Dünyanın idaresi Hıristiyan-Yahudi Epstein nesline kalmış
Dünyanın idaresi Hıristiyan-Yahudi Epstein nesline kalmış
MUSTAFA ÇELİK
Bir çağın karanlığı, çoğu zaman tek bir ismin gölgesinde görünür olur. Oysa mesele bir isimden ibaret değildir. Jeffrey Epstein gibi vakalar, yalnızca buzdağının suyun üstünde kalan kısmıdır; asıl kütle, derinlerde ve sessizlikte saklıdır. Bu yüzden sorunu bir “nesil”e indirgemek kolaydır ama yanıltıcıdır. Çünkü çürüme, bir kuşağın değil; denetimsiz gücün, zayıflamış vicdanın ve alışılmış suskunluğun ortak ürünüdür.
İnsanlık, zaman zaman kendi kurduğu düzenin içinde kaybolur. Güç, hesap vermekten uzaklaştıkça; hakikat, yerini imaja bırakır. Böyle anlarda suç, yalnızca işleyenin omzunda kalmaz; görüp de görmeyenin, bilip de susanın payı da büyür. Sessizlik, kötülüğün en sadık müttefikidir. Ve en tehlikelisi, bu sessizliğin zamanla normalleşmesidir.
Bu karanlıkla mücadele, büyük sözlerden önce küçük ama kararlı adımlar ister. Hukukun gerçekten işlediği, gücün denetlendiği, mazlumun korunabildiği bir zemin… Ama bundan da önce, insanın kendi içinde kurduğu bir mahkeme vardır: vicdan. Eğer orada beraat kolay dağıtılıyorsa, dünyadaki hiçbir mahkeme adaleti tam kuramaz.
Bugün karşı karşıya olduğumuz şey, bir grubun “pisliği”nden çok, insanlığın ihmallerinin birikmiş sonucudur. Bu yüzden çözüm de dışarıda aranacak bir düşmanda değil; içeride, bireyin ve toplumun kendini yeniden inşa etmesindedir. Görmek, konuşmak, hesap sormak… Ve en önemlisi, hakikati, gücün gölgesine terk etmemek.
Çünkü karanlık, çoğu zaman büyük bir saldırıyla değil; küçük ihmallerin üst üste yığılmasıyla büyür. Ve onu dağıtacak olan da, yine insanın kendi iradesidir.
Jeffrey Epstein etrafında ortaya çıkan skandal, yalnızca bireysel bir suç dosyası değil; güç, nüfuz ve cezasızlık arasındaki yapısal ilişkiyi görünür kılan bir kırılma anıydı. Bu tür vakalar, modern dünyada “ahlaki çürüme” diye tarif edilen olgunun nasıl kurumsal zemin bulabildiğini anlamak açısından önemli bir mercek sunar. Şu üç başlık, bu tür skandalların neden bu kadar sarsıcı olduğunu daha iyi açıklar:
1. Güç–erişim–koruma üçgeni
Yüksek sosyoekonomik statüye sahip aktörler, hem insanlara hem de kurumlara erişim avantajına sahiptir. Bu erişim, suiistimali kolaylaştırırken; aynı zamanda hukuki süreçleri geciktiren veya sulandıran bir “koruma katmanı” da oluşturabilir.
2. Cezasızlık algısı
Hukukun geç veya eksik işlemesi, toplumda “bazıları dokunulmaz” hissini doğurur. Bu algı, tek bir dava ile sınırlı kalmaz; sistemin geneline yönelik güveni aşındırır.
3. Şantaj ve ağ yapıları
Gerçekten de bu tür dosyalarda, kişisel sırların veya suç ortaklıklarının baskı unsuru olarak kullanıldığı inkâr okunamaz.
Hilafet-i Şer›iyye›nin yokluğunda dünya devletlerinin çoğunun Epstein çetesinin şantaj ağlarının kontrolünde olduğu izahtan varestedir. Filistin’de, Gazze’de işlenen katliamlara ve cinayetlere dünyanın seyirci kalmasının en önemli sebeplerinden birisi de budur. İnsan ve Müslüman olan Siyonist Yahudilerin şu vahşetlerine sessiz kalamaz..
Siyonist Yahudiler Gazze’de;
√ Yük taşımaması için Katırları,
√ Doğurmaması için Kadınları,
√ Tedavi yapmaması için Doktorları,
√ Savaşçı olmasınlar diye Çocukları,
√ Üreyip çoğalmasınlar diye Erkekleri katlettiler.
Siyonist Yahudiler Batı Yaka’da;
√ Filistinli köylülerin ekinlerini yaktılar,
√ Asırlık Zeytin ağaçlarını kestiler,
√ Hayvan sürülerine el koydular,
√ Köylerin yollarını tahrip ettiler,
√ İçme suyu şebekelerini imha ettiler.
En vahşi hayvanda bile asgari düzeyde de olsa, var olan merhametin zerresi bile yok bu yaratıklarda.
İnsanlık bu canlı türünün “insan” olup olmadığını sorgulamak zorundadır.
Dünya ihtiraslarını ilahlaştıran bu muhteris “canlı türü” tarafından yaşanılabilir ve yönetilebilir olma vasfını kaybetmiş durumdadır.
Kan ve katliamla beslenen, insanların evlerini başlarına yıkan, çadırlarda yakan, çocukları bombalarla paramparça eden Siyonist İsrail’in tıpkı kuduz olmuş köpekler gibi karantinaya alınması, beşeriyetin selameti için anın vacibidir. Rabbimiz uyarıyor:
“Size ne oluyor da, Allah yolunda ve, ‘Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver’ diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?” (Nisa Sûresi/ 75)
Halkı Müslüman ülkelerin Müslümanları ve vicdanı delinmemiş insanları mutlaka ve mutlaka kendi idarecilerini sorgulamalıdırlar; niçin Gazze’ye sahip çıkmıyorsunuz? Niçin gazaya ordular göndermiyorsunuz? Niçin Mescid-i Aksa ve mübarek çevresini necis Siyonistlerden kurtarıp arındırmıyorsunuz? Yoksa Hıristiyan-Yahudi Epstein Nesli’ndenmi korkuyorsunuz?
Batıdan getirilmiş ideolojileri, sistemleri, kanunları, Amerika-İsrail’ci yöneticileri, tüccarları, yapıları ve yapılanmaları terk edip reddetmedikçe bugün Gazze’de Hıristiyan-Yahudi Epstein Nesli tarafından gerçekleştirilen kanlı katliamların ortakları olmaktan kurtulamayız. Bu, böyle biline!