• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI
11 Haziran 2020

Amerikan (ABD) gerçeği…

Amerika’da (ABD) polisin bir zenci vatandaşını boğarak öldürmesi, dünyayı ayağa kaldırdı. Katil ve maktul olarak o iki kişi, kimlerdendir?

Edilgen maktulün köken olarak kimliği önemli değil. Polisi bu cinayeti işlemeğe iteleyen zihniyetidir, önemli olan. Ankara’nın meşhur bir “Valisi” vardı. 4 Mayıs Gençlerinin nümayişlerine öfkelenen Nevzat Tandoğan, boğalar misali şöyle haykırmıştı..

Ulan, size mi kaldı memleketi şekillendirmek. O bizim işimizdir, komünizmi de biz getiririz, gerekirse şeriatı bile biz getiririz. Oturun kıçınızın üzerine.”

Suç onun değildi tabii. Zira, Nordik felsefenin üstünlük tezi olan, “Millet ne istiyor değil, millete ne istetilmesi gerekir” öğretisiyle yetiştirilmişti. 

Bir memlekette demokratikleşme hareketi haddini aşmaya yönelirse, bunun neticesi tehlikeli olurmuş. Bizim eski büyük askerlerden birisi de, “sosyal gelişme, iktisadi gelişmenin önüne geçiyor, dikkat edelim” diyerek darbeci asker arkadaşlarını uyarmıştı. Nitekim, demokrasilerdeki fazlalığın tehlikesini düşünen Ecevit de, memleketi bu fazlalığın zararından koruma amacıyla “başörtüsüne, had bildirme cezasını” kesmiş ve Meclis Salonundan da kovdurtmuştu (!)..

Irkçılık, başörtüsüne düşmanlık da dahil, iki ana kanaldan besleniyor.. 

Demokrasiye layık olmayanların, cemiyet hayatının siyasi iştiraklerine kabul edilmeme, diğeri de, iyi ve üstün insan cinslerini sık aralıklarla doğurtarak, mevcut sayılarını çoğaltmak..                                       

Birincisinde, İspanya ve Portekiz kalyonlarıyla Afrika içlerinden Yeni Dünyaya köle nakliyeciliği yapılıyordu. İkinci yolda ise, organik dünyanın fiziki ve zihni bütün değerlerinin ırsi yoldan içeriye intikali. Bunun örneği, kemalizmin altyapısını hazırlayan Abdullah Cevdet’in fikir ve düşüncelerinde görülür.

Aydınlanma hareketindeBatı’nın gerisinde kalan Osmanlı toplumunu canlandırmak için, Avrupa’dan damızlık erkek ithal edelim”..

Batı’nın bu soyut düşüncesi, küffarlığın kendine has keyfiyetinde bütünlük arz eder. Buna canlı ve taze örnek, tek başına Korona salgınıdır. Amerika’da (ABD’de) yoğunlukla yaşlılarla beraber siyah derililer, Avrupa’nın dini mozaiğinde ise, beyazını siyahından ayırmaksızın, yerli ve yabancı yaşlıların “ölsün gitsinler” sınıfı..

Şimdilerde daha iyi anlıyorum ki, küçük oğlumun bana anlattığı hikaye, aslında batı hıristiyanlığının bir gerçeği imiş..

.. Baba yahu, sen Avrupa’da olsaydın, şimdiye kadar ehliyetin çoktan uçup gitmişti. Altmışı buldun mu, ehliyet kendiliğinden yok sayılıyor…

Korona gösterdi ki, Batı medeniyetinde yaşını başını almışların nefesini kapatıp, bedeninin de hayat defterini kapatıyorlar. İhtiyarın yediği içtiği israf sayılıyor.

Mekanize Batı materyalizminde, doğum kontrolünde gözden kaçırılan hatalar, ihtiyarlık mevsiminde meşru katliamlarla giderilebiliyor..

Şimdi günümüz Amerika’sında başkan olarak Beyaz Sarayın misafiri, Bay Trump. Bir zamanların Beyaz Sarayın 35. Misafiri ise J.F. Kennedy idi. Bunların her ikisinin de bize karşı düşünce ve tutumları birbirlerine karşı zıt yönlüydü. Gerçi devlet olarak ayni objektifi kullanıyor, ayni politikayı uyguluyor olsalar da, insani davranışlarında birbirlerine karşı ters karakterliydiler..

Trump’ın bize karşı davranışlarını hep gördük. Tarih sahnesinden bizleri toptan yok edebilmeleri için, düşmanlarımıza nakdi fon ve silah olarak vermediği destek kalmadı. Üstüne üstlük, İstanbul’da kendi adına devasa bir gelir kaynağı olan gökdelenleri mevcut..

Müteveffa Kennedy ise, sevgi nişanesi olarak Sirkeci - Bakırköy sahil yolumuzun, kendi ismiyle tezyin edilmeye değer bir kişilik sahibi idi.. 

Profile of Courage isimli kitabından, günümüz politikacısını samimiyetle resmedip tarif eden kısa bir paragrafını aşağıya aktaralım. 

‘Senatörlerden pek azı bu meslekten kendi istekleriyle çekilirler. Washington’un her yerine bir salgın gibi yayılmış olan “Çeşme başından ayrılmama” hastalığının mikropları, hiçbir yerde Senato salonlarında olduğu kadar iştahla üremeğe devam etmez. “Dünyanın en seçkin klübü” diye adlandırılan Senato’dan zorlanarak ayrılma ihtimali, Meclis hayatındaki ilgi çeken işini, göz alıcı ihtişamını ve değerli imtiyazlarını elden kaçırmak belirtisi, en gözü tok politikacı için bile, çok gecelerinin uykusunu kaçırmaya yeter.’

Bizde de öyle değil midir?

Hastalığımız, Kennedy’nin belirttiği gibidir de, ABD’ye has, tek hücreli “kaçırmamacı” türünden değil. Seçim sistemindeki tek seçiciliğin ürettiği, Çeşme başında yer bulamama korkusundan ziyade, kapsamındaki geniş aile boyutlu hayat sigortasıyla birlikte..” 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

selman

Hocam, sen ince ince eleştiri mi yapıyorsun? Vallahi bravo sana! Saygılar :)
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23