YKS ve Denizyıldızları

26 Temmuz 2019 Cuma

YKS sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte, her yıl tekrarlanan tartışmalar tekrar gündemdeki yerini aldı.

Devlet, dün olduğu gibi bugün de en büyük rant kapımız. Dolayısıyla yaklaşık iki asırdırher kesim kendi ekibiyle o devleti ele geçirmeyeçalışıyor.

Hemen hepimizin farkında olduğu ve bir yönüyle de herbirimizin kısmen sorumlusu olduğu bu vahim tablo sebebiyle birbirimize güvenmiyoruz.

Öğretmenlerimize de güvenmediğimizden olacak, onları sürecin dışına iterek sınav odaklı bir eğitim anlayışına mahkûm ve razı olduk...

(Öğretmen yetersizliği üzerine nutuk çekmeye hazırlananlara o öğretmenlerin nerede ve nasılyetiştiğini/yetiştirildiğinisormuşolalım.)

Diplomayı olması gerektiğinden çok daha önemli bir noktaya taşıyıp, zorunlu eğitimi on iki yıla çıkarınca yaşadığımız problemler beklenenin aksine her geçen yıl büyüdü.

Kademeler arası geçişi düzenleyen sınavların adı, şekli ve mahiyeti sürekli değişti.

YKS (TYT ve AYT) sistemi ilk açıklandıktan sonra ömrü iki ay sürmedi. Üzerinde defalarca değişiklik yapıldı. Kimi dersler önce kaldırıldı sonra geri getirildi. Kimi derslerin soru sayısı değiştirildi. Nihayetinde bir noktada karar kılınmak zorunda kalındı.

Sınav sistemini iki ayda düzenleyemeyi beceremeyen bürokratik mekanizmanın, gençlerimizin tüm hayatlarına yön verecek bir sınavda (TYT) en temel kaygılarının zaman problemi olduğunu farketmiş olmaları beklenirdi. Fakat değişen bir şey olmadı...

Gençlerimizin bizden cevap beklediği sorular var:

Ortaöğretim hayatları boyunca çocuklarımıza hızlı okuma ve zaman yönetimi ile ilgili bir ders veriyor muyuz?

O halde hangi hakla TYT de zaman ve süreç yönetimini en temel kaygı haline getiriyoruz?

Geciktirmeden çözmemiz gereken asıl probleme gelince:

YKS düzenlemesi ile (TYT ve AYT) tüm derslerde soru sayısı mümkün olduğunca azaltıldı.

Bu haliyle sağlıklı bir ölçme ve değerlendirme yapmanın mümkün olmadığını anlatmaya çalışmak zorunda kalmanın kendisi ızdırap vesilesi...

Şöyle ifade etmeye çalışalım:

MEB bünyesinde 9. ve 10. sınıflarda bir dersten her dönemde iki yazılı olmak üzere toplam sekiz yazılı yapmamız gerekiyor. Oysa örneğin Fizik dersi için öğrencilerimizi 9. ve 10. sınıf konularından (83 kazanım) sorumlu tuttuğumuz TYT (1.aşama) sınavında yedi soru soruyoruz.

MEB yetkilileri, veliler(özellikle lise), öğrenciler, öğretmenler ve eğitim uzmanları, MEB bünyesinde yapılan yazılı yoklamalarda her yazılıda yalnızca bir soru sorulmasını doğru buluyorsa mesele yok.

Öğretmenler her yazılıda yalnızca bir soru sormak gibi bir eylem kararı alıp uygulamaya kalksa ortalık ayağa kalkar.

Yaşadığımız tablonun daha da vahim olduğunu farketmek zorundayız.

Bizler TYT ve AYT de soru sayılarını minimum seviyeye çekince sınav sonuçlarını belirlemede şans faktörü olması gerekenden çok daha üst seviyelere çıktı.

Buna bağlı olarak öğrencilerimiz sınav sonucuda aldığı puanın aslında hakettiği sonuç olmadığı duygusunu çok daha fazla yaşamaya başladı.

Her öğrencimiz soru sayısının azlığı nedeniyle sınav öncesi girdiği deneme sınavlarındaki derecesinin çok değişken olduğunu yani şans faktörünün olması gerekenden çok daha fazla olduğunu defalarca yaşayarak tecrübe ediyor.

Evlatlarımızın tüm hayatlarını şekillendirecek olan mesleklerini belirlerken şans faktörünün bu kadar baskın hale gelmesinin insani boyutunu konuşmaya gerek var mı?

Hep birlikte gençlerimizin adalete olan inancını zedeliyoruz…

Mağduriyet yaşayan öğrencilerimizin akademik anlamda daha başarılı öğrenciler arasında yoğunlaşıyor olmasını yani memleketin en cins ve disiplinli kafalarını dolayısıyla kendimizi yani geleceğimizi bir şekilde cezalandırıyor oluşumuzu ne şekilde açıklamak gerekir?

Soru sayısını azaltılınca sağlıklı bir ölçme ve değerlendirme yapabilmek için tek bir sorunun içerisinde birçok kazanımı barındırması beklenir.

Bakmayın siz, analiz, sentez vb popüler söylemlere...

Soru kalitesi geçmiş yıllarla karşılaştırıldığında beklenen seviyenin çok altında.

ÖSYM'nin bulduğu çözüm: MEB kitabında kıyıda köşede kalmış noktaları seçici soru diye sormaktan ibaret görünüyor.

Eskiden ÖSYM özel sektörün bir adım önünde olur, hazırladığı sorularla özel sektöre yön verirdi. Bir başka ifadeyle, sorular zekâ kokardı.(Soruların ezbere dayanıp dayanmadığını ölçmenin çok basit bir yöntemi vardır. Kitap defter serbest dersiniz. ÖSYM sorularına bu gözle de bakalım.)  Oysa şimdilerde özel sektörün gerisindeler.

Matematik dersinin belirleyici olduğu bir sınav sisteminin yanlışlığı ise bambaşka bir problem.

Sayısal öğrencileri için Fizik, Kimya ve Biyoloji derslerinin belirleyiciliği azalmış durumda.Bilim sadece Matematik demek midir?Sayın bakanımız derinleşmekten söz ediyor. Oysa son yıllarda yüzeysellik bu branşların en temel problemi. Gençler matematik bilgilerini Kimya ve Fizik derslerinde kullanamıyor. Soruna odaklanmak yerine kavram sorularına yöneldik.Bulduğumuz çözüm Fizik ve Kimya branşlarını işlemden arındırmak.

Dershanelere ihtiyaç kalmayacak,yanibürokratik mekanizma günü kurtaracaktı(!)

Bir kez daha çözümüöteleyerekasıl problemin üzeriniörtmeyitercihetmişolduk.

Matematikyeterliliğini ölçmeyi dersin kendisiylesınırlandırınca,Matematik dersini kendi içinde soru tarzlarının ezberlendiği(!) bir ders konumuna ittiğimizi de fark edemedik.

Oysakavram ve işlem soruları birbirininalternatifideğil...

Bilim insanı yetiştirmek, cins kafaları sisteme kazandırmak istiyorsak, Bilim Olimpiyatları'nın yüksek öğretime geçiştekatkısınınarttırılmasıya da kıymetinin anlaşılmasıüzerine hep birlikte kafa yormamız gerekiyor.

Özellikle dil alanında yaşanan gariplik ise tek kelimeyle ibretlik.

Dilden tüm soruları eksiksiz doğru cevaplamanız neredeyse hiç bir şey ifade etmiyor.

Soru sayılarını arttırıp, her ders için sorular çok kolaydan çok zora doğru veayrıca farklı yeterlilikleri de sorgulayan bir yelpaze sunduğunda daha sağlıklı bir ölçme değerlendirmenin ortaya çıkacağında şüphe yok.

Sağlıklı bir ölçme değerlendirmenin, "SisteminKendisini Kontrol Etmesi" ve eksikliklerinin üzerine gitmesi açısından da çok çok önemli olduğunu vurgulamak gerekir.

Bu nokta ihmal edildiği takdirde hazırlandığımız asıl büyük değişimi(!) yanlış ve eksik veriler üzerinde bina edeceğimiz noktası gözden kaçırılmamalıdır.

Örneğin TYT de 20'şer, AYT'de 40'ar Fizik, Kimya ve Biyoloji sorusu sorulabilir.Sınavın ismini değiştirmeden yeni bir düzenleme yapılabilir.

Çözüme odaklanmak yerine ifrat ile tefrit arasında boğuluyoruz.

ÖSYM her sınav sonrasında dönem dönem düzeltmek zorunda da kaldığı cevap anahtarını vermekle yetinmeyi bir kenara bırakmalı ve her bir sorunun hangi kazanımları kapsadığını ayrıca soruların ayrıntılı ve gerekçeli çözümünü de yayınlamalıdır.

Hazırladıkları sorularla gençlerimizin geleceğine yön veren ekibin akademik yeterliliğini test etme imkânının, kamuoyunun elinden alınmaması gerektiği kanaatindeyiz.

Cevap anahtarı vermekle gerekçeli çözüm açıklamanın arasındaki fark ehlince malumdur.

ÖSYM,buyılsınavagirenvetercihaşamasındaolanöğrencilerimizinsınavhakkındakigörüşlerinesistemegirebilmek(tercihyapabilmek)içinkatılmakzorundaolduklarıbiranketlebaşvurabilir.

Anlamakveanlatmaktazorlandığımızgariplikleribelkibuyollafarkedebilirler.

Tüm bu değerlendirmelerden sonra 2.390.188 adayın TYT, 1.880.711 adayın AYT sınavına katıldığı YKS 2019’da bazı derslerin net ortalamalarına bakalım:

Ders (Soru Sayısı) :Net Ortalaması

TYT-Türkçe (40) : 14,673

TYT-Sosyal Bilimler (20) : 6,687

TYT-Temel Matematik (40) :5,672

TYT-Fen Bilimleri (20) : 2,243

AYT-Matematik (40) : 4,775

AYT-Fizik (14) : 1,034

AYT-Kimya (13) : 0,963

AYT-Biyoloji (13) : 1,298

Bu tabloyu yukarıdaki değerlendirmelerle birlikte ele aldığımızda ortaya çıkan manzaranın kamuoyunun zannettiğinden çok daha kötü olduğuvurgulamak gerekir.

Yapılacak değişikliklerin bir sistem değişikliği olmadığını, öğrencilerimizin mağduriyetini gidermek adına geç kalınmadan sınav sistemine yönelik gerçekleştirilmesi gereken zorunlu bir teknik düzenleme olduğunu, anlamak, anlatmak ve uygulamak zorundayız.

Tüm bu değerlendirmeleri yeni bir sisteme geçişöncesi anlamsız bulanlara son bir hatırlatmada bulunalım:

MEB'in hazırlandığıYeni Ortaöğretim Sisteminden YÖK'ün haberiolmadığınıöğrendik.

Daha da önemlisi problemin asıl kaynağıolan üniversitesiteyegeçiş sistemini nasıldüzenleyeceğimiz sorusunun cevabı henüz yok.

Bu durumda MEB'e güvenmemiz gerekiyor.!

Basit bir soru:

Yaşadığımız onca tecrübe hafızalarda tazeliğini korurken kayıtsız şartsız size neden güvenelim?

Ne diyelim: Belki de susmaken güzeli...

Hikâye anlatmayı seven eğitimcilerimizin favorisidir:

Sahile vurmuş binlerce denizyıldızını tekrar denize atan kahramanımıza “binlercesi olduğunu ve güzel de olsa yaptığı işin sonucu değiştirmeyeceğini” söyleyen arkadaşın aldığı cevap neydi?

Bu yıl kendisi için hiç bir şeyin değişmediği gençsayısıyaklaşık 2.5 milyon...

Bu sayı hergeçen yıl artmaya devam ediyor.

Hikâye anlatmakgüzel de problemlerimizi çözmeye yetecek  mi?

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Faruk d.Faruk d.23 gün önce
    Muhterem Alparslan Aydar yazinizda doğrular olmakla beraber ciddi yanlışlarda var.ben bir lise matematik öğretmeni olarak söylüyorum tyt-ayt sisteminin soru kalitesi kesin bir şekilde önceki sınavlardan çok usttedir.zannedrim ilgili öğretmenlere bunu sorarsanız ezici çoğunlukla benim dediğimi diyeceklerdir.suradada çok haklısınız ki mevcut sistemde soru sayısı çok azdır buda olcme-degerlendirmeyi olumsuz etkilemektedir.
  • hüseyinhüseyin24 gün önce
    Okulların isimleri satılırken iktidara maskaralık yapanlar! Milli Eğitim Bakanlığı "Eğitimin Finansman Çeşitliliğinin Arttırılması" tedbiri adı altında okulların isimlerini satışa çıkardı.Bakanlık, okullara gönderdiği yazıda "eğitimin finansmanının arttırılması" amacıyla, okullara "hayırsever isimleri"nin verilmesi ile elde edilecek gelirlerin merkezi yönetim bütçesine ödenek kaydedileceğini belirtti.AKP iktidarı, 2010 yılında da aynı uygulamaya gitmişti.Bunun anlamı nedir? Bakanlık, isim satışından elde edilen gelirlerin Merkez Bankası hesabına yatırılmasını istiyor!Neden acaba? Merkez Bankası'nın bu paralara ihtiyacı mı var? Devlet bu duruma mı düşürüldü?***Bu arada 19 Eylül 2018 tarihli resmi gazeteye göre daha önce 1 milyon dolar olan vatandaşlığa kabul bedeli 250 bin dolara indirilmiş, havaalanlarına 250 bin dolara vatandaşlık afişleri asılmıştı.Tamamlanmamış konut projelerinden 250 bin dolar veya daha üstü rakamlar karşılığında alım yapanlara da vatandaşlık hakkı getirilmişti.Yine 500 bin dolarlık yatırım yapanlara da vatandaşlık veriliyor.***2003 yılında 58'inci hükümetin başbakanı olan Abdullah Gül Davos toplantısına katıldığı bir sırada, bir işadamının "20 bin dolara Türk vatandaşlığı satalım, milyarlarca dolar kazanalım" önerisi getirdiğini söylemiş, ancak tepkiden çekindiklerini belirtmişti!Türk vatandaşlığını o kadar ucuzlatamadılar ama bunun yerine 70 bine yakın Suriyeliyi vatandaş yaptılar.Diğer taraftan yabancılara GAP bölgesinde toprak satmak için, 57'nci hükümet döneminde Endüstri Bölgeleri Yasası çıkarılmıştı! Bir Amerikan şirketinin hazırladığı tasarı, Yabancı Sermaye Derneği tarafından Türkçeleştirilerek, Başbakan Bülent Ecevit'e sunulmuş, Meclis'ten de geçmişti. Eş zamanlı olarak Türkiye ekonomik krize sürüklenmiş, üzerine derem de gelmişti.59'uncu hükümet döneminde, hazine arazilerinin yabancılara satılabilmesini öngören ve bir dizi kanunda değişiklik yapan yasa, ayrıca Doğrudan Yabancı Yatırımlar Yasası çıktı ve yabancılar toprak alımını hızlandırdı.***Tayyip Erdoğan başbakan olduktan sonra,  27 Ocak 2004 günü, "Doğrudan Yabancı Yatırımlar ve Türkiye'nin Ekonomik Kalkınması" konulu konferansta yaptığı konuşmada, bu tür yasaların nasıl hazırlandığını açıklamıştı:"Çalışmalarımız Dünya Bankası ve Uluslararası Finans Kurumu'nun uzmanları ile kendi uzmanlarımızın yürüttüğü alan çalışması ve ilgili çevrelerin katılımıyla yapılan toplantılar sonunda ortaya çıkan ve 'Türkiye'de Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Reform Programı' olarak kabul edilen eylem plânı çerçevesinde sürmektedir." Erdoğan, konu ile ilgili reform denilen yasaların Dünya Bankası ve IMF ile birlikte hazırlandığını söylüyordu!Yine Erdoğan, Türkiye-Suriye sınırındaki mayınların temizlenme işi için sınır boyunca uzanan toprakların 49 yıllığına bir İsrail şirketine devredilmesi için bir yasa çıkarmıştı. Anayasa Mahkemesi, CHP'nin başvurusu ile yasayı iptal etmişti.***Bu tür yasalar ve uygulamalar, vatandaş tarafından yeterince takip edilmiyor veya edilemiyor. Türkiye'nin ekonomik ve demografik yapısı sadece Suriyeliler ile değiştirilmiyor; bir de bu türde yasa ve uygulamalarla Türkiye adım adım batağa doğru sürükleniyor.

Günün Özeti