--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Magazin Ekonomisi ve Bir Kroletarya Starı Olarak Tarkan

Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın

Son yazımızda “Magazin Postmodern Büyüdür “başlığıyla magazin dünyasının oturduğu zemini deşifre etmeye çalışmıştık. Kitleler hangi nedenlerle magazinin peşine düşer, magazinin köpürttüğü dedikodunun gıybetle olan akrabalığı nasıldır gibi konulara değinmiştik.  İlaveten de “Önümüzdeki yazıda magazinin sebep olduğu ekonomik döngüden bahsedeceğiz.” demiştik.

Biz böyle söyledikten bir gün sonra Özdil, Sözcü’nün magazin vebasına her gün verdiği devasa desteğe tek kelime etmeden, Fatih Terim’in skandal kavgasından yola çıkarak Çeşme gerçeklerini anlatan bir yazı yazdı.

Hani şu Sözcü’nün de dahil olduğu magazin basınında hemen  her gün şezlong güzelleri, havuz başı ünlüleri, sahil şöhretleriyle boy gösteren Çeşmeyle ilgili. Sözcü yazarlarının da müdavimi olduğu Çeşme’yle ilgili…

40 bin kişinin yaşadığı Çeşme’ye bağlı sadece Alaçatı mahallesinde yazın bir milyon insan yaşadığını söylüyor yazıda. 45 günlük sezonda dükkan kiralarının “200 bin” liraya çıktığını, restoran ve otoparkların resmen mafyavari tekniklerle işletildiğini hatta kalaşnikoflarla çatışmalar çıktığını anlatıyor.

Vandallaşmanın, görgüsüzlüğün, şezlong kiralamaya kadar vardığını; rant savaşlarının yaşandığını; restoranlarda fahiş fiyat üzerinden “İstanbullulara giydirme” yarışı yapıldığını; bahşiş terörü estirildiğini vurguluyor.

Ancak, “Bozuk saat bile günde iki kere doğruyu gösterir.”i doğrularcasına başka bir şey daha söylüyor Özdil ve zaten onu yazımıza konuk eden de bu… “Avantacı köşe yazarı sorunu var Alaçatı’nın… Restorandan, bardan, otelden avantayı alıyorlar; göklere çıkarıyorlar…Bunların methettiği 10 mekandan 9’u seneye yok!”

Ve ekliyor: “Her Ağustos ayı ortasında aynı dram yaşanıyor, magazin sayfalarında ballandıra ballandıra manşet yapılan mekan sahibi sezon bitmeden iflas ediyor.”

Asıl azmettirici köşe yazarlarının fonksiyonunu ise şöyle tarif ediyor: “Tarifesi olan köşe yazarı var, 50 bin lira ver, ahtapotla kaplumbağayı ayırt edemeyen aşçıyı Avrupa’nın en iyi aşçısı diye yazsın.”

Bütün bunların bir önemi yok.

Kimsenin Alaçatı’ya gidip “Avrupa’nın en iyi aşçılarından” lezzetli bir şeyler yemek istediği yok. Kimsenin aslında Çeşme’de huzurlu bir tatil geçirmek istediği de yok.

Tek istenen, “Çeşme’de tatil yapma ayrıcalığına sahip” olduğunu instagram hesabından iş arkadaşlarına, lise arkadaşlarına, eltiye, görümceye gösterebilmek.

Tek İstenen güneş, deniz ve boş şezlong kombinasyonu fotoğraflarla twitterda boy gösterebilmek.

O restorana ahtapotlu salata için rezerve yapılmıyor aslında, o masada selfie çekebileceğini eşe dosta göstermek için o salataya asgari ücret ödeniyor…

Bütün o rezil ‘kekleme’ hareketlerine statü merdivenlerini nihayet tırmanmış biriymiş imajı vermek için katlanılıyor.

O fotoğrafların insanlar üzerinde bıraktığı etki düşünülerek balık istifi gibi plajda tatilin tadı çıkarılmaya çalışılıyor.

İnsanlar kendilerine katlanamadıkları için ihtiyaç duydukları saygınlığı lüks tatil satın alarak elde etmeye çalışıyorlar. 

Kazanan kim? Tokatlamada “Allah yarattı” demek gibi adeti olmayan hamşo mafyatörler ve onların kırıntılarıyla kursakları dolan magazin basıncıları…

Tokatlananlar kim? Tokatlanmaya reklam için katlananlar, tokatlanmaktan hoşlananlar, tokatlanmadan yapamayanlar ve tokatlanacağından habersiz magazinin izini sürerek, sevdiği aktörün, aktiristin, popçunun peşi sıra çeşme yollarındaki trafiğe eklemlenenler, yani halk…

 

Muhteşem Bir Soygunun Anatomisi

 

Her soygunun püf noktaları olduğu gibi vatandaşı soymanın da altın kuralları var. Bu kurallar  Kemalist Sözcü’nün de aralarında yer aldığı magazin basıncılarından sorulur. Sakın ha “Bize ne canım, biz Çeşme’de tatil yapanlardan değiliz.”demeyin… Çünkü soygun Çeşme’den ibaret değil.

 

Popüler kültürün takipçisi bir tüketiciyseniz, soygundan nasiplenmemek tabiri caizse tokatlanmamak mümkün değil.

Nasıldı o söz, “Algıyı değiştir, dünyayı değiştir.”

İşte medyanın izlediği yol bu.  Medya bütün provokatör kalemşörleriyle sizin algınıza nüfuz etmeye çalışıyor. Hani şu Chistopher Nolan imzalı “İnception-Başlangıç” filminde olduğu gibi…

Bilirsiniz, filmde bir grup hırsız rüya yoluyla bilinçaltının derinliklerine girerek oradan fikirleri çalmaktadırlar. Fakat son işlerinde onlardan her zaman yaptıklarının tam tersi istenir. Bu kez hedefteki kişinin bilinçaltından bir şey çalmayacaklar aksine oraya bir fikir yerleştireceklerdir. Yerleştirilen fikir kararları, kararlar davranışları ve davranışlar da paranın yönünü değiştirecektir.

Magazin basınının yaptığı da ‘Başlangıç’ta anlatılanlardan hiç farklı değil. İnsanların zihnine bir “et” firmasının imajını zerkederek bir kasabı(Şaka değil) kısa sürece zengin-meşhur etmek böyle bir şeydir… 

Maharetleri, yaptıklarını sezdirmemeleri, oynadıklarının kirli bir oyun olduğunu fark ettirmemeleri ve sizi tüketime yöneltecek algıyı bilinçaltınıza yerleştirmeleridir…

Sıradan bir kişi internetten haber okurken önüne geliveren kışkırtıcı başlıklı, magazinel içerikli şeylere merakını yenemeyip tıklar. Karşısına ya dizisi final yapmış alımlı bir oyuncu ya sansasyonel bir manken veya dejenere bir popçu çıkar.

Bu kişilerin yaşantılarına ait her şey büyük puntolarla bir gazetecilik hınzırlığıyla verilir.

Haberin flaşında bol bol “skandal görüntüler, olay dans, sosyal medyayı salladı” gibi argo kabalıklar kullanılır. Siz de ‘ortalığı kasıp kavuran bu şey, neme nem bir şey’ diye düşünerek foto galeriyi bir bir tıklamaya başlarsınız.

Yaptığınız her tıklama müstakbel oyuncu, popçu ya da mankenin banka hesabında artan sıfırlar anlamına gelir.

Nasıl mı?

Tuzak şöyle kurulur: Her firmanın bir pazarlama departmanı olduğu gibi “sanatçı” tayfamızın da sağlam(!) bir pazarlamacısı vardır ama sanatçıyı “mal” yerine koyduklarını hissettirmemek için bu kişiye menajer derler. Halbuki yaptığının bildik pazarlamadan hiçbir farkı yoktur.  

Menajer, gazete veya internet sitesinin yazı işleri müdürünü arar. Satacağı mala göre, şayet bir kitap arifesinde veya dizi çalışmalarının öncesinde ya da albüm çalışmaları içinde iseler muhatabına bir senaryo önerir.

Bu durumla ilgili bir magazin basını yöneticisinin düşünceleri şöyle: “Ünlüler kendilerini gündemde tutmak için, hemen her hafta özel hayatlarına ilişkin ayrıntıları “para teklif ederek” magazin basınının hizmetine sunmaktadırlar. Dolayısıyla ünlüler bu sayede, iş yaşamlarında yeni teklifler almakta ve ekstralarını çoğaltmaktadır.

Senaryo Nasıl Uygulanır?

Senaryoya göre şöhret, herhangi bir yerde uygunsuz şekilde yakalanmış ama farkında değilmiş gibi yaparak  tartışmalı fotoğraflar verecektir. Bu, tüm haber portallarına ve gazetelere servis edilecektir.

Ertesi sabah insanlar haber okumak için internet sitelerini dolaştıklarında o şöhretin tuhaf yakalanma görüntülerini tıklarken bir yandan da onun ya albüm hazırlığı yaptığını ya da yeni dizisi için kolları sıvadığını öğrenmiş olacaklardır.

Aynı haber akşam haber bültenlerinde tekrar izlenecektir. Hafta sonu magazin programlarında tekrar. İnternette her yerde tekrar. Gazetelerde tekrar… 

 

Sanatçının hitap edeceği kitleye göre kimi zaman da bu bir yakalanma olmaz…. Bazen de Mecliste zeytin ağaçlarını koruma kanununa ilişkin yapılan bir çalışmaya, hafızalara kazınan “gel gel gel acımıycak’ şarkısının solisti Tarkan’ın verdiği tepki gibi olur. “Rant için zeytin ağaçlarına kıymayın.” diyen şovmen hafiften muhalif, hafiften çevreci ve hafiften insancıl mesajıyla sosyal medyada “aman ne güzel” şeklinde ergenlere bayram yaptırmıştı. Haberi okuyanlarda, bir zamanların uyuşturucudan gözaltına alınmış ünlüsünün, pop müzikte sözlü pornografinin mucidlerinden olan bu şahsın ne kadar ince düşünceli bir insan olduğu algısı kemikleştirilmeye çalışılmıştı . Ama durum göründüğünden biraz daha farklıydı.

Örneğin, Tarkan bu açıklamaları yaptığında tarihler 31 Mayıs 2017’yi gösteriyordu.

Pekiyi kroletaryanın mega starı Tarkan’ın son albümünün çıkış tarihi neydi?

23 Haziran 2017…

Böyle bir spekülasyon bu tarz bir star(!) için tam bir “rant” sahasıdır.

Hükümeti “rant”çılıkla suçlarken kendisi özellikle hedef müşterileri olan gençlerin duygularını cezbetmeye çalışarak “rant”çılığın daniskasını yapmıştır.

 

Hatırlayın, albüm çıktıktan sonra basın söz birliği etmişçesine dört bir koldan “en, mega, hiper, süper, olağanüstü, harika” kelimeleriyle dolu cümlelerle albümü ve onun yorumcusunu “kutsama”ya durmuşlardı.

Kutsama korosu o kadar kesin ve tereddütsüzdü ki

kimse albümün genel anlamda, bildiğiniz vasat olduğunu,

on yılın heba edilmiş olduğunu,

46 yaşında orta okul bebeleri seviyesinde müzik yapmanın kimseyi gerçek müzisyenler seviyesine çıkarmayacağını,

on yıl sonra ikinci bir “kış güneşi” bile çıkmadığını,

bu yaşta zorlama tınılarla ancak ergenlere hitap edilebileceğini  söylemeye cesaret edemedi.

Çünkü youtube, instagram, facebook, twitter , haber bültenleri, haber siteleri, gazeteler, radyolar albüme atıf yapan veya doğrudan albümü göklere çıkaran videolarla, sözlerle hınca hınç doldurulmuştu. Halkta “Bütün Türkiye bu albümü dinliyor, sen nasıl dinlemezsin!” kompleksi oluşturularak sürü kültürünün boyundurukları sıkıca tutulmuştu.

Sonuç!

Sonuç  bir ayda eskiyen, zevksiz, Recep İvedik müzikalitesi için 20 günde 32 milyonluk hasılat…

Magazin Basınının İtirafçıları bütün Bunlara Ne Diyor?

Magazin Eki Editörü Mehmet Çalışkan bu süreci şöyle açıklıyor:

“Basın, birilerinin elinden tutar. Onları bir yere getiririz, ondan sonra bırakırız. Çünkü̈, sırada başkaları vardır.” Kirli ekonomik ilişkilere dair Gala Magazin Eki Haber Müdürlerinden Sema Denker:“Şöhret adayı kadınları kapak yaptığımızda, ertesi hafta çok iyi iş alıyorlar. Bu anlamda, onların PR’ını yapıyoruz denilebilir. Böylece onların işleri çoğalıyor, ekstralara gidiyorlar.

İzzet Çapa’nın son günlerde Hürriyet’te yapılan “Temiz Eller” operasyonuna dair yazıkları da çizdiğimiz tabloyu tamamlıyor. Lüks otomobilli muhabirler, iki bin avroluk kiralık araç kullanan yazarlar, PR şirketleriyle sarmaş dolaş iş tutanlar, açıktan reklam ajansları hesabına çalışanlar,  para karşılığı haber yapanlar vs…

Magazin öyle şeytani bir mekanizma ki Özdil’in betimlediği Çeşme cehennemi devede kulak bile değil. Magazin vebasından dolayı halk, satın aldığı kitaptan kıyafete, bindiği araçtan tatil planına, dinleyeceği şarkıdan çocuğuna hangi ismi vereceğine kadar magazin ideolojisinin değer yargılarıyla düşünür hale gelmiş bugün. Geçmiş olsun…

Ali Osman Aydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle