Beraberce…

08 Nisan 2019 Pazartesi

 Atatürk ya da Atatürkçülük denildiğinde CHP, bunları kimseye bırakmaz. Cumhuriyet’i onlar kurmuştur. CHP’yi Atatürk kurmuştur, demokrasiyi de onlar getirmişlerdir. Bu arada liberal ekonomi de onların eseridir. Hatta, devletçilik de…

Bayar-Menderes hareketinin temelinde, “İktisadi hayatta özel kuruluş ve sermayenin faaliyeti esastır” ilkesi yer alırken, ardından Fethi Çelikbaş konuşuyordu… 

“Özel teşebbüs, ekonominin karakteristik vasfı olmalı. Kâr, her türlü ekonomik faaliyetin saiki haline getirilmeli. Ayrıca halen devletin elinde bulunan teşebbüslerin de fertlere devir edilmesi, devletin faaliyette bulunabileceği alanların teker teker tesbitini” istemekteydi.

50’li yıllarda “söz milletindir” sloganı eşliğinde girişilen liberallik hareketi ezan dilini geri getirirken, iktisadi zeminde de Atatürk’ün isteği Pazar ekonomisini yerleştiriyordu...

Devleti, sırtına yüklenen üretim araçlarının ağır yükünden kurtarmanın ilk perdesi, açıldı!.. 

Bu perdeler birbirleri ardı sıra açıla açıla son perdede, üzerinde hayli gümbürtü kopartılan “Tank Palet Fabrikasına” sıra geldi…

Muhalefete bakarsanız, özellikle Kılıçdaroğlu’na, dünyada eşi benzeri bulunmayan bu askeri fabrika Araplara satıldı. Satan da, Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan. Hem de elli milyona. Satışın iptalinde Kemal bey elli milyonu tıka para olarak hemen bulup buluşturacak!…

Devlet Başkanlarına göre satılmadı ve satılmayacak da. Türk Silahlı Kuvvetleri hali hazırdaki gibi işletmeye devam edecek…

Ne var ki, ortaklığın uygulama şartlarının herkes tarafından anlaşılabilir açıklaması yapılmadı. Fırsat yakalandığında tarafların kendi çıkarları yönünde anlaşmanın istismar kapısı açık bırakılıp bırakılmadığı meçhul…

Menderes’den günümüze dek özel sektöre öncelik tanıyan iktisadi liberalizm, perde perde açılırken, Demirel dönemlerinde zenginleşme özlemi, milletin tek beklentisi oldu bitti…

Zenginlik kültürü, maziden gelen klasik devlet kültürünün yerini alırken, toplum beşe bölünerek sınıflı topluma dönüştü. Esasen sınıfsızlığın bir tek komünizmle mümkün olduğu söylenmişse de, tecrübeyle sabit, görüldü ki, o da yalanmış. Seçimlerin arefesi cumartesi günü Büyükdere Caddesi, Şişli Camiinden Mecidiyeköy’e uzanan kaldırımlar, TKP gençleri tarafından metrekareye iki baş hesabıyla tutulmuştu…

Hepimiz ayni gemide değilmişiz!.. 

Zahiren doğru bir tespit idi ellerindeki manşetler.. Zira toplum beşe ayrışmış, en altta kalan %20’lik grup toplam milli gelirden % 4 pay alırken, ilk baştaki % 20, toplam gelirin % 60’nı nasiplenmesi, kalıcı hale getiriliyordu…

Bu manzaranın günümüze dek pek de değiştiği söylenemez. Ufuk ışıkları parıldamaya başlarken, geliri yükselip eli para görenlere sorulduğunda, “ilk ağızda neler almak istersiniz?”, verilen cevaplar, özetle şu havayı aksettirdi…

Radyo, TV, yatak ve yemek odaları, mücevher takımı, süslenme ve konfora dönük özlemler yüzde otuz ile altmış aralarında sıralandı. Biraz düşük nispette de olsa, otomobil…

Bilhassa dokuma fabrikalarını yok pahasına devlet elinden kendi ellerine geçirenlerin hızla ve şüpheli bir tarzla zenginleşmeleri üzerine, alt kademelerde de bunlara özlem ışıkları parlamaya başladı…

1920’lerin başında “Koçzadelerin” oğulları 120 lira sermaye ile bakkallığa başlar. Bilahare gaz-benzin satışına geçilir. Çatı baca onarımı derken, sıra gelir otomobil ticaretine…

İnönü Koçzadeler’den Vehbi efendiyi şöyle taşlar, “Koç sadece para kazanmakla mı ömür tüketecek. Ayda bir gününü parasız olarak partimize veremez mi”?

Bu kez İnönü’yü Menderes takip eder..

Eski Osmanlı Türk kültüründen kalma sosyal sorumluluklarını hatırlatırcasına ve bir takaza üslubuyla; 

Bütün seçkin zümre ve zenginler CHP’de. Bir de bizim halimize, mebuslarımıza bakın. Biz fakiriz, mebuslarımız ve halkımız da fakir. CHP devrinde zengin olanlar bu partiden ayrılmıyorlar. Sevgili dostum Vehbi Koç da onlardandır.”

Halbuki fakirlerde böyle bir minnet borcu bahis mevzuu olmadığından, bu zümreden fakir vatandaşlar bizim partimize iltihakta bir beis görmüyorlar”…

Menderes’in bu taşlaması Vehbi Koç’a “Zenginliğin” değersizliğini ima etmekti…

Bizler, zenginliğe hakkını vermeyi şart ve elzem görürüz”… 

Her taşın ağırlığı yerine göre belirlendiği gibi, her hareketin değerlenmesi de kendi yargısına göredir. Bilmiyoruz o da zenginliğinin hakkını kendi değer yargısına göre belki de fazlasıyla yerine getirip ödemiş olabilir. Vakıflar kurarak, kolej ve üniversiteler açarak, hastanelere ilaveten yatırımlar yapıp binlerce işçi ailesine ekmekler yedirerek vs,vs. gibi…

Benimsenen değerler kültürünün nitelikli nicelikleri kimilerini sadaka-i cariye hesabını düşündürürken, kimilerini de ticari işletmelere sahip vakıf tesisini hesaba aldırır… 

Zenginlik kültürünün aydınlık dünyasındaki öncüleri gibi, karanlıklar aleminde de sayısız “Büyük Ağaları” bulunuyor…

Efendi Ağamız, gümrük hamallığından dalıverdiği karanlıklar aleminden, üç büyük han satın alarak çıkıyor. Hanlar ve hamamların yanında uğur saçan otelleri ve mektepleri, uğurlu - uğursuz gayrimenkulleri ile Türkiye’nin “yeni babaları” arasında yer alıyor. Armatörlüğe de el attığında denizlerde coşturduğu filolarıyla nam salıyor..

Gazinolara gittiğinde her birine biner lira bahşiş verdiği garsonlar, ayrılırken iki sıra halinde kendilerini kapılarda uğurluyor…

Yoksulluk kültürü, kapıları sıkıca kapalı bir lokma ve bir hırkacı zaviyesine çekilerek kendinden kaçış değil. Toplumun yoksulluk kültüründe sadece “var olanıyla” yetinen sınıfların karşısındaki zenginlik kültürünün dinamizmiyle şen şakrak yaşayanlar,

Aynı gemide

Bunların arasında İmparator Vehbi Bey gibi sanayi sisteminin gerektiğinde insanüstü özellikleriyle çevresinde faydalı olmaya çalışanlara karşın, “Büyük Patron” gibi ahlak ve din kurallarına değer vermeyenler, hukuka da yolunu şaşırtarak hayatı sürükleyip götürüyor…

 Beraberce…

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • HalukHaluk2 ay önce
    Hocam osmanli kurulurken Erturul gazi cadirda yasiyordu osmanli yikilirken son padisahlarda sarayda yasiyordu bugun bundan ders alan olurmu
  • ismail ismailoğluismail ismailoğlu2 ay önce
    OLMAZCI'ya Adam ol sen oldur...
  • Mesut SarpMesut Sarp2 ay önce
    ...Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini. Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini... Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin, Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin! Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak! Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak! Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak, Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...
  • onsuz olmaaaz!onsuz olmaaaz!2 ay önce
    Bazı islamcıların beyin kıvrımları arasına atatürk öylesine sıkışmıştır ki, çıkarıp atamazsınız onu ordan; bunu denerseniz ortada beyin meyin de kalmaz zaten onlarda! Ve onlar sık sık şurasından ya da buradından ona hep atıfda bulunurlar.

Günün Özeti