• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI
28 Eylül 2020

Biraz da kafa karıştıralım…

Ord. Profesör Ali Fuat Başgil’in tam da 1957 tarihli Anayasa Prensipleri’ni elimize almıştık ki, “Temsilcilik” konusu gözümüze takıldı. Başgil Hoca diyor ki;  Günümüzün meclisleri istişare değil, karar meclisleridir. Memleketin mukadderatını elinde tutan bu meclisler, (bizimkiler de ara sıra yeri geldiğinde aynı temayı işliyorsa da…), sadece seçildikleri mahallerin değil, vatan ve millet bütününün hak ve hukukunda da sorumluluk üstlenirler.

Bu görevlerini yerine getirebiliyorlar mı? Uygulamaya bakarsanız şüpheli. Mebuslarımız, ilgi alanlarını, sadece kendi seçmen ve seçim çevreleriyle sınırlandırıyorlar. Çoğu yerde o bile görülmeyebiliyor. Basit bir örnek verelim..

Bir üniversite rektörü, ismini vermeyelim ayıp olmasın, Türkiye’nin, belki de dünyanın en pahalı otomobilini makam aracı olarak iki seneliğine kiralamış. Senelik kirası 120 bin dolarmış. Buna benzer bir başka gerçek de, “Düzce Belediyesinde” yaşanmıştı.

 Ne Düzce’nin mahalli temsilcileri, ne de Düzce ile birlikte çevreyi de kapsamına alan sair vilayet temsilcilerinden hesap so rma girişimleri görüldü.. Niye diğer belediyelerin makam arabaları Mercedes de, Düzce Belediyesinin arabası vosvos imiş..

Üniversite rektörünün kiraladığı otomobil, Audi’nin en kralı ve zırhlısı..

CHP mebusu Bekaroğlu’nun kendisini feci şekilde azarladığı Cübbeli Hocaefendinin misafireten bindiği iki milyon liralık Audi de, aynı ebatta imiş. Doğru yanlış, vur abalıya..

Seçmenler, adayların arasından seçip ayırarak ülke bütünlüğüyle kendi hemşehrilerinin de haklarını koruma ve ihtiyaçlarını gidermeleri için vekâlet verdikleri temsilci mebuslarını idare merkezine gönderirler. Milletvekili tabir edilen mebuslar, kendilerini vekâleten görevlendiren seçmenin emir ve isteklerini yerine getirmeye mecbur. Sosyal hayatta avukatların müvekkilleri tarafından azledilebildikleri gibi, seçim süresi henüz tamamlanmamış da olsa, seçmenine verdiği sözleri yerine getirmeyen-getiremeyen mebusların da, seçmenlerinin talebi halinde, azledilmeleri gerekir.. Bu işler, sandık mevsimlerine bırakılmamalı.

Milletvekilleri, mebuslar ya da bir zamanlar saylav denilen, ücreti mukabili başkası adına hizmet gören, kişiler de seçmenlerin avukatı değil midir? Seçim mevsimi gelmeden onlar da, azledilebilmeli…

Siyaseten egemenliğin kayıtsız şartsız sahibi milletin kendisinde var olduğu kabul edilen erken Cumhuriyet yıllarında, sahiplerin bu haklarından bahsedebilmeleri elbet düşünülemezdi.

Bu hak, Bayar-Menderes döneminde “tanrı uludur” çirkinliğinden ferahlama sevinciyle “Allahu Ekber ikramiyesinin” bu hak yeterli görününce, takip eden zaman süresinde, hizmetlerinden memnun kalınmayan mebuslara dokunmama alışkanlığı, bir saygı geleneği olarak uygulamada yerinde kalmış..

Cumhuriyetin kuruluş günlerinden gelen bu geleneğin sivil hayatta meydana getirdiği acı ve ızdırabı da, orta gelir tuzağında nefes alma zorluğuyla yaşamaya çalışan asgari ücretli vasat halk çekiyor.. Bunların vekaletlerini üstlenen mebuslara, ne gam!..

Mebuslara, eskiden saylav deniliyordu. Epeyi zamandır “Milletvekili” oldular ve Meclis’te milleti temsil ediyorlar. Bu temsil keyfiyetini, velayet manasına alabilir miyiz?. 

Bilindiği gibi velayet, veli-i nimetlikten geliyor. Milletin karnını doyuran ve hayatını kolaylaştıran güç, eğer mebuslar ise, eyvallah tamam. Milletin vekilleri aynı zamanda veli-i nimetimizdir.. Halkı hukuk dışı kendi kanunlarıyla yöneten imamlar, şahlar, şıhlar ve padişahlar veya şunlar bunlar, halkın veli-i nimetidirler, tamam.

Peki, halkın beğenerek seçip kendi başına getirdiği icra elemanlarını vasi olarak kabul edebilir miyiz?.. Realitede, uygulamada, halka bakış açılarında nasıl görüntü veriyorlar? 

Gelelim günümüze ve bize.. Meclisteki temsilcilerimiz, milletin yararına yapılan kanunların icracı hükümet tarafından doğru kullanılıp kullanılmadığını kontrol ederken, hükümete yardımcılık da etmektedirler. Devletin temsilcisi, aynı zamanda icranın da başında yer aldığında, şimdiki gibi, dış dünya ile olan ilişkilerinde milletler camiasında devletimizi temsil ediyor ve yararımıza tekliflerde bulunuyor..

Son zamanlarda dış dünyamızda yayılma ve yerleşmede meşruiyet arayan ve maalesef hareketinde haylice mesafe kazanan püsküllü bir belayı kendi elimizle hemen hemen başımıza dolamış vaziyetteyiz. Birinci etabına, İstanbul Sözleşmesi deniliyor, bu belanın..

Toplumun ahlaki, dini, iktisadi, kültürel yapı ve yerleşik kurallarının, örf ve adetlerimiz arasındaki mutlak saygı ve bağlantısını ortadan kaldıracak yeni kurallar getiriyor, bu bela..

Bu değişim, insan cinsinin anatomik üreme araç ve tarzını, ayıp ve günah sınırlamalarından koparıp, yerine getirmek istediği hiçbir gerekçe ile dokunulamaz, ayıplanamaz, uçkura dayalı namus kavramıyla ilişki kurulamaz kuralına tam serbestlik istiyor. Bunun Türkiye bağlamındaki ilk adımı, yeni nüfus kartlarımızda renk eşitlemesiyle atıldı.. bile..

Evlenmelerde hangi gerekçeye bağlanmış olursa olsun, zıt cinsler arası mecburiyetinin kaldırılarak, isteyenin istediği cinsiyetlerle tescilli tescilsiz aynı yatağın paylaşılmasında, “bireylere” tam serbestlik tanınması..

Bu yeter, gerisi teferruat..

İyi niyetli yorum ve tahminlerde iktidar partisinin bu belanın karşısında yer alacağı sanılırken, parti içindeki, demokrasi adına feminizmi içtimai hayatın mozaik çeşitliliği olarak görenlerin ağırlığıyla AKP, bu sözleşmeyi. İlk adımı da, kimlik belgelerinin tek renge çevrilmesiyle atılmıştı…

Muhalefet, başta CHP olarak bu yenileşmeye tasvipkar. Parti bürolarını “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” vecizeleriyle süslüyor. Dolayısıyla mebuslarının birleşerek Mecliste seslerini çıkarmaları beklenemez. Peki ya AKP’li seçmenlerin Meclise gönderdikleri vekillerinin Hazine’den aldıkları maaş ve yolluklarını hak etme mecburiyeti?

Onlar da seslerini çıkaramıyorlar.

Ya Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine karşı gelme “SUÇU” işlememek için, ya da temsilcilik ruhsatlarını yeniden üretebilme şansını kaybetme korkusuyla.. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Kılıçbalığı

Milletvekilleri milletin vekili değil ceplerinin vekili değil mi? Hangi bölgeye giderseniz gidin o bılgede en çok mal varlığı , en seçkin iş yerleri, en gözde mekanlar evler vs. Bunlara dokunulmazlık vermek hangi gerizekalınin fikri? Millet dokunulmaz değilse onlar nasıl dokunulmaz oluyorlar? Milleti temsil etmiyorlar. Koca bir yalanın ortasında savrulmak hoşumuza gidiyor. Evleri mekanları arabaları darabaları yedikleri götürdükleri artık doğal sayılmış. Birde dokunulmazlık zırhı bürümüşüz. Ne büyük gaflet. Bunlar öncelikle "insan nedir, toplumun insani alt yapısı nedir, cukkayı doldurmadan insanlara nasıl hizmet edilir vs." gibi konulara odaklı eğitim verilip sınava tabi tutulmalı adaylıkları böyle kabul edilmeli, seçime ancak bu aşamalardan geçtikten sonra girebilmeliler. Yoksa bunlardan insan odaklı görev beklemek zaten saçma oluyor. :(
  • Yanıtla

Ömer

Siyaset ve partiler rant alanlarından çıkarılmalıdır. Aksi halde ismi şekli ne olursa olsun şaibelerden kurtulamazlar .  
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23