşayamamaktan şikayetçi. Erken Cumhuriyet yıllarındaki cebri yoksulluğun bereketi vardı. Şimdi, harami bolluğunun yaygınlaştırdığı derin bereketsizlik her ailenin baş belası...

 Hiçbir yerde, çarşıda, pazarda, şehir içi ve dışı trafiğinde kaportasındaki çizikleri macunlanmış bir otomobil göremezsiniz...

 Ayıp imiş…

 Beyşehir Gölü, kurudu kuruyacak...

 Kimlerse onlar, dış düşmanların işi olsa gerek, göllerimizi kuruttular...

 Hocaefendi değil. Hocaefendiler, laf olsun torba dolsun kabilinden israf konusuna gelince yıllık ekmek israfıyla boğaza köprü sayısını oranlamaktan öteye gitmiyor, gidemiyorlar...

 Ya kafaları basmıyor ya da maçaları sıkmıyor... 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Şaşkın

Boş verin bu "ülkeyi batırmaya çalışan" asgari ücretlilerin serzenişlerini. Önümüzde para bekleyen bir "çılgın" projemiz var!.. Dahası itibarımızın göstergesi Sarayımızın giderleri var!.. Satacak ne bir fabrikamız ne de kar getiren bir kamu kurumumuz kalmış, nereden para bulacağız!.. Taş yesin bu asgari ücretliler...
  • Yanıtla

engineer

"Orta direk ve alt kattakiler geçim sıkıntısından, insan gibi yaşayamamaktan şikayetçi. Erken Cumhuriyet yıllarındaki cebri yoksulluğun bereketi vardı. Şimdi, harami bolluğunun yaygınlaştırdığı derin bereketsizlik her ailenin baş belası..." çerçeveletip asacağım bu ifadeyi, Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes hazretleri Rahmetini kesti, cezalandırması ise yakın, Allah cc ihmal etmiyor imhal ediyor, yönetenler avrupa avrupa diye diye Müslüman milletimize yedirdikleri salyangozların,istanbul sözleşmelerinin,ab uyum yasalarının hesabını verecekler.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23