• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI
16 Temmuz 2020

Ayasofya’dan Bezmialem’e

Tarih öncesi çağlarda insan kendine çalışırdı. Yiyip içenler, başkasına koklatmazdı. Fatih Sultan, çağı devirdi. İnsanlar da sosyalleşti. Ne var ki, buhar makinesinden sonra, kamu malı olan Haliç kıyıları da diğerleri gibi beleşinden kazanç peşinde koşanlarca işgale uğradı. Cumhuriyet sonrası insanı, ilk çağ insanının hissiz ve duygusuz günlerindeki haline dönmeye başladı..

Birinci perde böyle açılıyor. Bundan sonra, ikinci perde devam edip gidiyor..

Şimdi herkes “Benden sonra tufan” diyen aç gözlü bencil. Kimse kimsenin elindeki yaraya, ilaç olmasın, fayda sağlamasın diye, işemekten kaçınıyor!. 

Kağıthane, Haliç’in çifte boynuzlarından birinin dere boyunca göz alabildiğince uzayan piknik alanıydı. Osmanlı devletinin sona yaklaştığı dönemde, İstanbul sosyetesi, dünya keyfinden pay almak için sırtlarına mum dikerek salıverdikleri kaplumbağların, çayırda oluşturdukları renkli ışıklı eğlencelerine, zevkten bayılırlarmış.. 

Şu bir gerçektir. Dünya insanı, ırklar ve milletler olarak birbirleriyle ayni tabiatı paylaşırlar. Bitleri kanlanınca, cepleri biraz para görünce, fire vermeksizin günün modasına uymak için yarışırlar. Bu yarış, insandaki, kendine yaşama hırs ve arzusunun tezahürüdür..

Lale devri Osmanlısı Müslüman idi. Onların zevk yarışı çimenlikte kandilli kaplumbağ gezdirme biçiminde dışa vurmuştu. Günümüzün modasını hiç sormayın, her alanda ve her konuda Allah’ımızın israf emrine karşı, inadına isyan ve itiraz..

Geçenlerde Hüseyin Öztürk’ün Prof. Asaf Ataseven yazısını okuyunca, aklıma geldi. Fatih Sultan Mehmet, Ayasofya Camiini vakfederken birtakım şartlar koymuş. Rahmetli Asaf Hocamız, uzun yıllar baş tabibliğini yüklendiği Bezmialem Vakıf Hastanesinin hizmetinde, vakfedenin koyduğu şartlara sıkı sıkıya bağlıydı. Esasen çocukluğumdan hatırlarım, hastanenin ismi de “Aşağı Gureba Hastanesi” idi. Yani, gariplerin fukaraların..

O fakirhanede, hiçbir zaman para lafı edilmemiştir. 

Bizler biliyor ve inanıyoruz ki, Ayasofya, Cami olarak vakfedilmiştir. Fonksiyonu kıyamete dek değiştirilemez..

Bezmialem hastanesi, yoksulların hizmetine vakfedilirken, şifa bulup taburcu edilenlerin dönüş masraflarının da vakıf tarafından ödenmesi zikredilmiş. Ve satılamaz, devredilemez hastalardan ücret talep edilemezdi..

Lakin en azından yirmi dönümlük arazisiyle birlikte Bezmialem’e sulananların haddi hesabı bilinmiyor.

Amacının dışında kullanılmaması şartıyle Cumhuriyet döneminde yine kamu yararına Sosyal Sigortalara verildi. Laik kapitalist yönetim, dine karşı bağımsız olduğundan, “sosyo politik havanın” uygun görmesi halinde, özelleştirilip satılması da elbet düşünecekti.. 

Şimdi bakıyoruz, Bezmialemin vakıf şartlarından kimselerin laf ettiği falan yok. Fakat ilginçtir, Fatih’in Ayasofya şartlarını bilse de bilmese de ağzın açmayan tek kişi bile.

Konuşuldu ve Cami oldu...

Oysa, şimdinin Bezmialem’i, yeni Bezmialemmişgibi, ticari vakıf hastanelerine benzercesine hizmet veriyor. Verdirildiği için veriyor..

Hiçbir yerden de ses çıkmıyor. 

Bu ne kurnazlık!..

Ücretler bakımından her ne kadar  Florence Nightingale kadar yükseklerde uçuşmuyorsa da laboratuvar tetkikleri pek aşağılardan almıyor. Doktor tercihinde yüz lira, en düşük kesilen faturadır diyenler, pek de yalancı çıkmıyorlar..

Hukuk, Atatürk imzalı icra yetkisinin Ayasofya ile arasındaki bağlantıyı çözdü. Şimdi. Yeni kurulan Bezmialem Devlet Üniversitesini, hizmeti ücrete tabi kılınan eski Kadim Bezmialem Vakıf Hastaneden ayıramaz mı?

Biraz kafa karıştırıcı gibi görünüyorsa da, pek aldırmayın. Esasen Hukuk, karmaşıklığı çözerek düzenleyici bir kuvvet değil midir?.

Ayasofya, zıt yönlü iki politik gücün kıskacında sıkışmış, duruyordu. Hangisi pes eder de kaybederse, karşı güç kazanmış olacaktı..

Seçmen çoğunluğuyla birlikte Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan’ın, “Cami” tezi bir tarafta. İmamoğlu’nun iddiası ise, Fatih Sultanın ressamı belirsiz yağlı boya tablosunu millet kesesinden Türkiye’ye getirmenin, “onur” tezi, öte yanda..

Cami kazandı..

Hayır vakıfları kurulurken hanlar hamamlar gibi onu yaşatacak gelir kaynakları da vakfiyeye alınır. Atatürk ihtilalinden sonra eskiler atılıp yeniler kurulunca, bu vakfın malları da devletin malı olmuş. Bilahare hayır kurumu statüsünden alınıp müzeye çevrilmiş..

Pekiii,

Bir ara devletin olan azınlık vakıfları geri verilirken, Bezmialem’in vakıf malları nerede?  

Garibanın hastanesinde hizmetler, niçin kısmi ücrete bağlansın?.. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Leyla

Atatürk ihtilali ha..
  • Yanıtla

akü

aklınıza kem soruları hep bu kebir camimiz mi getiriyor mirim????
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23