• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI
04 Şubat 2021

Anayasa, ortak anlaşma..

Ufak birimler halindeki topluluklarda anlaşma, sözleşme senetleri, toplum üyeleri tarafından bizzat imzalanarak yeminle de takviye ediliyor. Kalabalık geniş topluluklarda ise, kendilerine güven duyulan tecrübeli büyükleri tarafından hazırlanan sözleşmeler, imza yerine kaim oy adı verilen simgelerle kabulleniyor.

Bizim anayasalar, savaş ve darbe sonlarında güçlenerek ortaya çıkan kurtarıcılar tarafından tasarlanıp halka da oylatarak imzalattırdıklarından, halkın bilgi dağarcığındaki boşluklardan ötürü, çoğu yerde tabanla tavan arasında görüş ayrılıkları ortaya çıkıyor.

Mesela son anayasada, imza safhasına gelince, kabul edenlerle etmeyenler ayrımı yapıldı. “Evet” diyenler, Başkancı oldular, “hayır”a da başvekilci, eski Türkiyeli etiketi yapıştırıldı. Başkancı olmayanlar, 28 Şubat’a kadar geri götürülerek, tahkir bile edildiler..

Anayasa olarak bugüne dek kullanılan sözleşmelerin temel özellikleri burada kalsın, biz gidelim mutasavver yeni anayasaya..

Anayasada siyaseten ilk şart, iktidarın hukuka bağlı kalması. Milli iradenin öznesi meclis olup, eğer meclis çoğunluğu milli irade yerine konulursa, “şimdiki sistemde ne eksiklik var” denilir.

Türkiye’de anayasalar A’sından Z’sine, tehdit yoluyla imzalatılan bir kumar fırdöndüsü olmuştur. Dayatmacı çoğunluk, tabanın fırdöndülerine hep daima ‘bir veya birer’ tane koydururken, milli irade yerine geçen çoğunluğun kendi fırıldağı, her dönüşünde iktidarlara “hepsini aldırtır”. Eğer sistemin işleyişine bu kerterizden bakılırsa, yeni bir anayasa gereklidir..

1950 sonrası anayasalı siyasetin beşeri dinamikleri, çoğunlukla tek partili iktidardan ayrılan unsurları olup, eğitilerek tecrübe kazandırılan yeni kişiler..

İlhan Arsel der ki, “1957 seçimlerinden sonra yasama meclisine giren temsilcilerin pek çoğu, siyaset adamı olma vasfından yoksun basit ve şahsiyetsiz, kişilerdi. Menfaatperestlik gibi hususlara sahip insanlar olmuştur. Bu unsurlar, seçilmiş olmanın yegane sırrının kendi partilerine aşırı ve şuursuz bağlılık zannı ile vatandaşa itimat telkin edecek bir hattı harekete ihtiyaç duymadılar”.. 

İlhan Arsel’in dünya görüşünü beğenmeyebilirsiniz. Görüş ve değerlendirmeleri tek yanlı ve tarafgirane olabilir. Bunlar bir yana, amma, günümüzün meclisi niye sessiz, soluksuz ve hareketsiz?.. 

Mesela, üç beş üye veya iktidar partisinden bir grup, son günlerin mutfak soygunculuğundan rahatsızlandıklarında, etrafı kolaçan etmeği düşünmediler. Belki, mutfak cihetinden bir sıkıntıları olmadı. Belki de geleceğin açıkta kalma endişesinden. Eğer geleceğin kaybı ise, af buyrulsun, menfaatperestlik değil midir bu vurdumduymazlık?

Anayasa, evvela özel vasıflı ve uzmanlık sahibi kurucu Meclisin hazırlayacağı metnin halkın tasvibinden ibaret bir idarecilik oyunu değildir. Referandum öncesinde seçilen meclis tarafından lime lime tartışılacak. Ayrıca, halkın “hanya ile konyayı” ayırt edebilecek bilgiyle donatılması da, şarttır ve elzemdir. Bu da basında serbest tartışma ile mümkündür.

Meclis, yalap şalap bir bütçe yaptı, içeride ciddi ve yeterli tartışması yapıldı yapılmadı, halkın duyup, görüp öğrenmesi için dışarısı adam yerine konulmadı..

27 Mayıs ile amaçlarına ulaşan yıkıcıların, askere sundukları raporlarda anayasaların yapılışında, siyasi güçlerin de yer almasının önemine parmak basılıyordu. 80 yıl sonrasının dünyaya şamil siyasi şartları karşısında bu görüş yine önemsenebilecek mi?..

Hatırlarsınız, memleketimizin birinci sınıf elit sosyetesinden bir bayan sanatçı, bir vesileyle meraklanmış ve önemli bir soru atmıştı, basın camiasına..

Demişti ki; dağdaki çobanın oyu, benim oyumla eşit olabilir mi?

Haklıydı da. Tasarımı düşünüldüğünde yeni anayasada bu sualin cevabı nasıl olacak?..

Aslında bu sual, 27 Mayıs ihtilalinin anayasa komisyonunda da gündeme getirilmiş bir meseleydi..

Prof. Sıddık Sami Onar, referandumlarda genel oyların etkinlik gücü üzerinde çalışırken, bu hususta epeyi sıkışmış ve arkadaşlarından ilmi destek arayışına çıkmıştı. Neticede cevabını da bulmuştu..

Şöyle: 

“Bir işsiz veya çoban ile bir Genelkurmay başkanını veya Yargıtay başkanını, hele ülkemiz gibi bilgi seviyeleri çok farklı bir ortamda, devlet işlerinde aynı derecede yetki ve eşit hakka sahip saymak memleket gerçeklerine uymaz”....

Bu hususta oylar arasındaki kaba eşitlik, liyakati önemsizleştirir. Dolayısıyla liyakatin anayasa kitapçığına mutlaka derç edilmesi gerekir, o zaman eyvallah. Aksi halde, bir sürü telaş ve şamatalı enerji kaybı. Hazine’nin şu yok zamanlarında yapılan masraflara da yazık olur.. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Ödelekistaniye

Türkiye' de şu an bir darbe olsa, kesin, darbecinin kanunları ölümünden 40 yıl sonrasına kadar geçer. Kimse de bi kob yapamaz.
  • Yanıtla

Hurufat-ı Kur' aniye' ye suikast!

Benim anayasam Kur' an, rehberim ise peygamberim aleyhisselem' dır. Kur' an-ı Kerim' i müzeye kaldırdıklarını sananları zerre kadar takmam, bilmelerini istedim.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23