• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Atilla Özdür
Atilla Özdür
TÜM YAZILARI
19 Ağustos 2019

“Akşam oldu hüzünlendim ben yine...”

Türk musikisinin eşsiz eserlerinden birinin ilk dörtlüğü...

Sevdalanmada safiyet ve muhabbet üzerinden, siyasete de adapte edilebilir girizgâhı...

 “Hasret kaldım gözlerinin rengine....” Umutsuzluk girdabına kapılmış gidiyor, ağlamaklı ve hüzün yüklemiş yüreğine...

Ah o Süleymancılar, takkeciler, tesbihçiler, türbancıların ihaneti yok mu yaaaa?

Ne ihaneti be!...

İzmir-Aydın otoyolu 160 kilometre imiş. Bir doktor arkadaşım aynı zamanda bizim rahmetli paşa kızının da müdavi doktorlarındandı, bu devlet otoyoluna tek kullanma bedeli olarak beş lira ödemiş...

Hükümetin bilet garantisi verip ayrıca devlet reklamını da yaptığı körfez geçişli olup, yap-işlet-devret anlaşmalı İstanbul-İzmir yeni yolun 90 kilometrelik Akhisar-İzmir arası 36 lira!...

             

Arkadaşımız, konunun uzmanı. Çalışma alanının da bu sahalarda yer alışından şehir hastaneleri üzerindeki görüşlerini belirtmeden geçemedi. Bu yatırımlar fevkalade faydalı, gerekli ve güzel amma, haddinden de geniş alanlara yayılmış büyük ve devasa yapılar. Devletin diğer araştırma, teşhis, tedavi ve dahi eğitim hastanelerinden ileri boyutlu bir fevkaladeliği pek bulunmasa da, tıbbi radyoloji hizmetleri bakımından, takdire değer...

Ne var ki, hemen bütününe yakın çoğunluğu, birkaç vilayete hizmet sunduklarından, yerleştikleri alan itibariyle içyapıları pek geniş. Teşhis ve muayenenin gerektiği durumlarda hastaların bir poliklinikten diğer polikliniğe gidip gelmeleri, aralarındaki mesafenin uzunluğu itibariyle hayli zaman alıyor...

Her ne kadar hastanelerin iç bünyelerinde bölümler arası hasta nakil çalışmaları yapılabiliyorsa da, yaşlıların oluşturduğu büyük kitle bu durumdan mutazarrır oluyor...

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde de durum aynen böyle. Balıkesir, Çanakkale ve Yalova illeri dahil, çevre ilçelerinden hastalar en azından iki refakatçısıyla birlikte geliyorlar. En kısa olarak üç- beş günlük konaklama masrafının altından kalkabilmek, ancak Demet Akalın’lara has bir ayrıcalık olacağından, göçmenler yatak yorgan levazımatını da yanlarında getiriyorlar...

Hastane, yeşillikler ve sessizlikler ortamında tek başına sanki bir şato. Misafirlerin yatakları, şatonun çevresine yayılıyor...

Gerçi hasta yakınları için bir otel mevcut lakin, ABD markalı olup hususan Demet Akalın’lara özel...

Şehir hastanelerinin eksiği budur. Civar illerden gelen hasta yakınlarının, refakatçilerin yani, gecelerini geçirebilecekleri Devlet Konuk Evleri yok...

Varsıllar sınıfından Demet Akalın isimli bir hanımefendi tatile giderken kullandığı üç buçuk saatlik İstanbul-İzmir oto yolunu pek beğenmiş...

Üç buçuk saatlik zaman formülünde parkurun boyu ile başlangıç ve bitiş noktaları nerelerde belli değil... Binali Yıldırım’ca üç buçuk, Demet Akalın der ki iki, muhtemelen Motosiklet şampiyonu mebusumuz uçup gidebilir bir buçukta. Hız sınırı ustasına göre...

Vefa Bozacısı’nın da Atatürk’ün pek beğendiği bozasını içtiği bardağıyla mekanını şereflendirmesi gibi, Demet hanım da elbet üst sınıflara mahsus bu süper yolun ilk turfanda müşteriliğini hemcinslerini kıskandıracak bir tavırla ilan edecekti, ümmet-i alemine...

Pek beğendiği otoyolda iki saatlik zamanın nasıl geçtiğini anlayamamış bile. Amma, kullanma parası olarak da kendisinden bir miktar ücret almışlar...

Boş veriyor. O kadar büyük rahatlığa karşı bu kadarcığın lafı bile edilemezdi, ücretin...

İtalya’da da yollar paralıymış, ne çıkar...

Valla öyle. Hiçbir şey çıkmaz da... Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan’ı üç gece rüyasında gördükten sonra, beğenisinden ötürü bir de telefonla şahsi teşekkürlerini işitmeden sonra yol parasının lafı mı olurdu?...

Millet de dahil devlet hepimizin. Milletin içinden kendini ayıranlar çıkabilirse de, usulen “hepimiz biriz’dir”. Bunun içindir ki, dağ başında ağırlaşan kadınları da ayırmıyor Devlet Başkanları. Kuş uçmaz kervan geçmez karlı dağ eteklerinden hamile kadınları kaptığı gibi, sağ salim yetiştiriyor devletin hastanelerine, doğumevlerine...

Fakat 240 kilometrelik bir yolun beher kullanım için 250 lira kira ödeyeceğimiz yabancının bir ticari işletmesine reklam gücünde devlet yardımı sunmak, farklı bir keyfiyet olsa gerek...

Geçen yıl torunumun yemin merasimi için Eskişehir ve Bolu üzerinden devlet yollarını kullanarak iki kez Ankara’ya gittik. Bu yıl da Milli Savunma Üniversitesine kaydı kabul ve mezuniyet merasimi için iki kez de İzmir’e. Birisinde Balıkesir’i diğeri de Çanakkale’yi kullanarak. Hiçbirinin de ücretli-ücretsiz oto yollarından farkları yoktu. Ikına sıkına, borç harçla ikinci elden altına bir araba çeken vasat kişinin iki yüz elli lira haraç vererek bu yolu kullanmasına, af buyurunuz kendi hesabıma, akılsızlık derim...

Demet’gillerden bir hanımefendi de, bir ara eşitsizlik üzerinde önemli bir gerçeğin üzerini eşelemişti.

Dağdaki çobanla kendi oyunun eşitliğini sorgulamıştı. Doğrudur. Demokrasilerde her seçmenin oyu, parmak izleri gibi kişiliklerine özgü farklılıklar içerir... 

Bu konuda Albayrak’a bir soru...

Maliye ve Hazine Bakanı Albayrak’a...

Devletin kullanım garantisi verdiği İzmir otoyolu borcunun, pek kullanmaksızın Hazine tarafından ödenmesiyle, devlet ricalinin verdiği reklam desteğiyle halk tarafından tiko para ödenerek Hazine’ye dokunmama arasında; genel bütçe, ödemeler dengesi ve kamu yararına etki bakımından bir fark görür müsünüz?... 

Akşam karanlığına yakın, bu defa da Zeki Müren’den dinlemeyelim bu şarkıyı...

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Alkan

Atilla bey bu şarkıyı sürekli hatırlamak için seçimlerde iktidara ne ölçüde destek verdin.
  • Yanıtla

kurt

Eyvallah hocam hem nalına hem mıhına
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23