Memleket Dumanaltı
Memleket Dumanaltı
ALİ OSMAN AYDIN
19 Temmuz 2009’da zamanın Sağlık Bakanı Recep Akdağ şöyle demişti:
“Bu uygulama ile halkımızın temiz hava soluma hakkını güvence altına alıyoruz. Çocuklarımızı ve gençlerimizi sigara dumanından korumak en büyük görevimizdir.”
Dumansız Hava Sahası uygulaması yeni başlıyordu. “Dumansız Hava Sahası” uygulaması öncesinde Türkiye’de otobüslerden kahvehanelere, restoranlardan işyerlerine, devlet dairelerine kadar neredeyse tüm kapalı alanlarda sigara içiliyordu. Pasif içicilik oranı %60’ın üzerindeydi ve sigara dumanından kaçmak neredeyse imkânsızdı.
Bu yüzden 19 Temmuz 2009’da dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan:
“Dumansız Hava Sahası, toplum sağlığı için bir dönüm noktasıdır. Sigara içmeyenlerin haklarını korumak, gelecek nesillere daha sağlıklı bir Türkiye bırakmak için bu adımı attık.” demişti.
Meselenin önceliklerinden biri “sigara içmeyenlerin hakkını” korumaktı.
Uygulama başlarda çok başarılı oldu. Türkiye büyük bir değişim geçirdi. Toplum genel anlamda hassasiyet gösterdi bu uygulamaya. Zabıtalar sıkı denetim yaptılar. Cezalar kesildi. Mekânların şekli değişti.
O kadar hızlı yol aldık ve dumansız hava sahası uygulaması öyle ciddi uygulandı ki, uygulamadan dört sene sonra Sarajevo’daki bir restoranda sigara içildiğini gördüğümde, “Kapalı bir mekânda nasıl sigara içilebilir?” diye düşünmüş ve inanılmaz şaşırmıştım. Hâlbuki bir süre önce bizim ülkemizde de tablo farklı değildi…
Bu mantalite değişiminden sonra sigarayı azaltanlar bile olmuştu. Yani sigara kullanımına karşı ülkece küçük de olsa önemli bir zafer kazanmıştık aslında.
*
Aradan uzun zaman geçti. Türkiye bu arada çok değişti. 2009 senesinde toplumun %27–28’i yani 14 milyon insan sigara içiyorken bugün toplumun %35’i yani 21–22 milyon insan sigara içiyor. Bunlar elbette resmî rakamlar… Gerçekte durumun çok daha farklı olduğunu biliyoruz.
Bugün adımımızı sokağa attığımız andan itibaren sigara dumanı solumaya başladığımız bir ülkede yaşar hale geldik. Hayır, “sadece İstanbul böyle” demeyin… Anadolu’da da kullanım oranı inanılmaz yüksek…
Yolda, kaldırımda, kapı önünde, kafede, lokantada, yasaklı alanlarda, otobüs duraklarında, caddede yürürken… Her yerde sigara içiliyor.
Uzun yol otobüs şoförleri uzun yolda içiyor mesela, minibüs şoförleri çalışırken minibüsün içinde… Yolculuk yaparken, acı ve pis bir koku geliyor burnunuza, bir bakıyorsunuz şoför sigarayı yakmış içiyor…
O kadar çok şoförle bu yüzden kavga ettim ki! Yolcuların sağlığını zerre düşünmeyen bu adamlar, haksız bir şey istemişiz gibi sinir krizlerine girdiler ve herkesin gözü önünde içmeye devam ettiler.
Bugün İstanbul’da içilen sigaraların leş gibi dumanını solumadan bir caddede yürümeniz mümkün değil. Adam sigarayı yakıp yürümeye başlıyor, onun sigarasının dumanını arkasında yürüyen insanların hepsi soluyor. Arkasında çocuklar var, yaşlılar var, hastalar var… Kendisi de bunu biliyor ama umursamıyor!
Bir de özellikle insanların mecburen toplu bir şekilde beklediği ya da durduğu yerde içenler var. Bunlar en sorunlu olanları.
Hava soğuk ve insanlar otobüs durağına sığınmış, adam gelip tam durağın yanında içiyor. Metro istasyonunun çıkışı… Adam tam yürüyen merdivenin bittiği yerde sigarayı yakıyor.
Bir berberdesiniz, adam tam kapının ağzında içerek içerideki herkesi rahatsız ediyor.
Yemek yiyorsunuz, yanınızdaki masada yakıyorlar sigarayı…
Çocuğunu parka götüren anneler etraflarında çocuklar var diye düşünmeden yakıyorlar sigarayı ve çocuklar o dumanı soluyor.
Gidin Anadolu’da otellere; odanızda uyurken yan odada içilen sigaranın kokusunu soluyorsunuz.
Güzel bir günbatımı izleyeceksiniz, birinin yaktığı sigaranın leş kokusu bütün manzarayı berbat ediyor.
Benim dumanımdan rahatsız olabilirler düşüncesi yok bu insanlarda, aksine “rahatsız oluyorlarsa olsunlar” düşüncesi var.
Bu korkunç bir bencillik… Bu bencilliğin üzerinde durmak gerekiyor. “Diğerinden bana ne?” felsefesi ile hareket eden bu bencillik en büyük sorunlarımızdan biri.
En halim selim adamın direksiyon başına oturunca trafik canavarına dönüşmesi gibi; en saygılı, düşünceli tipler sigara içmeye başladıkları anda kimseyi umursamaz hale gelebiliyorlar.
Ve sigara içmeyen biri olarak rahatsız olduğunu söylediğinde seni uyumsuzlukla suçluyorlar. Uyum sağlamak için bu berbat kokuya katlanmak gerekiyor!
Bir zamanlar sigara içtiğini gördüğüm ya da yeni içmiş kişilerle tokalaşmazdım bile. Hayatta en nefret ettiğim şeylerden biridir sigara.
Fakat bugün ondan kaçabilmemiz imkânsızlaştı. Başbakan bizim gibilerin “hakkının korunacağını” söylemişti. Var olan boşluktan dolayı hakkımızı çiğniyorlar her gün.
İstanbul tüten bir baca gibi sigara dumanıyla dolu. Kural falan kalmamış. Kapalı mekân, açık mekân kalmamış… Fırsatları varsa insanlar sigarayı yakıyorlar. İçmeyen insanların hakkı, hukuku kimsenin umurunda değil.
Sigara konusu sadece bir sağlık sorunu değil. Önce bir terbiye meselesi. Diğerinin sağlığına, temizliğine, tercihine saygı...
Bu “saygıyı” duymayan apartmanda gürültü de yapar, parkı da kirletir, trafikte kaynak da yapar. Bu mantık hayatın başka alanlarında da karşımıza çıkar:
“Ben yüksek sesle müzik dinlerim.”
“Ben korna çalarım.”
“Ben çöp atarım.”
“Ben bağırarak konuşurum.”
“Ben sıraya kaynak yaparım.”
Çünkü onun keyfi başkalarının haklarından daha önemlidir, önceliklidir!
Bu yüzden bu bir medeniyet, insan hakkı ve - kişi inanıyorsa- kul hakkı meselesidir. Sokakta yürürken sigara içen ve dumanı başkalarına solutan biri; o dumanı soluyan herkesin hakkına girmiştir ve bu kirli günahından dolayı hakkına girdiği herkese hakkını ahirette verecektir.
Yetkililer bir an önce bu gevşekliği bir kenara bırakmalı ve sigara konusunda geçmişte aldıkları tutumu almalılar. “Sigara içmeyenlerin hakkını” koruma görevlerini hatırlamalılar.