• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI
17 Ekim 2019

Bir tuhaftır ki bu dünya, çözemezsin…

Birinci perde;

Bir süredir Cargill Merkezinin bulunduğu AVM önünde yağmur ve soğuğa rağmen kurdukları çadırda kalan işçilerin düzenledikleri eyleme, emek örgütlerine siyasi partiler de destek olmuşlar. Türkiye Komünist Partisi (TKP), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Uluslararası İşçi Dayanışma Derneği (UİD-DER) gibi siyasi parti ve emek örgütlerinin katıldığı eyleme, YURT Gazetesi emekçileri de “Gazetecinin yeri, sınıfının yanıdır” yazılı pankartlarıyla katılarak, Cargill işçileriyle dayanışma içerisinde olduklarını belirtmişler. Sonrasında Cargill direnişinin sembollerinden biri haline gelen, “Çocuklar iyi yaşasın diye, babalar direniyor” pankartının önünde işçilerle bir araya gelen Yurt Gazetesi Emekçileri, burada Cargill işçileriyle beraber, meslektaşlarına ve Türkiye işçi sınıfına destek çıkmışlar…

Yurt Gazetesinin kendi özel haberi böyle idi…

Muhafazakâr halkın kanıksayıp da gerisini pek önemsemediği bu fotoğrafı şöyle okuyabiliriz;

Yabancı bir fabrikanın yerli işçileri, tırpanlanmış hakları için greve başvurmuşlar. Siyaseten sol tarafta yer alan bir kaç parti ile sola yatkın Yurt gazetesi işçileri, hep birlikte grevcilere destek ziyaretine çıkmışlar...

Siyasi dayanışma kültüründe bu tarz-ı hareketin önem ve kıymeti büyüktür. Bu itibarla ister sağ tarafta, ister sol yakada olsun, kabaca yapılan bu sınıfdaşlık hareketi, demokrasi geleneğinde, tasvip ve tebrik görür…

İkinci perde;

“Gazetecinin yeri, sınıfının yanıdır” deniliyor. Sınıflı toplumlarda öyle de olması gerekiyor. Birinci perdenin mağdurları, kendi özlük hakları için greve başvurmuş işçiler. Onlara moral takviyesi ve destek amacıyla ziyaretlerine giden ekip de, emeklerinin kazancıyla yaşamaya çalışan işçilerin refah ve mutluluğuna çalışan yol kılavuzları. Basınıyla, sendikaları ve sivil toplum örgütlerindeki yine işçi kardeşleri… 

Kardeşlik hukuku ve dayanışma geleneğinde, sektörler arasında ayrıcalığa yer olmamak gerekiyor. İşçiler, emeğiyle geçinenler olunca ki, hep öyle olmaktadır, kimlikleri arasında derece farkı düşünülmüyor…

Bu anlayış, işverenler arasında da hakeza. Kitabiyatta aynı olmasına karşın, pratikte öyle değildir. Sebebi de, sermaye stoklarındaki farklılıktan…

Mahalle bakkalıyla AVM’cilerin, dağdaki çobanla sinemadaki aşk perisi yıldızların, oyları arasında eşitliğin düşünülemezliği gibi…

Üçüncü perde;

İstanbul’da Belediye seçimlerinde CHP’li İmamoğlu kazançlı çıktı. İlk icraatı bilindiği gibi emek parkında tensikata girişmek oldu. Yargı kararıyla gerekçesi tescil edilmiş olmasa dahi, sayı itibariyle binleri aşkın düz işçiler, aniden kendilerini kapı dışına atılmış buldular…

Halkın, daha açıkçası kendilerinin Müslümanlığına gönülden inanan halkın kahir ekseriyeti, hemen hemen tamamı, CHP’yi siyaseten solcu diye bilir. Ne var ki İmamoğlu belediyesi, binleri aşkın işçisini gerekçesi meçhul suçlamayla işten atarken, solculuğun şanını, örfünü, geleneğini veya düzenin hukuki kurallarını kale almaksızın, kovulma tebligatını telefonla yaptırmıştır.

Tam tamına sağcılığın örf ve ahlakına uygun olarak…

Dördüncü son perde;

Yakın bir zamanda genel seçimlerin mevsimi gelecek. Flamalar asılacak, vaatler kitabında ilaveler ve değişiklikler yapılacak. Radyo ve ekranlarda kafa karıştırıcı programlar düzenlenecek. ‘Canlı emek mi robot emeği mi?’ tartışmalarında, sendikacılarla robotçu işveren yandaşları uzun gecelerde milleti uykularından edecek…

Birinci perdede rol alan oyuncular da elbet yine sahnedeki yerlerini alacaklar…

Asil Çelik ile başlayıp ABD güvencesiyle Cargill’in İznik Gölü kıyısında derinleştirdiği sanayileşme hareketi, el attığı zeytinliklerde giderek yamaçlara doğru epeyi yayılacak…

Zeytinlik kanunu varmış da, ağaçlar kesilemezmiş…

Geç bir kalem…

Son Fin lambaları yandığında da,                 

At izini it izine katarak sağcılıkla solculuğu tefrik kabiliyetini tümden kaybeden toplum, bu savruk ortamda, “Çocuklar iyi yaşasın diye, babalar direniyor” pankartının altındaki işçilerle bir araya geldiğinde, seçimler için aktivite toplayan emekçi örgütleri sendikalar, siyasi partiler ve dernekler, yine hep birlikte aşkla ve şevkle bağıracaklar.

Emekçinin yeri sınıflarının yanındadır

Emek, en büyük kutsaldır…

Yalan mı, yoksa yanlış mıdır?…

Haydi bakalım. Bilen kazanıyor. Birer milyon!…

   

Dört perdeli bu tiyatro ile bir ilgisi bulunmasa da, aklımıza gelmişken dile getiriverelim…

İmamoğlu, zelzele vukuunda halkın toplanması için ayrılan meydanları bulamamış. Belki gezdi tozdu ve buldu da, bulamaması gerekiyordu. Onların oralarını bilemeyiz…

Söylendiğine göre, Topkapı’daki eski tramvay deposunu bu amaca uygun görmüş…

Bölge için sadreşifa olamasa da, hiç değilse, yine de yokluğundan iyidir…

Lakin belediye otobüslerinin geceledikleri bir garaj burası. Dua edilsin de deprem, eğer olacaksa gündüz gelip oluversin…

Gece gelirse garaj kapılarına kadar silme kapalı olacak!... 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

mhmt

Ben de tuhaflar dayım. Siz çözemediniz ama ben çözdüm galiba. Dünya insanı cezbediyor. Bu yüzden insanı her kılığa sokuyor. Bu işin sağı solu yok. Hepsinde aynı nane. Her nane kendilerinde olmasına rağmen suçu yine masum ve mağdurlara atıyorlar ya ve utanmadan üç maymunu oynuyorlar ya bunlar gerçekten "Hacıyatmaz". İnsanları anlamak zor. Dilin kemiği yok. Artık utanma kalktı. Yalan konuşurken bile yüz kızarmıyor. Çağ mı atladık yoksa yamuklukta çığır mı açıyoruz. Bunları niye mi yazdım? Birileri yine "eden bulur" deyi verince ne hale gelmişiz dedim. Çünkü "eden bulur" diyenlerde ediveriyor ama bulmayı kendileri için düşünmüyorlar. O karanlık gün gelince ben onların yüzünü göreceğim, yani mahşer günü nasıl hesap verecekler demek istiyor. Ama kendileri için hesap vermek sanki çok kolaymış veya hesap vermek yokmuş gibi konuşuyorlar ya gerçekten kendileri için hesap yok mu? Günaha girip binlerce masum ve mağduru yakanlar kendi ekip biçtiklerini görmeden başkalarına ders veriyorlar. Ne günlere kaldık. Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste bile diyebiliyorlar. Ve "AH" almaya devam ediyorlar. Adalet sözde var. Sözde idam da gelecek ve gerçek vatan hainleri asılacakmış. Ayasofya açılacakmış. Cuma resmi tatil olacakmış. Kısacası ŞERİATIN KESTİĞİ PARMAK ACIMAYACAKMIŞ. Acıyanlara geçmiş olsun. Mahşerde yani o karanlık gün gelince geleceği şüpheli yani kimilerine göre demek istiyorum, hesap verilince hesabını düreceklerdir herhalde. Paçaları binlerce masum ve mağdurun vebaliyle dolup taşanlar bunları söylüyorlar ya bunları anlamak çok zor. Bu ne nane, bu ne turşu. Resmen ALLAH'I mı yoksa dindarı mı kandırıyorlar? Gerçekten yoksa dindar görünümünde din tüccarlarıyla mı karşı karşıyayız? Ya ben çok safım yada vatandaşla kafa buluyorlar yada aklımızla dalga geçiyorlar. Bukalemonlaşma artıkça dünyayı anlamak zorlaşınca tuhaflıklarda artıyor. Kimin ne nane yemek istediği kafaları karıştırıyor. Ama insanoğlu içindeki sese göre yol alıyor. Tuhaflık yok hocam. Bu işin sağı solu yok. Yol, yol bulmak için kullanılıyor. Yok aslında birbirimizden farkımız. Herkes kendi ideolojisini kalkan olarak kullanıyor ki bu da tuhaf değil normal oluyor.
  • Yanıtla

çetin

ABD Başkanı Donald Trump'ın Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yazdığı bir mektup ortaya çıktı."Sen binlerce kişinin katledilmesinden, ben de Türk ekonomisinin yok edilmesinden sorumlu olmak istemem" ifadelerinin yer aldığı mektubun gizlenmesine tepki gösteren İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Aytun Çıray, mektubun harekâtın başlamasından sonra gelme ihtimalinin yüksek olduğunu belirtti.Çıray, "Keşke bu terbiyesizce yazılmış mektup kamuoyundan gizlenmeseydi" dedi.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23