• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Alparslan Aydar
Alparslan Aydar
TÜM YAZILARI
29 Mayıs 2019

YUNAN MEZÂLİMİ-2

Balkan Fâcialari

"Balkan Harbi'nin dört müttefiki olan Yunan, Bulgar, Sırp ve Karadağlılar dört cepheden Osmanlı, Rumeli hudutlarına saldırmışlardı. Harb başladıktan hemen on, onbeş gün sonra ordumuzdaki siyâsî ikilikten alabildiğine istifade ederek hudutlarımızı geçmiş ve ma'mur Türk beldelerini yağma ve talana koyulmuşlardı. Seçtikleri yerlerdeki ekinleri, evleri yakıp yıkıyor, çoluk çocuk, genç, ihtiyar ele geçirdikleri bütün köylüleri çeşitli zulümlerle kılıçtan geçiriyor veya kurşuna diziyorlardı. Bilhassa genç kız ve kadınları öldürmeden evvel zorla döverek veya yaralayarak ırzlarına geçtikten sonra öldürüyor veya aynı şiddet vasıtalarîyle kiliseye götürerek Hıristiyanlığı kabule zorluyorlardı. Hıristiyan olmayı reddedenleri, diğerlerinin gözleri önünde yavaş yavaş en âdi usullerle öldürmek süretiyle geri kalanların Hıristiyanlık itikadını ikrar etmesini temin ediyorlardı. İnsanlarını öldürdükleri evleri yağmalıyor, yükte hafif pahada kıymetli ne varsa aldıktan sonra bir el bombası ile havaya uçuruyorlardı. Girdikleri her yer bir mezbahaya dönüyordu. Memeleri, tenâsül uzuvları kasatura ile kesilen veya saçlarından asılan kadınlar, diri diri gözleri oyulan, kulakları, burunları, dilleri kesilen veya kulaklarından duvarlara çakılan erkekler, korkup ağlamalarına, feryatlarına sinirlenerek süngülenip parçalanan kundakta yavrular bu mezâlimin her yerde tekrarlanan alelade hadiseleri idi.

Bu dört kanlı Haçlı ordusuna yerli hıristiyanlar da iltihak ederek öncülük ettiklerinden zavallı Müslüman Türkler nereye kaçsa kurtulamıyor, en hunhar canavarlıklarla en hayâl edilmez işkencelerle öldürülüyor, öldürülüyor, öldürülüyorlardı!..” S.63

“Bu tüyler ürperten, vahşi domuz sürülerinin zulümlerinden her nasılsa canını kurtararak kaçabilenler; aç ve çıplak perişan kafileler halinde gündüzleri ormanların içinde saklanıyor, geceleri soğuk rüzgârlar ve kar tipileri içinde yalınayak, başı açık, genç, ihtiyar, çocuk ve kadın yol almaya çalışıyorlardı. Çoğu yollarda açlıktan ve hastalıktan telef olup gidiyor, düşüp ölenlere bakacak ve alâka gösterecek kimse bulunmuyordu. Bazen bu sefâlet kafileleri, silâhsız, aç ve zavallı kalabalık, baştanbaşa mücehhez iman ve merhametten mahrum komitecilerin, eşkiya sürülerinin baskınlarına uğruyor, en küçük bir müdafaa ve mukavemet gösteremeden doğranarak hendeklere, meydanlara üst üste yığılıyorlardı.

Ekseri câmilere giren komiteciler, duvarlarda asılı duran âyetleri ve nefis levhaları indiriyor, Kur'anı Kerim'leri dışarı çıkararak çamurlara atıyor ve murdar ayakları, dağlı çarıkları ile üzerlerinde dolaşıyor, câmilere haç takıyor, minarelere çan asıyor ve Fâtihlerin eseri mübârek mâbetlerimizin içini putlarla doldurarak kilise haline koyuyorlardı. Tekke ve zâviyeler ahır haline getiriliyor, türbeler içindeki merkad(kabir)lar, evliya mezarları kaldırılarak hayvanlarının arpa ve saman depoları haline konuluyordu. Şehitliklerimizin mezar taşları sökülerek yüz numarlar inşa ettiriliyor ve Türkün mukaddesatının tahkir için hatır ve hayâle gelmedik alçaklıklar irtikâp ediliyor. Fâtihlerin çocukları olan beylerin çiftlikleri ellerinden alınarak yağma ediliyor, yakalanan sâhipleri çiftliklerinin kapısında ipe çekilip altında ateşler yakılıyordu.

Bütün bu olanlara rağmen korkunç bir propaganda sistemi kurularak Avrupa devletleri nezdinde hakikati ters yüz ederek bizim zulüm yaptığımız iddia ve ilân ediliyordu. Bunun için uydurma, hayâli, kartpostallar, broşürler, kitaplar yayınlanarak Avrupa umûmi efkârı üzerinde müessir olup ileride sulh için masa başına oturulduğu takdirde daha büyük paylar koparmak üzere Batı milletlerinin hissiyatını aleyhimize çevirmeğe çalışıyorlardı. Bilhassa Yunan Başvekili Venizelos bütün Avrupa ve Amerika'yı içine alan bir propaganda şebekesi kurmuştu." S.63

Yağma ve Hırsızlık

"Balkan Savaşında Bulgarlar, Sırplar ve Yunanlılar ellerine geçirdikleri her şehir ve köyü, sandıklarda saklı ihtiyat kefenlerine kadar soydular. Fakat bunlardan hiçbiri yağma ve çapulculukta Yunanlılar kadar ile gidemediler. Gerçekten Dünya'nın bütün muteber lûgatlerinde 'Grek' kelimesinin ikinci manası 'hırsız'dır. Yağma ve çapulculuk maksadiyle bir yere girebilmek için her şeyden önce bir bahane lâzımdı. Böyle bir bahâne bulmak da zor değildi: 'Silah aramak!' Ele geçirilen bir şehirde askerlere, komitecilere süngü taktırarak evlere giriliyor, güya sağ kalan çocuk, kadın ve ihtiyarlarda silâh bulunmadığından emin olmak için her taraf aranıyordu. Hemen umûmiyetle şehre veya köye ilk girenler para, ziynet v.s. gibi kıymetli şeyleri alıyorlardı. Fakat dalga dalga gelen asker ve komiteciler arka arkaya aynı evleri yağmalamaya kalkınca artık üstlerinde başlarındaki elbiselerden altlarındaki yırtık kilimlere kadar ne varsa götürülüyordu.” S.67

Zorla Din Değiştirmek 

"Bilhassa Bulgar papazları, zaptedilen her şehir ve köye ordunun önünde giriyodardı. Bu hareket Haçlı ordusu olmanın alâmet-i fârikası gibi kabul ediliyordu. Zulmün her çeşidini mübah kabul eden bu kara cüppeli komiteciler, Müslümanların mal, can ve ırzlarını helâl ilân ediyorlardı. Bütün bunlara ilâveten de kocaları, nişanlıları canavarlıklarla öldürülen genç dul ve kadınlar, kızlar, ırzlarına geçilmek veya öldürülmek tehdidi altında yaka paça kiliseye getirilerek son bir hareket olmak üzere din değiştirmeye zorlanıyorlardı. Bu zulümde en fazla Bulgarlar ileri gittiler." S.68

Irza Tecavüz

"Bulgar ordusu ile Bulgar ve Yunan çetecilerince ırza tecâvüz alelâde bir hâdise idi. Bunu tabii bir fetih hakkı gibi görüyorlardı. Bağdan çözülmüş aç kurtlar gibi saldıran bu vahşi ve dağlı eşkiya, takattan kesilinceye kadar tecavüzlerine devam ediyor, artık mecalleri kalmayınca da kadınların tenasül uzuvlarını kasatura ile kesmek süretiyle canavarlık nâmına mümkün olan hiç bir şey bırakmamaya çalışıyorlardı. Balkan canavarlarının eline böyle bir fırsat geçince, hayvani ihtirasları o ölçüde galeyana geldi ki, kadınlara kocalarının gözleri önünde bile tecâvüz ettiler. Kurşuna dizmek veya yavaş yavaş işkence ile öldürmek üzere ellerini bağladıkları erkeklerin gözleri önünde ölüm tehditleri altında kadınları, genç kızları kirlettiler. Birçoğunu da bu emellerine nâil olmak için itişip kakışma esnasında öldürdüler." S.74

İşkence ve Katliamlar

"Diri diri yakmak usulünü hemen her yerde tatbik ettiler. Bu canavarlıkta 'Engizisyon Mezâlimi'ni gölgede bırakacak kadar ileri gittiler. Evleri ve köyleri yakmaları bunun yanında pek hafif kalıyordu. Üsküp ile Kumanova arasındaki köyler Sırplar tarafından tamamen yakıldı. Evlerden dışarı fırlayarak kaçmak isteyen zavallı köylüler hemen kurşunlanıyorlardı. İki ateş arasında bir tek fert kurtulamadı. Manastır'da kezâ insanları birbirine bağlayarak yaktılar. Sürünerek ateşten kaçmağa çalışan bîçâreleri sanki insan değil de ağaç kütükleriymiş gibi süngü ile ateşe ediyorlardı. Çok defa çoluk çocuk bir camie doldurularak gaz dökülüp yakılıyorlardı.

Diğer bir işkence usulü de Müslüman Türkler'in diri diri gömülmesi idi. Omurgaları dipçikle kırıdıktan sonra çeşitli zulümlerle öldürülen zavallılarla yollar hendekler tıklım tıklım doluydu. Selânik civârında kadın, erkek ve çocukların karınlarını deşerek içine taş, toprak ve pislik dolduruyorlardı. Daha harb başlar başlamaz bu Balkan haçlıları zulüm ve şenâatin en yeni şekillerini keşfetmekte birbirleri ile rekâbete girişmişlerdi. 'Bak sizinkiler böyle yapmayı akıl edebildiler mi?' diye birbirlerine karşı öğünüyorlardı." S.81

“Bu canavarlıklar cildlere sığmaz. Türk ve Müslüman kanına susamış çarıklı vahşi sürülerin elinden kurtulmağa imkân yoktu. Anasının memesinden süt emmekte olan yavrular bile öldürülüyordu. Bilhassa Yunan subayları Balkan mezalim mektebinde yetiştiler.Öğrendikleri işkence usullerini Anadolu harekâtında hududsuz bir sûrette tatbik imkânını bir kere daha elde ettilerse de sonunu getiremiyerek şanlı Türk askerleri tarafından vatanın harîm-i ismetinden tard olundular.” S.84

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23