• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Alparslan Aydar
Alparslan Aydar
TÜM YAZILARI
31 Mayıs 2019

YUNAN MEZÂLİMİ-3

Anadoluda Yunan Mezâlimi

Venizelos ve Megalo İdea

"1917 senesinde Yunan Milleti'nin kaderini azılı bir Türk ve İslâm düşmanı ikinci defa olarak eline geçirdi. Elefterios Venizelos, Türk âmme vicdanını derin bir nefretle sarsan bu uğursuz isim, ilk defa 'Girit İsyânı' ile yaygın bir şöhret kazanmıştı. Millî tarihimizde 'Girit Hâilesi' diye adlandırılan bu isyanın eşkiya elebaşılarından biriydi. Girit'te akıttığı Müslüman Türk kanı onun kin ve emellerini aslâ tatmin etmemişti; Çünkü Girit 'Megola İdea'nın emrettiği adımlardan sadece biriydi. Şunu dâima hatırda tutmak gerektir ki; tarih ve irs itibariyle aslâ vârisi olmadığı eski Bizans'ı yeniden kurmak, bütün bir Yunan Milleti'nin çılgınca tutkunu olduğu bir hayâldir. Hem de sınırlarını tâ İskender'in dolaştığı ülkelere vardıran bir hayâldir. O İskender ki, Yunan asıllı olmak şöyle dursun, Yunanistan'ı baştanbaşa çiğneyip geçmiş bir Makedonyalı'dır. Yunanlılar ise tarihte bir gün bile Makedonya'ya sâhip olmamışlardır. Bunun gibi Yunanlılar'la hiç bir alâkası olmayan ve Şarkî Roma demek olan Bizans'a gayri meşrû evlât gibi bağlanmayı ifâde eden 'Megola İdea' Yunan şarlatanlığının eseridir. Elen ırkı, sağcısı, solcusu, okumuşu, cahili, hâsılı her ferdiyle bu hayalin hummasında yaşar. Yunanistan'ın iki asırlık târihi düşe kalka hep bu hedefe yönelmiş, çoğu mâcera olan atılışlarından ibarettir. Kabul etmek gerekir ki, Yunanistan bizim tehlikeyi hâlâ hakkıyle görememiş olmamıza rağmen bu hayâl arkasında koşarken birçok başarılı adımlar da atmıştır. Bunun üç ehemmiyetli sebebi vardır:

1-Birçok dâhili çekişme ve ayrılıklara rağmen Yunan Millieti'nin 'Megola İdea' etrafında devam ve azimle birlik olmaları.

2 - Başta Rusya olmak üzere Yunan düşüncesini Batı medeniyetinin üç temel unsurundan biri kabul eden batılı devletlerin devamlı yardım, teşvik ve himâyeleri.

3 -Türk devlet adamlarının birbirine eklenen ihmâl, hatâ ve beceriksizlikleri.

Yunanistan bu üç avantajın mümkün olan bütün semerelerini devşire devşire bugüne kadar gelmiştir." S.110

"Millet olarak şu gerçeği çok iyi kavramalıyız ki; Yunan Megalo İdea'sının tahakkuku Türk Milleti'nin yok olmasına bağlıdır. Bu ideolojinin her safhası bizim maddî ve mânevî varlığımıza karşıdır. Bu gerçeği, Yunan Milleti için bir iman umdesi haline koyan Venizelos'tur. Yunanistan'ın emelleri dâima ve mecburen Türkiye'ye karşı olmuştur.” S.113

“Venizelos 1919 yılı baharında Türkiye'ye taarruz için bütün hazırlıklarını tamamlamıştı. 15 Mayıs'ta kudurmuş sürüler halinde ordusunu İzmir’den çıkardı. Bu tarihten itibaren asırlardır huzur ve sükûn içinde ve bu toprakların sahibi olarak yaşamış bulunan Türk Milleti'ne karşı bu gözü dönmüş ve Türk kanına susamış sürüler vahşiyane zulüm ve işkencelere giriştiler ki; onları Anadolu’ya saldırtmış olan devletler bile bu canavarlıklara göz yumamadılar. Daha önce Girit'te, Mora'da ve Balkan Harbi'nde yaptıkları mümareselerle (antrenmanlarla) tecrübeli olarak zulmün hayâl almaz şekillerini tatbik hususunda Anadolu halkına karşı hikâyesi cildler dolduracak cinâyetler işlediler. Yangın, ırza geçme, kadın ve çocukları kitle halinde imhâ ve hatır ve hayâle gelmeyecek işkencelerle Karadeniz sahilleri ve Batı Anadolu'da ileride yapılacak bir plebisit ile Rum halkını ekseriyet gösterebilmek ve bu bölgelerin kendi hâkimiyetlerine geçmesini temin etmek gâyesini güdüyorlardı. Bu yüzden kundaktaki çocuktan yetmişlik ihtiyara kadar kimi ellerine geçirdilerse, hunharca doğradılar.

Bilhassa İstanbul’a yakın çevrelerde, Marmara bölgesi havâlisinde Yunan Ordusunun yerli Rumlarla elele vererek işlediği cinayetler İstanbul’da bulunan müttefiklerin gözlerinden gizlenemedi. Günlerce açıkta kalan masum insan cesetlerinin ortalığa yayılan kokuları ve deniz kenarlarında, şurada burada birçok sahipsiz ölülerin gözükmesi Kızılay’ın müracaatı üzerine iki ecnebi tahkik heyetinin harekete geçmesine sebep oldu.” S.115

Kitabın bu bölümünde ifade edilmek mecburiyetinde kalınan yüzlerce zulüm örneği, 'Dahiliye Vekâleti' tarafından yayınlanan ‘Türkiye'de Yunan Fecâyii' isimâ kitaptan alınmış resmî raporlardır. Bu raporların aslı Dâhiliye Vekâleti tarafından Türkçe, İngilizce ve Fransızca olarak İstanbul'da Ahmed İhsan Matbaasında 1338 tarihinde basılmıştır. Şimdi, bu kitaptan seçilmiş bazı raporları bölge, bölge tasnif ederek dikkatlerinize sunuyoruz.” S.118

Kitabın üçüncü bölümünde “Anadolu’da Yunan Mezâlimi” başlığı altında (S.109-232) Marmara Bölgesi’nde (Orhangazi, Gemlik, Yalova, Beykoz, Şile, İzmit ve Ezine) ve Ege Bölgesinde (İzmir, Aydın, Nazilli, Menemen, Bergama, Manisa, Eskişehir, Bursa, Kütahya, Uşak, Afyon ve Karahisar) sergilenen vahşetin boyutları ortaya konmuştur. Affınıza sığınarak bir kısmını aktaralım:

Kocalarının Gözleri Önünde Irzına Geçilen Kadınlar

"… Bu üç köye evvelâ ödeyemeyecekleri kadar fazla bir para cezası verilmiş. Ödeyemeyince erkekler Karacaali'nin mezarlığına toplattırılmış, saat, para, yüzük gibi neleri varsa alınmış, kadınlar da aynı soyguna tâbi tutulduktan sonra etrafları ikiyüz Yunan askeri tarafından çevrilmiş ve kocalarının gözleri önünde ırzlarına geçildikten sonra kurşuna dizilmişler, sonra da erkeklere aynı canavarlık tatbik edilmiştir.” S.119

Kesilen Başların Meydana Getirdiği Tepecik

“...16 Mayıs 1921'de Yunanlılar evvelâ evlere silâh aramak bahânesiyle girmişler, yükte hafif, pahada ağır ne varsa toplamışlardı. Sonra erkekleri dışarıya çağırmış, hemen kapılarının önünde birer kurşunla öldürmüşlerdi. Sonra genç kızları kendilerine ayırmışlar, yaşlı kadın ve çocukları da makineli tüfek ateşinden geçirmişlerdi. Bilahâre bu genç kızların başına gelenler herkesin anlayacağı gibidir. Onları da köyün yanına sürükleyip teker teker koyun keser gibi kesmişlerdi. Sonra cesetlerden koparılan başlar köy yolunun hemen yanına yığılmıştı." S.120

“Adı geçen kitaptaki raporlardan anlaşıldığına göre Yunanlılar umumiyetle aynı çeşit işkenceler yapmakta idiler. Başvurdukları usuller şunlardır:

Tırnak sökme, un çuvalında döğme, çuvala koyup suya atma, ağaca ayaktan asma, ağaca asılanları kasap gibi parça parça etme, diri diri kazdırılan çukura gömme, göz oyma, kulak kesme, kol, bacak kesme, câmie doldurup yakma, evlerde soygun, kadın memelerinden kebap yapma, göz ve kulak uzuvları, tecavüz, anne ve babasına zorla tecâvüz ettirmeler, kurşuna dizmeler, edep yerine bomba koymalar, ağza bomba koymalar. Kur’an-ı Kerime hakarette muâmele, kızgın demirle dağlamalar..." S.138

İzmit

"İzmit’deki müttefik heyetinin beyanına göre bir gün içinde öldürülen 7400 İzmitliden ancak 360'ının isimlerini tesbit edebilmiş. Akşama doğru gemiden karaya inince bu cesetleri bizde gördük. Hiç birinde kulak, göz, burun ve parmak kalmamıştı. Bir çocuğun çamurla oynaması gibi Yunanlılar bu cesetler üzerinde oynamışlardı. Bacakları kesilmiş genç kadınlar, kolları koparılmış kızlar, beşik bebekleri, karma karışık bir halde idi. Kan ve et yığını insan ruhuna ürpertiler veriyordu. Bir insanın veya bir milletin bu kadar vahşi olabileceğine inanmak bile güçtü. İzmit sokaklarını gördükçe buraya insandan başka bir felâket âmilinin geldiğini zannediyordum." S.158

İzmir

“Daha ziyade İngilizlerden koparılan tâviz ve yardımlar Venizelos'un cesaret ve ihtirasını azamî ölçüde kamçıladı. İşte bu yardım ve tâvizler sebebiyle, 'Büyük Yunanistan' ve 'Büyük Bizans' hayâliyle başı dönen bu maceracı siyâset adamı, Anadolu'yu istilâ etmek hayâl ve çılgınlığı ile ordusunu 15 Mayıs 1919'da İzmir'e çıkarttı. Bu tarihten îtibaren Türk Milleti bütün cihan tarihinde hiçbir zaman görülmemiş olan vahşi, kanlı ve hâinâne cinayetlere mâruz kaldı. Yunan ordusunun nankör yerli Rumlarla elele vermek sûretiyle tatbik ettikleri bu Türkleri imha siyasetinin programı icabından olmak üzere işlenen cinayetlerin, yağma, ırza tecâvüz ve hırsızlıkların hikâyesi çok uzundur." S.167

Hain ve Nankör Bir Papaz: Hrisostomos

"İzmir'in Yunan palikaryalarınca işgali esnasında işlenen cinâyetlerin birinci mes'ulü yıllarca Türk'ün ekmeğini yemiş, adâlet ve müsamahasına sığınmış bir yerli papazdı: Hrisostomos. Aslen domuz kasabı bir yerli Rumun oğluydu. Atina'da husûsi sûrette yetiştirilerek İzmir'e 'Baş Metropolit' olarak gönderilmiştir. İstanbul Patrikhânesinde plânlanan ihtilâl ve katliam programının Ege Bölgesi baş idarecisiydi. Yunan ordusunun İzmir'e çıkışından önce gerekli bütün hıyânet hazırlıklarını ikmal etmişti.

15 Mayıs 1919 sabahı İzmir'de vatan toprağına murdar ayaklarını basan Yunan palikaryalarının istikbâline çıkan ve onları rıhtımda takdis eden yine bu hâin papaz Hrisostomos idi. Millî Mücadele'nin zaferle nihâyetlenmesine kadar işlenen tüyler ürpertici cinayetlerin baş müşevviki olduğu için zaferi müteâkıp İzmir'de halk tarafından linç edilmiştir.

Hrisostomos’un Atina'dan İzmir'e müteveccih bir sûrette devâsa bir heykelini diken bugünkü Yunanlılara dikkatinizi çekmek isterim. Bu hareketin bir mânâsı varsa o da aradan geçen kırk yıla rağmen Yunan'ın zihniyetinde hiçbir değişiklik olmadığıdır. Kıbrıs'tan sonra bu da Yunanistan'ın gerçek çehresini aksettiren ikinci bir vâkıa olmuştur. Şurası gariptir ki; Yunanistan, Kıbrıs için bir 'kemirme ve hazmetme' devresine muhtaç olduğu için, kanlı papaz Hrisostomos'un heykeline harç koyan kirli ellerini yıkamadan heykelin harcı kurumadan bize yeniden bir sulh taarruzu teşebbüsünde bulunmuştur." S.173

Aydın

"İzmir İşgal Kuvvetleri Kumandanının Türk Hükümetine verdiği notada işgalin İzmir ve civarına münhasır kalacağını bildirmiş olduğu hâlde daha ilk günden itibaren Yunan askerleri ileri hareketlerine devam ettiler. İzmir civarında bulunan Seydiköyü, Gökçükler, Cumaovası, Görece, Akçaköy, Çatallar, Dereköy, Çamurdere köylerini işgal ettikten sonra evleri yağmalayıp ahalisini öldürdüler ve binaları tamamen yaktılar. Bu hareketler tamamlanır tamamlanmaz Aydın halkına hitâben bir beyanname neşrederek burasının Yunanlılıkla üçbin yıllık bir alâkası bulunduğunu belirtiyor ve işgalin daha içerilere doğru genişletileceği, ihsas olunuyordu.

Bu beyanname üzerine Aydın'ın müslüman Türk ahâlisi İtilâf Devletleri mümessillerine şiddetli protestolar yağdırdılar. İzmir civârında işlenen cinâyetlerîn mesulleri cezalandırılmadıkça Yunan ordusunun ileri harekâtından pek vahim neticeler doğacağını bildirdiler. İtilâf Devletleri ve bunlardan bilhassa İngilizler, işgalin muvakkat olduğunu, İzmir ve civârına münhasır kalacağını, bunun sırf askerî mahiyette bir tedbirden ibâret bulunduğunu söyleyerek Türk halkına teminat verdiler. İşte bu teminat üzerine müslümanlar arasındaki heyecan bir parça yatıştı. Hâlbuki bütün bu teminata rağmen Yunanlılar ileri harekâta devam edeceklerdi. Esasen İtilâf Devletleri içinde kendilerine en fazla yük veren İngiltere olduğundan bu teminatın hiçbir hükmü yoktur. Mayıs'ın 27'nci pazartesi günü Yunan kuvvetleri Aydın'ı işgal ettiler.” S.183

“Haziran'ın 28 ve 29'uncu günlerinde bu kanlı çatışma esnasında evvelce hazırlanmış olan katliam programı tatbike başlandı. Bu işte yerli Rumlar, Yunan askerlerinden daha müfrit davranıyorlardı. Müslüman halkın elinde kâfi derecede silâh yoktu. Birçok evler de taş ve sopalarla karşı koymaya çalışıyorlardı. Rumlarsa her türlü silâha mâliktiler.

Şehirde bulunan birçok ecnebinin gözleri önünde cereyan eden işbu katliam, yangın ve cinâyetler sayısız müslümanın hayatına malolmuştu. Bundan başka o günün parasıyla yanan, tahrib edilen, çalınan emlâk ve emvâlin kıymeti de milyonları aşmaktaydı. Yalnız Aydın'da onbin'in üstünde müslümanın canına kıyılmıştı. Sokaklar sahipsiz cesetlerle doluydu.” S.186

 “Alaşehir’de 4500 evden 4350'si tamamen yanmıştır. 11500 kişi olan ahalisinden 400'ü 15 yaşından küçük olmak üzere 7500 kişi kalmıştır.” S.205

Orta Köy'de eşraftan on kişiyi ayaklarından asılmak ve tenâsül aletleri kırbaçlanmak, Alıncak'ta genç çocuk ve delikanlıları kızgın yağa sokarak ve ateşte yakmak suretiyle tüyleri ürpertecek çeşitli zulümler altında inletmişlerdir. Çobanlar Köyü’nde dokuz yaşında bir kız câmide iskân ettirilmiş, bir sürü canavarın saatlerce ihtiraslarını tatmine alet edilmiştir." S.214

Anadolu'da Yunanlılar tarafından yapılan müthiş mezalim, zulmün akla gelmez, hayal almaz örnekleriyle doludur. Bu vahşetler o kadar emsalsiz, o kadar kanlıdır ki, kalbinde en ufak bir insanlık duygusu ve merhamet olan bir insanın değil bunları yapmak hatta görmeğe tahammül etmesi bile kabil değildir.

Hiçbir harb tarihi bugüne kadar; bir ordunun on yaşında bir kız çocuğuna mangalarla tecâvüz ettiğini henüz kaydetmemiştir. Değil bir masum kız çocuğuna, hattâ namuslu bir kadına bile zorla tecâvüz etmek, ne bir imha siyâsetiyle, ne de bir intikam hissiyle kaâbil-i izah olmayan, fakat yalnız Yunan ordusunda tesâdüf edilmiş olan bir alçaklıktır.” S 215

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23