• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI
08 Haziran 2020

Altmışbeşlikler…

Çocukluğumun mahalle bakkalları, kamuya açık ve bila ücret halk mektepleri gibi birer hizmet ocağıydı. Okuma yazma öğretileri her ne kadar mekteplerde yapılırsa da, bilenlerin nispeti toplam nüfusa göre düşük olduğundan, buralarda verilen kültür derslerindeki bazı konular, alfabe yerine resimlerle anlatılırdı.

Bakkal duvarları, kara tahtaymış gibi kullanılırdı…

Çocukluğumdan muradımız, ikinci harp yıllarıdır. Geçimimiz tarıma dayalı olup, ekonomik yapımız, kendin pişir kendin ye tarzındadır. Savaşan Avrupa bizi de savaşa çekmek için binbir numara yapmıştı. İnönü hükümeti de ülkenin güvenliğini sağlamak ve gücünü de takviye amacıyla üç kurrayı birden askere alınca, köylük alanda ekim yapıp harman sürecek erkek kalmamış kıtlık, darlık ve aşırı yoksulluk ülkeyi kaplamıştı..

İşte bu ahval ve şerait altında bakkala uğrayanların her vakit cebinde para bulunmayabiliyordu..

Bakkallar da, okuma yazması kıt müşterilerinin, deftere yazdırma tekliflerinden paçayı kurtarıp zarar görmemek için, dükkanlarının içini, resimli kara tahtaya çevirdiler..

İlk birinci ders, şöyle başlıyordu..                          

Bir dükkan resmi, raflar boşalmış, çuvalların dibi görünür, terazileri ters dönmüş, vitrin camları da kırık dökük..

Bakkalın kendisi salya sümük üzgün ve perişan orta yerdeki sandalyeye yığılmış. Zeminde de bir iki fare kıvrılıp ölmüş gibi yatıyor..

Dersin daha net okunabilir kılınması için resimdeki ölü farelerin yanında yere atılmış bir iki yırtık pırtık veresiye defterleriyle kapısı açık içi tam takır boşalmış bir kasa..

Veresiye sattı böyle oldu..

Aradan yıllar geçti otuzlarımıza falan eriştik. Savaşlar bitti. Olanlar oldu, bitenler de bittiler.. 

İstiklal Savaşını yedi düvelin beyazlarına karşı yapmıştık. Emperyal saldırılarından kendimizi korumaya almıştık. Zaferin coşkusuyla yaşamaya başladık. Bu başarının gururunu yaşarken, Amerikan yardımlarıyla yolumuzu şaşırdık. Aynı hamurun mayasından kimler gelip kimler geçtiyse Ankara’dan, işletme sistemi açık hesap üzerine kurulu piyasayla memleketimizi hızla kalkındırdık..

Eski bakkalların müşterilerine nasihat amacıyla dükkanlarında verdikleri kara tahtalı resimli dersler, zenginleşme döneminde tersine etkilemeye başladı..

Bakkalın duvarında üçayaklı bir merdiven. “Hayatın basamakları”. Başlangıçta bir bebek, yenilerde doğmuş. Birkaç basamak sonrasında çember çeviren bir çocuk. Basamaklar yükseldikçe delikanlılık ve düğün dernekli evlenmeler. Merdivenin tepesi “hayatın dönüm noktası”. Sonrasında yavaştan yavaşa torunlar tombalaklara ilaveten kamburlaşarak sakal koyverişler. Yatağa düşüyor ve mezarlığa götürülüş ve “hayatın dünyevi defteri” kapatılıyor...

Bakkallar kendi aralarında anlatırlardı. Hayatın basamaklarını Kuzey Afrikalı bir Müslüman mütefekkirin kitabından öğrenmişler. “Mukaddime” imiş, okudukları kitabın ismi.

Çocukluğumun bakkalı, devletin yapamadığını yapmış, veremediğini vermiş ve resimli duvar dersleriyle milleti eğitip adam etmiş. Lakin Amerikan parasıyla zenginleşerek yolunu şaşıranlar, bir noktaya gelmişler ki, aldıkları dersleri Avrupalılar gibi tersinden yorumlamışlar. Bu da kendilerini beyazlatmış..

Şimdi Türkiye, siyahı beyazından çok çok fazla bir memleket olup çıkmış. Sebebi, hep o Amerikan parasını kullanan Ankara’nın şaşkınlığından..

Hâlbuki yedi düveli kapı dışarı eden Atatürk, emperyalizmin karşıtı olarak bilinirdi…

Hikayenin acı tarafı, Atatürk’ü Atatürkçüler öldürmüşler, beyazlar yani..

İnsanoğlu doğarmış, akabinde anasının memesine yapışır ve bilahare alfabeye el atarmış. Tepeye ulaşmayı takiben koronavirüs gelince, altmışbeşlikler de, analarına rahmet okutmuşlar..

Amma, yine de şükrederek dua edelim. Belki dinimizden, bir ihtimal bayrağımızın deseninden olacak, beyazlarımız Hristiyan Avrupa beyazına benzememiş.

Pazardan pazara haftada bir de olsa, birkaç saatliğine nefeslenebilmemize hak tanıyorlar, izinli de kılınabiliyoruz.. 

İlk izinde dediler ki, “Üç saatliğine kapı önünde dolaşın”..

İkinci hafta izninde bu süre beş saate çıkarıldı.

Üçüncü pazar, baktılar ki, altmışbeşliklerin gözü doymuyor, verilene şükredeceğine, daha fazlasını istiyor.            

Ve hemen mikrofona yapışarak ağızlarını açtılar. Ava giderken, avlandılar altmışbeşlik avcılar.

Dediler ki;

İzin yok, avcunuzu yalayın…” 

Tecrübeden geçirilmiş bir atasözü vardır. “Söyleyene değil, söylenene bak” derler ya.

Bu da “Sözcü”nün söylediği imiş.. Doğru yanlış hiç önemi yok. Hikâye, uydurma da olabilir. Söylenene bakmalı.

Emekli ihtiyar, parası bitince kalkıp gitmiş bankasının para makinesine. Polis de gelivermiş oracığa. Demiş ki; 

“Sen altmış beşliksin hemşerim. Ne arıyorsun burada. Sana sokak yasak, değil mi?”

Kesmiş, üç bin küsur liralık irsaliyeli ihtiyarlık faturasını.

Güle güle ödesin! 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Leyla

Ya hayır soyle ya sus islam düşmanı mason u her yazında anmak da neyin nesi
  • Yanıtla

Kemalettin

Hoca maytap geçme ne demek faturayı ödesin...yahu siz toplumsal bir sorunu doğru dürüst dile vetirmeyecek mısınız hiç
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23