İzdivaç Programları Neden Kaldırılamaz?
Harf inkılabı yapıldı. Milli giysi çıkarıldı, kılık kıyafette batı taklit edildi. Okullarda din dersleri yasaklandı. İlahiyat fakülteleri kapatıldı. Çünkü “Hakiki Mürşit’in ilim” kabul edildiği aydınlanmacı aklın, din bilgisine ihtiyacı yoktu.
Türk müziği yasaklandı. Köy Enstitüleri kuruldu. Sinan, Baki ve Itri kültürünün çocuklarına Zola, Gorki okutuldu, Mozart, Vivaldi, Beethoven dinletildi, Molierin Kibarlık Budalası, Sofokles’in Kral Oidipus’u sahneletildi. Bu bir İtalyan’a Dante’den önce Şeyh Galip okutmak gibi bir şeydi. Aydınlanmacı aklın Türk kültürüne ihtiyacı yoktu.
Bu yüzden Eğitim’in milli ve dini hüviyeti yok edildi. Seküler yurttaşlar var etmek için tarih çarpıtıldı, modern dogmalar “yaratıldı”, milli değerler tarumar edildi. Aydınlanmacı aklın milliliğe ihtiyacı yoktu.
Darwinizm, karma eğitim, kısa forma, alkollü mezuniyet törenleri, eğitimde muasırlaşmanın kat’i işaretleri sayıldı. Bu nedenle köy kökenli ailelerle eğitimli çocukları arasında kültür farkı açıldı. Laik asimilasyon köklü aileyi çatırdattı. Çünkü aydınlanmacı aklın geleneksel aileye ihtiyacı yoktu.
EĞİTİM SİSTEMİNİN TOPLUMSAL YANSIMASI
Aydınlanmacı aklın ihtiyaç duymayarak tasfiye ettiği dokular milli kültürün tartışmasız temeliydi. Bütün bu geçmiş anlaşılmazsa izdivaç programlarının yaslandığı toplumsal köken de kavranamaz. Çünkü günümüz toplumu, dindarından liberaline kadar Kemalist devrimlerin bir sonucudur. Sözünü ettiğimiz değişimler, toplumun kodlarıyla oynamıştır. Ortaya ise izdivaç programlarının görünür kıldığı tuhaf bir cemiyet çıkmıştır.
İZDİVAÇ PROGRAMLARI
Hatırlarsınız. Bir zamanlar ancak bazı Türk filmlerinde rastlanırdı bu gibi şeylere ve nadiren de gazetelerin 3. sayfa haberlerinde…
Bir hanımefendinin(!) çıkıp, kadın ve erkekleri tanıştırma bahanesiyle bir yere doldurması olacak iş değildi!
Geçmişin çirkin vakası şimdi “İzdivaç” programı adı altında her evde… Necip milletimiz bu işleri TV de olunca meşru, mahalle arasında olunca gayri meşru kabul ediyor maalesef…
Durumun enteresanlığını bir de şöyle düşünün. Sunucu hanımefendiler, aynı işi yapmak üzere yan dairenize taşınsa, girip çıkan erkek-kadın trafiğine bakıp “Aile var!” diye söylenir, ardından ilk iş polisi ararsınız muhtemelen. Neyse ki sadece televizyonda oluyor böyle şeyler, mesele yok yani, oturup çoluk çocuk izlenebilir…
DİZİLER, İZDİVAÇ PROGRAMLARININ NESİ OLUR?
Dizi filmler olmaksızın “izdivaç” travmasını tanımlamak mümkün değil. İlişki namına dizilerde uzun uzadıya anlatılan ne varsa “izdivaç” programlarında doğrudan ekrana taşınıyor. Yıllardır diziler üzerinden topluma enjekte edilen profan yaşam biçimi, izdivaç programlarının hem seyirci, hem de katılımcı alt yapısını hazırladı denebilir. Bir bakıma dizilerle yetiştirilen birey, “izdivaç”la baş göz ediliyor...
Programlar kadın seyircinin beğenilerine göre tasarlanıyor çünkü seyirci büyük ölçüde kadınlardan oluşuyor. Ama bu kadın saygınlığına yaraşır bir iş yapıldığı anlamına da gelmiyor. Bakmayın programlarda kadın haklarından bahsettiklerine. İzdivaç programları kadınlar tarafından kutsanan bir ataerkillik içeriyor.
“Kadınlar aşağılanmasın…Alınıp satılmasın…” klişelerinin köpürtüldüğü programda kadınlar en karlı aday tarafından seçilmek için çabalıyor. Tipik bir “Sindirella”, yani, periye rastlamadan önce kimliği olmayan kadın sendromu…
Asıl trajik olan, böyle bir aşağılamanın Kadın STK’ları da dahil kimsede bir rahatsızlık uyandırmaması.
Kadınların eş adaylarıyla ilgili gayri menkul ve statü gibi beklentilerini pervasızca dile getirmeleri, özentiyle kokuşmuş hayatlarına sağlam bir sponsor aradıklarını gösteriyor.
Kadınlara özgü alışveriş aritmetiği burada da işliyor yani.
Bütün bu bileşenler izdivaç programlarını belli bir sosyolojiye dayanan, milyonlarca izleyicisi olan popüler bir fenomene dönüştürüyor. Üstelik toplumun seküler değer yargılarının yansıması olan bir fenomen…Bugün tepeden inme bir kararla bu programlar kaldırılsa bile seyirci benzer formatları süratle üretecektir, şüpheniz olmasın…







