• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI
04 Temmuz 2019

Atatürk’e Fatiha...

Hikâye kısaca ve kabaca şöyle...

Bir toplantı yapılıyor. Dinleyicileriyle birlikte seyircileri de yerlerini almışlar. Toplantının gerekçesi:   

Daha henüz Osmanlıyı terk etmemiş ve Türkiye’ye Cumhuriyet de gelmemişken, Çanakkale’de yedi düvelin toplu saldırılarına karşı büyük bir zafer kazanan koç yiğitlerimizi Peygamber kucağına vermiştik...

O günlerin, o savaşın ve o zaferin şanına, Allah’a şükreylemek... 

Bu gerekçeyle daha başka fikri yapıda gerçek ve tüzel kişiler tarafından coşkulu toplantılar da yapılabilirdi...

Düzenlenmiştir de mutlak. Her neyse helal olsun...

¥

Toplantıda ne yenilmiş, ne içilmiş, ne konuşulmuş ve kimler katılıp dinlemiş. Önemi yok...

Toplantının veya merasimin. Eğlencenin veyahut, etkinliğin hitamında bir hoca varmış ve duaya avuçlarını açmış. Hazirunla birlikte, şühedanın ruhlarına birer El Fatiha gönderilmiş... 

Toptancı bir üslupla...

Toplantı mahallinde bir de albay bulunuyormuş...

¥

Dinler, zahirine bakıldığında varsılları insaf yoluna getirme amacına matufen indirilmiş gibi. Baştan sona gelir adaletsizliğini önleyici emirler, direktifler ve kurallar. Kibirlenmeyin, kimsenin hakkına elinizi sürmeyin, işçinin yoksulun hakkını zamanında ve eksiksiz ödeyin. Yalandan kaçının ve Allah’ın tek olan zatına iman edin ve hayatın her alanıyla ilgili ahlaki tavsiyeler...

Amma dindarlar da hariciler gibi emirlerin bu tür masraf çıkaranlarına pek riayet etmiyorlarmış. Kimseyi ilgilendirmez. Hem sonra Hayati Karaşahin isimli Harbiyeli bir albay da vatana ihanet casusluğundan asılarak idam edilmişse, değil mi?...

Demek ki, mülkiyeliler ve tıbbıyeliler gibi harbiyeliler de disiplini bozabiliyorlar. Allah da izin veriyor, mücazatını belirterek, devletin kanunları da...

Malın can yongası oluşundan, bu emirler ve direktifler, kitabi ayet-i kerimler varsıllara zor geliyor, işte...

Bu itibarla toplumların iktisaden önde gidenleri, servetlerini korumak için sırtları da kalın. Rahatlıkla, dini atmosferin, laik disiplinin dışına kaçarlar. Bu kaçışın tahkimini de eğitimle yaparlar....

Varsıl bölgelerdeki musalla saflarına baktığınızda görürsünüz. Saf tutanlar her zaman semtin sıradan insanlarıdır. Mevtaların yakın çevreleri ki bunlar, okumuş yazmış, umur görmüş ve eli para tutmuş dostlarıdır, saf dışında. İktisadi, sosyal ve siyasi konular üzerinde sohbet halindedirler...

Askerlerde, Prof’lar aleminde, tüccar birliklerinde ve holdinglilerde de bu böyledir...

Böyle olduğu içindir ki, muhtemelen toplantıdaki albay, hocanın El Fatiha’sını hak sahiplerine gönderirken üslubundaki toptancılığı, ayırımcılık olarak algılamış. Hele hele Atatürk isminin de yokluğunu hissedince, bunu hocanın Atatürk düşmanlığına bağlamış...

Hocaya kızıp öfkelenerek pür hiddet mekanı terk etmiş...

Adam haklı. Ben olsam ve işin inceliğini düşünemesem ve de dualarda da perakendeciliği esas saysam, aynısını yapardım...

Neden...?

¥

Teşvikiye’de mukim bir arkadaşımız var. Bizler kendisine Şeyh Galip diye takılırız. Destursuz bir adamdır. Teşvikiye Camii’ndeki cenaze merasimlerinde çok çatışmışlığı vardır profesyonel duacılarla...

Adamın bir hatmi var, hocaya gelip bir liste uzatıyor. hatim duasında bunları Fatihalamasını rica ediyor. Liste şöyle:

Postacıgillerin hacı Osman efendisi ve hanımı, yeğeni Süleyman, doktor Fevzi amcaları, Kazım dayı, öğretmen hala. Ve böyle gidiyor işte, Ayşe idi, Necla idi, Münevver hala idi vs”...

Kandil akşamları ekranlarda mevlit ve dua yarışı başlar. İlahiler okunur, mevlidin her bir bahri değişik makamlarla gönüllere nur saçarken sıra gelir duahana. Duada artık bir tek kişi bile bırakılmaz vatandaşlık numarası ve bürokrasiyle birlikte politikadaki makamları zikredilmemiş olsun...

Her şeyde olduğu gibi burada da akan suyu yatağından saptırarak kaçırmak, bıktırıcı, sıktırıcı ve öfkelendirici oluyor.

Galip ağabeyimizin öfkelenmesi de işte bundan...

“Cahil adamlar ve hocalık taslayan çakallar. Sanıyorsunuz ki, Hz. Allah Azimüşşan, sizin posta memurunuz. Fatihaları dağıtırken yanlış mezarlara gitmesin!...”

¥

Hoca yine doğrusunu yapmış, yapmış da, albay, öfkeli kafa ile anlayamamış hocanın “şehitlere dedik ya”sını... 

“Şehitlere” dediyse tamam o zaman. Atatürk’e de gitmiştir...      

Albay, Atatürk’ün şehitlerin arasında yer alıp almadığını, şehit olup olmadığını bilmeyebilir... Bilseydi, hocaya iftira atar mıydı?

HAMİŞ: Diyeceksiniz ki, “Yahu bu Hayati Karaşahin de nereden çıktı”...? 

Efendim, bu kişi de Harbiye mezunu bir albay imiş. Rusya’nın boğazlardan pay ve Dadaşlar diyarından toprak istediği 40’lı yıllarda, bizim ordumuzun bir takım talimnameleriyle benzeri dokümanları, Sovyet konsolosluğuna bir şekilde iletirmiş...

Casuslukla suçlanıyor ve yargılandıktan sonra, Ankara’da idam ediliyor...

Hocanın önüne, musallaya yatırıldığında, kimsenin Harbiyelisi marbiyelisi kalmıyor. Hepimiz “er kişi” oluyoruz... 

O da “nefer” değil yani sivil adam. Belki paşa, belki çöpçü... 

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23