Beka ne demek!..

16 Mayıs 2019 Perşembe

Eskilerde pek otobüse binmez idim. Yavaştan yavaşa yorgunlaşma günleri yaklaşınca, başladık duraklarda beklemeye. Hoş da oluyormuş otobüslerle dolaşmak. Hani ya, pek de fena değilmiş…

Yanımdaki koltuğa, cinsiyetiyle felsefesi ne olursa olsun, zaman zaman sırtı çantalı gençler gelip oturuyorlar. Hallerinden belli oluyor talebe oldukları. “Galiba mektebe de gidiyorsunuz. Maaşallah” diyerek laf attığımda ekseri şaşırıyorlar. “Şey” diyorum, “Mektebe gidiyorsunuz galiba, okuyor musunuz?”la devam ettiğimde, hallerinden ve mimiklerinden belli oluyor ki, “mektep” lafını ilk kez duydukları için anlayamıyorlar… 

Ah şey işte, şey, okul” diyerek anlaşılamayanı genişletince “ He, evet evet” ve ardından da okula gittiklerini söylüyorlar…

Ekseri lise talebeleri, manasını bilmediklerinden, hedeflerini sorduğumda, cevap olarak onlar bana “hedef”in manasını soruyorlar…

Ben de “Şey, hedef, amaç şey yani, ileride ne olmak istiyorsun, hani bir hedefin var mı”?...ile soruyu biraz kolaya çekiyorum…

Cevap yok, “bilmiyorlar, gelecek için bir şey düşünmemişler”…

Halbuki ilk mektep çocuğuna sorsan, hemen doktor’u yapıştıracak…

Ne çare! Amma, hepsinin de elinde çok maksatlı teçhizatlarıyla birlikte pabuç misali akıllı telefon…

Diyorum onlara, bir hedef belirleyin. Hedefinizin altyapısı için gereken bilgileri şimdilerden edinmeye bakın. Yoksa şimdiden hazırlığa başlamasanız yarın tercihinizde eğitim bölümüyle karşılanırsınız. Bakın yüz binlerce genç talebe hazırlıksız yakalandıklarından öğretmen olabilmişlerse de sokaklarda kağıt toplamaktan öteye bir iş bulamıyorlar…

Hımmm, hımmm diyerek gülümseyip geçiyorlar, hedefsiz, amaçsız projesiz sanal gençler… 

Otobüste tercihim ekseriya ters yönlü koltuklar. Gidiş istikametine sırtınızı döndüren bu ters koltuklar, diğerlerine nispet daha emniyetlidir. Aniden sert bir fren yapsa, burun üstü yere kapaklanmazsınız…

Yüzü bana dönük karşımda oturanın gömleğinde küçük ebatta da olsa yıldızlı çizgileriyle göz alıcı parlak bir simge. Ve hemen altında da o genç kişinin gururla göğsünde taşıdığı “Stars and straps”ın aidiyetini belirten üç harften oluşan bir şifre… 

U. S. A…

Mektep lafını hiç işitmemiş olacağını düşündüğümden, okuyup okumadığını sordum. Üniversiteye gidiyormuş…

“Türkiye’de Üniversite talebesi bir Türk gencinin göğsünde bir Amerika bayrağı, hiç de güzel düşmüyor be kardeşim. Valla şimdi sana yakışanı bir Ay Yıldız’cık olmalıydı. Sakın kızmayasın bana. Siz gençler bizim güvencemizsiniz” dediğimde,…

Çirkin bir sırıtmayla karşılaşıverdim…

Otobüslerde olunca, Atatürk’ün kalkıp geldiğinde odunla kovalamak isteyeceği çarpık gençler üzerinde uzunca bir süre düşünme, üzülerek değerlendirme, hatta tatlı tatlı konuşma imkan ve fırsatını yakalayabiliyorsunuz…

Talebeler Şişli Endüstri Meslek lisesinden grup halinde boşalmışlar. Otobüs de okulun yanındaki durağından kalkmış ve Şişli Camiine doğru epeyi yol almış. Gruptaki talebelerden biri trafiğin dur-kalk halindeki otobüse yaklaşarak şoförün ön kapısını tık tık’lıyor. “Aç kapıyı bineyim”…

Oysa otobüsün, hem de son durak olarak önünde durup da yolcularını silkeleyecek olduğu nokta iki yüz metre ileride… 

Cumhuriyet’in kendilerine emanet edildiği talebe grubuna mensup delikanlının, trafiğin de tam ortasındaki “aç kapıyı bineyimci” bu gencin benimseyerek sırtına geçirdiği spor gömleğinden de şu felsefe fışkırıyor, 

Dream tomorrow 

Live today

Gününü yaşa, Yarını düşünme!

Hem Türk ve de talebe, hem de Türkiye. Gel velakin, hedefini belirlerken kullandığı dil İngilizce…

Yanar mısın, yakar mısın?....

Kağıthane Askerlik Şubesi’ne gittim. Şube Reisinin kapı girişinde Çerçeveli bir tablo… 

CUMHURİYETİ BİZ BÖYLE KURDUK….

Ayni tablonun büyükçe bir kopyasını Manisa’da görmüştüm. Bir öküz arabası ve çekicisini belirleyemediğim bir başka araba daha. Kadınlar, erkekler, yaşlılar ve gençler hep bir arada objektife poz vermişler. Şapkalılar, kasketliler, çıplak kafalılar. Ayaklarda şıptırıklar, yırtık pırtık çarıklılar, yalınayaklarla, kravatlılar ve hırpani kılıklılar ve sarılıp sarmalanmış haminneneler hep bir arada ve ortalarında da sopasıyla yukarı kaldırılmış Ayyıldızlı Türk Bayrağı…

İşte size iki Türkiye…

Birisi kağnılı, bir diğeri Mercedesli…

Biri kerpiç evli, öbürü gökdelenli…

Kağnılısında zina suç ve günah idi,

Mercedesli Türkiye’de kumar gibi ruhsatlı orospuluk da, bir hak olup, kalkınmaya da destek…

Birinde Müslümanlar, diğerindeyse Athe’siyle Deist’lisi

Gidiyorlar, ağlaya güle, AB’nin semt-i meçhulüne doğru… 

BEKA’nın tersine tersine… 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Mustafa Mustafa 5 ay önce
    Tevhidsiz itikad sız anlatılan din ve amel temelsiz bina gibi yükseliryıkılması mutlak tır. İmanın temeli sağlam tevhid ve itikad la başlar şirkten uzak olmak olmakla Kuran ın emrettiği amel Rasulullah sav uyguladışı amelile hayata tatbik edilir.
  • Mustafa Mustafa 5 ay önce
    Tevhidsiz itikadsız
  • Mustafa Mustafa 5 ay önce
    Evet Amelbol bol amel İmanın yerini aldı gencler imanı değil de ameli anlattı nız şimdi de genclerden imana ulaşmasını bekleyin,çok beklersiniz Allah ve Rasulu mekke de önce imanı percinledi önce iman iman amel sonra iman eden amele ulaşır .
  • ALİALİ5 ay önce
    Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi Burhanettin Duran, PKK lideri Abdullah Öcalan için “Sayın Öcalan” dedi. Bu beka sorunu değil mi sayın yazar.
  • HakikatHakikat5 ay önce
    Turkiyede beka sorunu yok eğitim sorunu var. .reistoplantisinda biz yediriyoruz yinede oy vermiyorlar mesele karin degil kafa diyor. Asıl sıkinti yedirdiklerin zaten yeme için yaninda onlar zaten sana oy vermiyor. .yedirmediklerin son hadde olarak sana oy verdik ..etrafin yanliş adamlarla dolu olduğunu düşunuyorum. .bizler 38 yaşina gelmiş işsiz bekar universite mezunu insanlariz. .nasil oluyorda doyurmak oy gelmiyor. .bence yanliş adamlari doyuruyorsun sonrada pişman oluyorsun. .bizler sadece sabrediyoruz ..hakikat budur gerisi yorumdur uydurmadir yuzbinlerce musluman yaşi 40 dayanmiş akpartiye oy veren işsiz bekar ailesinin emekli maaşiyla hayati diplerde yaşayan gariban var. .reisss. .sizler ve eşrafiniz tika basa doyun bizler sabrederiz ..
  • İngilizce İngilizce 5 ay önce
    Dream tomorrow. Live today. Bugünü yaşa yarını hayal et demek. Hatalı çevirmişsiniz ve mana oldukça değişiyor.
  • İSMAİLİSMAİL5 ay önce
    Hocam bir de bu dönemin hortumcularından bahsetsene. bak sana bir haber aktarayım.Tabii ittifak konusundan önce yetim hakkını kovalayan dürüst siyasetçiler de var.Kastamonu'nun Taşköprü Belediye Başkanı seçilen MHP'li Abdullah Çatal, görevi 2 dönemdir yürüten AKP’li Hüseyin Arslan’dan devraldıktan sonra belediyeye ait borçları belediye binasına astırmıştı. Çatal’ın bu tavrını eleştiren AKP ilçe Hüseyin Erol, hesapta bir yanlışlık olduğunu savunmuştu. Çatal bunun üzerine sosyal medya hesabından yanıt vererek, “İlk önce projeler ve personel harcaması dışı harcanan 73 milyon TL’nin hesabını versinler" dedi.
  • MuasırMuasır5 ay önce
    Tercüme doğru. Tshirt den bende de var. Cherish yesterday, dream tomorrow, live today yazıyor. Amerikan illüzyon simülasyon evreninin parola işareti. Dünü sevgiyle an, yarını düşle ama bugünü yaşa. Dibine vur diyor yani. Baudrillard ve Facault güzel anlatır bu kultur emperyalizmi genelindeki Amerikayı özelde. Tshirt var, 5 tl ye Tahtakaleden almıştım tahta bezi olarak kullanıyorum , orayı burayı silmede. Atilla amca , bütün bu batı hayranlığının, teslimiyetin kendini milliyetçi mütedeyyin ve adil olarak belletip oylarımızı alan ve hala talip olan düzenin egemenlik döneminde artması, etkisinin güçlenmesi de ayrı bir sosyolojik, politik ve hatta teatral bir konu..maalesef
  • hayatihayati5 ay önce
    Kelime mânâsı itibarıyla, devam, sebat ve hep aynı hâl üzere kalma anlamına gelen bekâ; kulun, kendi nefsi dahil bütün eşyayı -onların zâtları ve nefisleri itibarıyla- yok kabul edip, canlı-cansız her nesneyi Hazreti Vücûd'un ya da Hazreti İlim'in ziyâsının bir tecellîsi ve bir gölgesi olarak vicdanî müşahede ile müşahede etmesidir. İşte böyle, nefis ve benlik cihetiyle mahv u sahka uğrayıp, sonra da Hakk'ın bekâsıyla yeniden var olan sâlik, artık Hakk'ın vücûduyla mevcûd, Hakk'ın bekâsıyla bâkî, Hakk'ın hayatıyla hayy, Hakk'ın ilmiyle âlim, O'nun iradesiyle mürîd, sem u basarıyla da semî ve basîrdir; insan üstü görür, duyar veya öyle görüp duymaya terettüp eden mazhariyetlerle serfirâz olur.Bu seviyede zevkî ve hâlî olarak kendi isim ve resminden sıyrılabilen müntehî bir sâlik, izâfî olarak, arz ve semâda Allah'ın sıfatlarından biriyle tavsif edilir ki, melekûta açık olanlar vicdanlarında her zaman bunun bir aks-i sadâsını duyabilirler. Böyle bir hâl, her gönül erinin, kendini idrak ve zevk edişine göre isimlendirilmesi de sayılır ki, bu da Mahbûb-u Hakikî'den başka hiçbir şey görmeyen, hiçbir şey düşünmeyen; kalbi hep O'nun varlık ve bekâsıyla atan; ruhu her an O'nun ayrı bir lem'a-yı tecellîsiyle yenilenip duran saf ruhların temâşâ ve zevk ufkudur. Sâlikin, onu bu zirveye taşıyan Hak'la münasebeti, Hakk'ın da onunla bu ölçüdeki muamelesi devam ettiği sürece, böyle bir "bekâ billâh" kahramanı; ilim, idrak, his ve şuur itibarıyla, az da olsa başka şeylerin tesiri altına girmeyi kalbî ve ruhî hayatını söndürebilecek bir mânevî küsûf gibi görür; ezkaza, böyle bir şeye mâruz kaldığını hissederse, bir an evvel bu kâbuslu durumdan sıyrılmak için, Hazreti Mahbub'un, meârif-i mahsusası ile onun ruhuna bir perde aralamasını beklemeye koyulur ve göz kırpmadan da bekler durur.Bir diğer yaklaşımla bekâ; fâni meşhudât ve mahsusâtın kendi renk ve çizgileriyle bütün bütün zâil olmalarını müteakip -bu biraz da zamanın tesiri altında bulunmayı duymaya göredir- kendi şartlarına bağlı, gelip geçici mukayyet bir devam veya ilâhî inâyetin harikulâde teyitleriyle mutlak bir istimrardır. Şöyle ki hak yolcusu; yoldaki işaret ve işaretçilerle seyr u sülûkunu sürdürürken, belli bir noktadan sonra -nokta ifadesi yolcunun duyuş ve sezişleriyle mukayyettir- emareler, işaretler yol kenarlarına çekilir ve görünmez olurlar. Medlûlün, kendi varlığının ziyâsıyla delil ve işaretlerin nûrlarını aşkın hâle geldiği ve şahitlerin, yüce gerçeğin destanı adına birer malzeme veya enstrümana dönüştüğü makam görüntülü bu nokta; farklı bir nefes alma noktasıdır ve farklı bir zâviyeye yönelme hâlidir. Yolculuk devam ederse -bu biraz da sâlikin istidadının, daha ötelere açık olmasına ve azmin sürekliliğine bağlıdır- afakî ve enfüsî atmosferlerin her yanında "fenâ" esintileri hissedilmeye başlar. Sülûk, zaman ve mekan üstü bir hâl alınca da; vicdanda bekâya açık tam bir fenâ duyulur ve hissedilir ki; artık böyle mânevî bir atmosferde ne hâl ne de meâl söz konusudur. Bu noktaya -yukarıdaki nokta mülâhazası mahfuz- ulaşınca aklın dili tutulur.. idrak kendi kabuğuna çekilir.. ve artık her yanda yıldızlar parlaklığında şahitler de olsa, güneş zuhûr ettiğinde her şeyin gaybûbet etmesi gibi, en parlak ışık kaynakları dahi silinir gider.."وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذو الْجَلاَلِ وَاْلإِكْرَامِ - Ancak senin azamet ve kerem sahibi Rabbinin Zâtı baki kalır." (Rahman 55/27) mazmûnunca, fevka'l-idrak, fevka'l-ihata ve fevka'l-ihsas sadece ve sadece O kalır.İlmin bilinen sebepleriyle elde edilen bilginin derkenar hâline gelmesi; bilinenlerin bir mâlum-u mahza içinde eriyip yok olması; bütün görmelerin, sezmelerin zâtî olarak silinip gitmesi; bunlara karşılık, görme, bilme, sezmelere dayanan mânâ ve muhtevânın olduğu gibi devamı; hakikatin her şeye galebe çalması ve bütün mahiyetleri "cem" nûrlarının kuşatması neticesinde izâfî gerçeklerin birer birer kaybolması mânâsında O'nun bekâsı ki, birinci derece ilmî, ikinci derece şuhûdî ve üçüncü derece de zevk-i vücûdî mertebelerine bakar. Bu mertebelerin hemen hepsinde, fenâ bekâya bir yol teşkil eder ve onun gerçekleştiği her yerde, ayrı ayrı his ve idraklerin seviyesine göre bakabilir ve eşyanın başına kendi hakikatinden izâfî atkılar, izâfî renkler salar. Bu itibarladır ki, bu makam, sadece "bekâ billâh" sözcüğüyle değil de, daha yerinde bir deyimle, "bekâ billâh-maallah" sözleriyle ifade edilmesi yeğlenmiştir.Ayrıca böyle bir yaklaşımda, iki farklı zâviye söz konusudur:1) İnsanın, eşya ve hâdiseleri onların vücutları ve zâtları itibarıyla fâni bulup, fâni hissettiği bir hâldir ki -bu seviye, her şeyin kendi nefsine bakan yanlarıyla mütelâşî olup gitmesi seviyesidir.. ve sâlikin, bu mânânın hâsıl ettiği atmosferle kuşatıldığı yer de "Hazreti Cem"dir- her şey zevken ve hissen itibardan düşer ve bütün bütün sıfırlanır.2) Müteyakkız sâlike, farkın galebesi durumunda eşyanın bitamâmihâ fenâ bulmaması; aksine bütün varlığın nisbî ve izâfî vücutlarının bekâsı söz konusudur ki, bu iki ayrı seviyedeki duyuş, seziş ve zevk edişe büyükler, "Cem'de sukût, farkta sübût söz konusudur." demişlerdir.Konuyu Sahabî telâkkisine yaklaştırarak yorumlayacak olursak; hiçbir şey kendi nefsi itibarıyla var değildir; her şey Vücûd-u Hakk'ın kendi dalga boyundaki tecellîlerinden ibarettir. Eşyanın hakikatinin sübûtu kendi çerçevesinde bir gerçek, Hakikî Vücûd'a nisbet edildiğinde ise izâfîlikten öte bir kıymet-i harbiyesi yoktur. Böyle bir telâkki, mebde'de bir itikat ve kabul, neticede ise bir ilme'l-yakîn, bir şuhûd ve bir zevktir ki, seyr u sülûk-i ruhânî sayesinde, sâlikin kalbinde bütün varlık ya tamamen kıymetten düşer ve sıfırlanır veya Hakikî Vücûd'un nâmütenâhi ziyâsı karşısında, güneş tulû ettiğinde ateş böceklerinin ateşlerinin silinip gitmesi gibi silinir gider; sâlik de, kalben ve zevken bütün mâsivâdan sıyrılarak O'nun iradesinin vesâyetine, meşîetinin şümûlüne ve vücûdunun nûrlarına müstağrak olarak kendini zevk-i ruhânisinin çağlayanlarına salar ve "Hû" der durur.Böylece her sâlik, zevken ve hâlen kendi fiillerinde fâni olmakla Hakk'ın ef'âlinde yeni bir vücûd ve bekâya açılır. Kendi sıfatlarında fâniliği duymakla Hak sıfatlarındaki bekâyı zevkeder. Kendi zâtını unutmakla da -unutma hususu farklı yorumlara açık bir konudur- Hakk'ın vücûdunun ziyâsıyla yer yer fark, zaman zaman da cem mülâhazalarıyla yeni bir varlığa erer ki, böyle bir mertebeye erişen talihli sâlikin önünde, istidadının ölçüsü nisbetinde sadece "maiyyet-i ilâhiyye" kalmıştır ki, o da bekâ billâh kahramanının ulaşacağı en son zirvedir. Böyle bir makama mazhariyet beraberinde bazen hayret, bazen sekr ve dehşet getirir. Câmî bu hayreti, şu sözleriyle çok güzel ifade eder:عِشق جُز نَايِي وُ مَاجُزَ او نه اِيم وى دَمِـــي بــي او نـــه إِيــمنَـي كِـه هَـردَم نَـغمَـه آرَايـي كُنددَر حَقِيقَت اَز دَمِ نَايِي كُنَد"Aşk neyzensiz, biz de onsuz değiliz. O bir lâhza bizsiz biz de onsuz olamayız. Ney ki her zaman nağmesini süsler; hakikatte ise nağmenin süsü de neyzenin soluklarındandır."Bir başkası ise, böyle bir hayreti ve hayret üstü dehşeti şöyle dile getirir:"Dîdemin envarı Hû'dur, aklımın fermanı Hû.Dilimin ezkârı Hû'dur, nâlemin efgânı Hû.Gönlümün seyrânı Hû'dur, cânımın cânânı Hû.Sırrımın esrârı Hû'dur, mihrimin tâbânı Hû.Âşık-ı sermest olanlar Hû iledir Hû ile,Savmı Hû'dur, iydi Hû'dur, zühd ile erkânı Hû.Nakd-i vârın harç kılmış yoluna dildarının,Vaslı Hû'dur, faslı Hû'dur, dert ile dermanı Hû."Öyle ki, artık hep O'nu duyar, O'nu düşünür, O'nunla oturur-kalkar, O'nunla işler, O'nunla başlar, O'nun cezbiyle müncezib kendini vahdet çağlayanlarına salar ve iradî, gayri iradî hep O'nun hoşnutluğu etrafında döner durur; dönüp dururken de sürekli O'nun şuaât-ı ilim ve vücûdunun ağyarı ifnâ, yârânı ibkâ tecellîleri karşısında "Yâ Hayy" der kendini hisseder gibi olur, "Yâ Hak" der O'nun ziyâ-yı vücûdu karşısında erir gider.اَللَّهُمَّ يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ يَا ذَا الْجَلاَلِ وَاْلإِكْرَامِ أَفِضْ عَلَيْنَا مِنْ عَوَارِفِ الْمَعَارِفِ وَاسْقِنَا مِنْ شَرَابِ حُبِّكَ وَأَدِمْنَا عَلَى السُّنَّةِ وَاْلاِسْتِقَامَةِ، وَصَلِّ اللَّهُمَّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الْمُعَرِّفِ طَرِيقَ الْحَقِّ وَصَحْبِهِ الْكِرَامِ الْبَرَرَةِ.
  • TercumeTercume5 ay önce
    'Yarini hayal et, bugunu yasa' demek o.
  • Ercan GüvenErcan Güven5 ay önce
    Atilla ağabey iyi günler. Bu günkü yazınızda hayıflandığınız hususları önlemek çok zor. Çocuklarımızı internetden gelen yoğun propagandaların etkisinden korumak neredeyse imkansız. " Dream Tomorrow " un ya tercümesi yanlış olmuş ya da başındaki " Don't " baskıda çıkmamış.
  • ORHAN İNANORHAN İNAN5 ay önce
    Ellerinize sağlık.ilginç ve akıcı anlatımınızla güzel bir mesaj vermişsiniz.Onlardan az da olsa güzel hasletlerle kuşanan gençler de var tabii.Ancak sokak görüntüsü tam da dediğiniz gibi..
  • Ayşe Ayşe 5 ay önce
    Cumhuriyet çocuğu onlar putperest cumhuriyet in putlu garibanlarebedi şeflerinin izinde gidiyor lar muasır medeniyete
  • kitabda varkitabda var5 ay önce
    Bekâ; müfred, müzekker, gâib: baki oldu bir er. Emsilede var hocam.

Günün Özeti