Taşıt Tanıma Sistemi Üzerine Sorular
Taşıt Tanıma Sistemi Üzerine Sorular
ALİ OSMAN AYDIN
Ulusal taşıt tanıma sistemi üzerine bir şeyler söyleyeceğiz ama önce şu teğmenlere kısaca değinelim.
Bildiğiniz üzere, kılıçla korsan yemin eden teğmenler, ordudan ihraç edildiler. Ne beklenirdi ki zaten! Organize bir şekilde hiyerarşinin dışına çıkarak kılıç sallayan bir grup itaatsiz askere hangi ciddi iktidar müsamaha gösterir?
Farklı örnekler vermeye lüzum yok. Aynı hareketi, 1923-38’in Türkiye’sinde Mustafa Kemal’e karşı saltanat sevdalısı teğmenler yapsalardı, Mustafa Kemal hepsini darağacına gönderirdi.
Muhalefet ve medyası başından beri durumu çarpıtarak, meselenin “Mustafa Kemal’in askerleri” sloganından kaynaklandığı izlenimini vermeye çalıştı.
Kılıçla yaşayan kılıçla ölür. Güzel sözdür. Kılıç sallıyorsan yumuşak muamele beklemeyeceksin.
Türkiye’de askeri diktatörlük 1908’de Mahmut Şevket Paşa ile başlamış, 2016’nın 15 Temmuz’unda Boğaz Köprüsü üzerinde halkın bilfiil olaya el koymasıyla sona ermiştir. Askeri dikta hayali kuranlar, küçücük çocukları bu işlerde maşa gibi kullananlar, olmayacak bir hayalin peşinden koşuyorlar.
Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi
“Akaryakıt piyasasında rekabet eşitliğinin sağlanması ve kayıt dışı ekonomi ile etkin bir şekilde mücadele edilmesi amacıyla istasyonlarda akaryakıt pompalarına bağlı ödeme kaydedici cihazlara taşıt plaka bilgilerinin elle girişini önleyerek otomatik olarak aktarılmasını sağlayan sistemdir.”
Taşıt Tanıma sistemi ile ilgili bakanlığın sitesindeki açıklama metni bu. “Plaka bilgilerinin elle girişini önlemek”miş temel amaç! Ayrıca “rekabet eşitliğini” sağlamak istiyorlarmış. Bunun için araçlara bir cihaz monte etmeyi uygun görmüşler.
İyi de bu iki amacın otomobil sahipleri ile ne alakası var? Ben söyleyeyim, yok! Rekabet eşitliğini sağlamanın yolunu bakanlığın çalışanları bulsunlar. Plakaların elle girilişi problemse, korkunç paralar kazanan istasyon sahipleri bir zahmet bu problemi çözsünler. Yakıtı satan onlar. Parayı kazanan onlar. Faturayı neden biz ödüyoruz?
Anlaşılır bir şey değil inanın.
****
Taşıt sahipleri için düzenlenmiş taahhütnamede şöyle bir madde var: “UTTS hizmetlerinin verilmesi esnasında veya herhangi bir zamanda oluşabilecek arıza, vb. teknik sebepler ile bu hizmetin kesintiye uğramasından, donanım, yazılım ve internet servis sağlayıcılarından kaynaklanan aksaklıklar nedeniyle, üçüncü kişilerin bilgilerimize erişimi sonucunda ortaya çıkabilecek zararlardan Darphane’nin sorumlu olmayacağını,”
Neden böyle bir madde var, çünkü “Ad, soyadı, T.C. kimlik numarası, doğum tarihi, imza, e-posta adresi, cep telefonu numarası, iş yeri ismi-unvanı, iş yeri adresi, araç bilgileri, ruhsat bilgileri, IBAN bilgisi, IP adresi bilgileri, cihaz modeli, cihaz markası ve konum bilgisi verilerimiz” ellerinde olacak.
Yani idare diyor ki herhangi bir teknik aksaklıktan, bu aksaklık dolayısıyla taşıt sahibi aleyhine meydana gelecek durumlardan, kişisel bilgilerin ele geçirilmesiyle oluşacak muhtemel zararlardan ben sorumlu değilim! Beni sorumlu tutmayacağını baştan taahhüt etmen gerekiyor, diyor!
Vatandaşın başka bir seçeneği var mı zaten?
Hem vatandaşı, masrafını vatandaşın ödeyeceği bir işe mecbur ediyorsunuz, hem de hiçbir sorumluluk almayacağınızı ilan ediyorsunuz. Sorumluluğu vatandaş alsın istiyorsunuz, çünkü ceza kesmek sorumluluk almaktan daha konforlu.
Cihazın fiyatı 2.326 TL. Türkiye’deki araç sayısının da 31 milyon olduğunu düşünürseniz, toplam tutarın ne kadar büyük olduğu anlaşılır.
Taşıt tanıma sistemi vatandaşın sırtına yüklenmiş yeni ve vatandaş için de çok anlamı olmayan bir yük. Vatandaşın hiçbir yerinde bulunmadığı bir sistemin kayıt dışılıkları vatandaşa haybeden cihaz aldırılarak giderilmeye çalışılıyor.
Daha yeni, sadece MTV’lere % 43, TÜVTÜRK muayene ücretlerine % 44 zam geldi. Yakıt litre fiyatı 50 TL’ye geldi dayandı. Araç sigorta fiyatları çok ciddi pahalandı. Kaskolar uçtu gitti. Bir de üzerine taşıt tanıma sistemi geldi.
Hakikaten hepsini alt alta koyduğunuzda vatandaş için gerçekten çok ağır bir hale geldi zamlar. Devlet galiba otomobil sistemini sağmal inek gibi görüyor. Bir şey olduğunda ilk el atılan yer otomobil sektörü oluyor.
****
Meselenin bir başka boyutu da şu: Bazıları araçlara takılacak cihazların yurtdışından tedarik edildiğini, tedarikçilerden birinin de Yahudi bir firma olduğu söyleniyor. İşin güvenlik boyutuna dikkat çekiyorlar haklı olarak. Parçaları birleştirdiğinizde hakikaten tuhaf bir tablo çıkıyor ortaya.
Çünkü Lübnan’da Hizbullah’ın başına gelenleri unutmadık. Komplo teorisi gibi algılanacaksa da algılansın. 31 milyon yakıt dolu araç ve sahiplerini etkileyecek bir güvenlik açığının ülkeyi ne hale getireceğini tahmin etmek hiç de zor değil. Allah korusun. Bunları merak etmek, sorgulamak bizim hakkımız. Cevap vermek de yetkililerin görevi.